Sakın aldanma Cihâna

A+A-
Agah Oktay GÜNER

Son günlerde basında  “Kur’an kürsüde”  manşetiyle aşağıdaki haber yer alıyor: Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, Siirt’te Diyanet’in bastırdığı Kürtçe Kur’an ile kürsüye çıktı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alarak, “Ana muhalefet partisinin başındaki zat benimle ilgili bir ifade kullanmış. ‘Nerede neyi konuşacağını bilmiyor Cumhurbaşkanı! Evren gibi Kur’an’ın istismarını yapıyor’ diyor. Sayın Kılıçdaroğlu, ben Kur’an’la büyüdüm, Kur’an ile yaşıyorum. Onu sen kendine söyle. Kendi şahsında Kur’an’ın yerinin ne olduğu malum” dedi.

*  *  *

Kılıçdaroğlu’nu yuhalatan Erdoğan,  “Bakara-makara sallıyorum her cuma bişeyler”  diyerek Bakara suresiyle dalga geçen 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından görevinden istifa eden eski AB Bakanı Egemen Bağış için de  “kardeşim”  ifadesini kullandı. HDP’ye de yüklenen Erdoğan,  “Malum terörün beslediği siyasi parti ne diyor? ’Diyanet İşleri’ni kapatacağız’diyor. Ya bunlar maalesef cami duvarına pislemeye başladılar”  ifadesini kullandı.

 “Türkiye’nin nereden nereye geldiğini bu vesileyle bir kez daha hatırlayalım, özgürlük neymiş hatırlayalım”  diyen Erdoğan   “Minareler süngü, kubbeler miğfer, Camiler kışlamız, müminler asker... Bir şey beni sindiremez, gökler yerler açılsa, üzerimize tufanlar yanardağlar saçılsa, biz oyuz ki imanıyla övündüğümüz ecdadımız titretici şeylere hiçbir zaman diz çökmemiş.”  şeklinde konuştu.

 Erdoğan’ın Siirt’te yaptığı, CHP lideri Kılıçdaroğlu’na yönelik sert eleştirilerle yüklü konuşmaya CHP’nin emekli müftü milletvekili İhsan Özkes cevap verdi: “Erdoğan Kur’an’la büyüdüğünü, Kur’an’la yaşadığını söylüyor. Kur’an’la büyüyüp, Kur’an’la yaşadığını iddia eden birinin, Kur’an’ın hırsızlığı, yolsuzluğu, rüşveti, kul hakkı yemeyi, israfı, baskıyı ve zulmü haram kıldığını bilmesi gerekmez mi? Kur’anla yaşadığını iddia eden birinin bu ilahi emirlere harfiyen uyması gerekmez mi?”

(Ben Kur’an’la büyüdüm, Kur’an ile yaşıyorum kendi şahsında Kur’an’ın yeri ne olduğu malum) sözlerini elem duyarak okudum ve yazıyorum. Çünkü Allah’ın Kur’an’ı insanlığa dilinden söylettiği Hz. Peygamber böyle bir söz söylemiyor. Hz. Ayşe’ye Peygamberin ahlakı nedir? diye soruyorlar;  “Kur’an’ı Kerim ahlakıdır, siz Kur’an’ı okumuyor musunuz?”  diye cevap veriyor.

Ahlak, alemde Hz. Adem’den beri var. Daima gelişerek Resullah’ın katına ulaşıyor. Ve O  “Ben ahlakı geliştirmek için geldim”  diye buyuruyor. Resullah’a kızları Hz. Fatıma  “Baba bize de dua buyur ve bağışlanmamızı dile” diyerek ricacı oldu. Yüce Peygamber  “Yavrum benim peygamber olarak böyle bir yetkim yok! Bu Allah ve kul arasındadır. Bu sebeple kendiniz dua edeceksiniz” buyurdular. Furkan suresi; Tevazuu bir Müslümanın simgesidir mealinde ilahi mesajı veriyor.  “(63) O çok esirgeyen Allah’ın has kulları, ki onlar yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürürler. Kendilerine beyinsizler hoşa gitmeyecek laflar attığı zaman selametle deyip geçerler. (64) Onlar ki geceleri Rabları için secde eder kıyama durur olarak geçirirler” İsra suresi, (37. Ayet) ise  “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca erişebilirsin”  buyuruyor. Bu idrake ulaşmayı hayat gayesi bilen bütün evliyalar yüzünü toprağa sürmüştür. O andaki duaları,  “Ya Rabbi beni benlik vehmine düşürme” olmuştur.

                 *  *  *

Sayın Cumhurbaşkanı’nın elinde Kur’an ile siyaset kürsüsüne çıkıp söylediği;  “Benim Ahlakım Kur’an ahlakıdır. Çocukluğumdan beri Kur’an’la yaşadım”  gibi sözleri hiç bir Türk hükümdarı, padişahı, devlet adamı, ilim adamı, ehl-i tasavvuf veya ehl-i hikmet olmaya layık görülmüş kişi söylememiştir. İnsanoğlunun en tehlikeli ve vazgeçilmez zaafı gurur, kibir ve enaniyettir. Kemal sahiplerinin hepsi tevazudan ayrılmadan; kainata hükmeden külli iradeden gafil olmamayı temel dikkat bilmişlerdir. Hacı Bayram Veli diyor ki; “Kibir bele bağlanan taş gibidir, onunla ne yüzülür ne uçulur.”

Bir siyaset adamı için halkın sevgisi kalelerden daha değerli olmalıdır. Halk yöneticinin mukaddeslerine saygı duymasını bekler ve bundan memnun olur. Türk halkı için Kur’an-ı Kerim mukaddes kitaptır. O’nun uğruna tereddütsüz ölüme atılır. O’nun hükümlerini insanlığın onuru, şerefi, mutluluğu için uygulamak kısaca ilâ-i Kelümetüllah davası için asırlarca savaşmıştır. Halkımız büyük bir efendilikle olayları takip eder, duygularını mecbur olmadıkça açıklamaz. Özetlemeye çalıştığım bu tartışma ibadet ve kabahatin gizliliğine büyük önem veren bunu milli bir gelenek haline getirmiş olan toplumumuzun ne darbeler yediğini gösteriyor. Muhibbi mahlasıyla şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman asırlar ötesinden bizlere bugün için öğüt sunuyor:     

“Sakın aldanma cihânaolmasun sende gurûr

Ne kadar devlet bulursan kendözüni eyle mûr

.......

Tâc ü taht ü zûr-i bâzûya, Muhibbî bakma gel

Hîçbilürmisün ki şimdi kandedürBehrâm-ı Gûr”

*

(Sakın dünyaya aldanma, olmasın sende gurur

Ne kadar mamur olsan da özün karınca gibi olsun

Tâca, tahta ve kudretine bakma Muhibbî gel

Hiç bilir misin ki şimdi nerededir Behrâm-ı Gûr)

...

(Behram, 421-438 yılları arasında Sasani İmparatorluğu’nun hükümdarıydı.)

 
 
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları