Sağlık terörü...

Yavuz Selim DEMİRAĞ

YGünün birinde terörün hayatımızın tüm alanlarına gireceğine kimse inanmazdı. Bölücü terör, trafik terörü, gıda terörü, digital terör derken sağlıktaki terör insanımızın ömrünü tüketiyor. 2002 yılında 3 milyar dolar civarında olan sağlık harcamaları 2012 yılında 60 milyar doları buldu. İnsanlarımızın hastanelere başvuru sayısından çoğunluğun haberi yok. 2002’de 60 milyonken, 2012 yılında 360 milyon kişi hastanelerde muayene olmuş. Rakamları abarttığımı zannetmeyin. Devlet arşivlerindeki resmi rakamlar. 72 milyon nüfuslu ülkede yılda 360 milyon kişi hastalık için müracaatta bulunuyor. Ortalama her vatandaşımız yılda en az 6-7 kez hastalanıyor demek. Sağlık harcamalarına ödenen 360 milyon doları kişi başına dağıtın bakalım. On yıldır Türkiye’yi yönetmekte olan AKP dahil olmak üzere gelip-geçen iktidarların çoğu sağlıkta yeni hastaneler açmakla övündü. Seçmenlere sağlıkta sağladıkları avantajları anlatıp oy topladı.
İlaçların, muayenelerin bedava olduğundan dem vurup meydanlarda alkış aldılar. Şimdiki durumda muayene ücreti, reçetelerdeki her bir kalem ilaç için alınan ayrı ücretler konusunda çoğunluk henüz uyanmadı. Vatandaşın cebinden ya da devlet bütçesinden sonuçta harcanan para, senin benim alın terimiz. Etrafımızda her yaştan insanımızın muzdarip olduğu çeşitli hastalıklara tanık oluyoruz. 1978 yılında Türkiye’de diyaliz ünitesi sayısı üç iken bugün 4 binlere yaklaştı. Oysa Türkiye son 50 yılında büyük sel felaketleri falan yaşamadı. İnsanlarımızın böbreklerine silah ile ateş edilmediğine göre bunca böbrek hastasının niçin bu hale geldiğini soran yok. Bir dönem bölücü terörün çözüm yöntemi olarak kullanılan “sivrisineklerle değil, bataklıkla uğraşıp kurutmak gerek” sözünü hatırlayan yok.
Hastalıkların kaynağından ziyade dünyanın silahtan bile önce gelen ilaç sektörünün dayattığı tedavi yöntemleriyle başka hastalıklara davetiye çıkarıyoruz. Gıda sektöründeki korkunç uygulamalar kısırlığa sebebiyet veriyor. Milletimizin geleceği tehlikede. Gıda ve ilaç yüzünden Türk insanının üreme oranları milyonlardan on binli hanelere gerilemiş durumda. Sperm sayıları düştü açıkçası. Çocuk sahibi olmakta güçlük çekiyor gençlerimiz. Adım başı tüp bebek merkezleri açılıyor. En yakın çevremde tanık oldum. Annem, yıllardır kullandığı ilaçlar yüzünden diyaliz hastası oldu. Kızım genç yaşta öyle. Aylardır diş problemi yaşıyorum. Senelerce ağızlarımızın içinde bomba taşıdığımızın farkına varamadık. Amalgam denilen gri dolguların cıvalı olduğunu öğreneli bir kaç yıl oldu. Bütün dünyada yasaklanan amalgam dolgular yüzünden zehirlendiğimizi bilen insanımızın sayısı ne yazık ki çok az. 1970’li yıllarda hekimlerimizin yazdığı reçetelerde ilaçların toplam türü 30’u geçmezken bugün binlerce çeşit ilaç var. Her ev mini eczane. Herkes yarım doktor, yarım eczacı. Sokaktaki insan birbirine ilaç tavsiye ediyor. İlaçsız hayat neredeyse yok.
Bütün dünyanın yöneldiği alternatif tıbbın ana kaynağı biz iken, doğal tedavi yöntemlerinde sınıfta kalmışız. Almanya, Hollanda bizden sülük ithal edip eczanelerinde satarak tedavi ederken, dedelerimizin, ninelerimizin sülük tedavisini yapan insan sayımız neredeyse bitti. Uzak Doğu ülkeleri, turizmini alternatif tıp ile geliştiriyor. Biz ise kocakarı ilacı deyip geçiyoruz. Meğerse kocakarı ilacı deyimi Aydın ve Muğla civarından geliyormuş. O yıllarda övgü için kullanılan “Büyük Karia İlacı” isimlendirmesi ‘kocakarı ilacı’ olup gitmiş.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş