Sakat temeller

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Rum tarafı ile birlikte görüşmelerde varılacak sonucun BM parametrelerine uygun olmasını istemekteyiz TC ile birlikte.  “BM parametrelerinden”  kim ne anlıyor pek belli değildir. Rum liderleri  “BM parametreleri”  sözünden kendilerini meşru hükümet yapan ve KTFD ile KKTC’yi kabul etmeyen Güvenlik Kurulu kararlarını anlamaktadır. Biz ise galiba sadece  “Genel Sekreter’in iyi niyet görevinin devamı”  için bunlara sarılmış bulunuyoruz. Türk tarafı olarak BM kararlarının yüzde 85’ini reddettiğimizi unutuyoruz. Lord Hanney’nin bile bunların çoğu ölmüştür mesajını verdiğini de hatırlamıyoruz. Herhalde bu konuda neyi anladığımızı ve ne demek istediğimizi tavzih etmemiz gerekmektedir.
TC olarak “İki liderin bugüne kadar vardıkları uzlaşı” her ne ise, bunları da kabul etmiş oluyoruz, hem de bu uzlaşının “ayrı egemenlik, ayrı devlet” içermediğini, KKTC’yi reddettiğini bildiğimiz halde.
 “Gerçek anlamda iki tarafın siyasi eşitliğinden yana olduğumuzu”da açıklamaktayız.  “Gerçek anlamda” ne demektir, nasıl bir eşitlikten bahsediyoruz, söylemiyoruz. Bağlı olduğumuzu söylediğimiz “BM parametreleri” siyasi eşitliğimizin sayısal olmayacağını kayda geçirmiştir. Yani, 1960’daki gibi tedbirlerle bize bazı haklar verilecek ve birkaç ay içinde Rumlar  “azınlık anayasayı işletmiyor”  diye mırıldanmaya başlayacak ve bunlardan kurtulmak için yeni oyunlar hazırlayacak. Bu haklar AB normlarına uymuyor diye yasal bir mücadele başlatacak. Tedirginlik yeniden başlayacak, zaman içinde kavgaya, toplu mezarlara dönüşebilecek?
TC ile birlikte “İki kurucu devletin eşit statüsü” diyoruz. Hâlâ “kurucu devlet” deyiminin gerçekten devlet öngörmediğini, bir vilâyeti öngördüğünü anlamak istemiyoruz ve “Dünyanın neresinde vilâyetler-eyaletler kurucu olmuştur”  diye sormuyoruz.  “Kurucu devletler”  olacaksa Türk tarafının kurucu devleti var olan KKTC’dir diyemiyoruz. Kimden niçin korkuyor veya çekiniyoruz söyleyen yok. 
Ve “iki kesimli yeni bir ortaklık”  istediğimizi vurguluyoruz. Böylelikle KKTC’den vazgeçebileceğimizin mesajını (Annan Planı’nı kabul etmekle verdiğimiz gibi) yeniden vurguluyoruz.
Bu tavizleri Hristofyas’ı memnun edip uzlaşma çizgisine getirmek için yapıyorsak, boşuna gayret etmiş oluyoruz. Hristofyas  “Yetmedi, biraz daha” diyor ve Başpiskopos ile EOKA canilerine bizi getirmiş olduğu tek devlet; tek egemenlik çizgisinde işlerin nereye varacağını izah edip bu Türk düşmanlarına bayram yaptırıyor. Hâlâ tehlikeli yolda olduğumuzu anlamayacak mıyız?

Yazarın Diğer Yazıları