Saldırıyı PKK üstlenince Erdoğan neden gerildi?

İsrafil K.KUMBASAR
Tokat’ın Reşadiye İlçesinde 7 askerin kahpece şehit edilmesinin ardından, artık kabak tadı veren o esrarengiz kelime bir kez daha gündemi işgal ediverdi:
- “Provokasyon!..”
Sözcüğü iki kişi aynı anda sahiplendi, işbirlikçi iktidarın başı Tayyip Erdoğan ve örtülü stratejik ortağı Ahmet Türk.
‘Açılım’ sarpa sarınca, bir anda araları açılan Erdoğan ve Türk, teşhiste ittifak etti:
- “Bu bir provokasyondur.”
Saldırıyı PKK üstlendi, ama bu, işi ‘başka noktalara’ çekmek isteyen Erdoğan’ın pek fazla işine gelmedi.
Diyor ki:
- “PKK olarak bunun üstlenilmiş olması bir boyutudur. Ancak gerçeği bu mudur? Tabii bu da ayrı bir strateji, taktik olabilir.
Elinden gelse, Habur sınır kapısında yaptığı gibi, Tunceli’de de  ‘mobil’ bir mahkeme kurduracak, “Saldırıyı biz yaptık” diyen teröristlere, “Sakın ha, bir yanlış olmasın, siz yapmış olmayasınız” dedirtecek.
Ama ‘mızrak’ çuvala sığmıyor.

* * *

Ahmet Türk, Diyarbakır’daki öldürülen genç için bakın durumu nasıl netleştiriyordu:
- “Öğrencimiz, demokratik bir eylem sırasında polis tarafından ‘hedef gözetilerek’ öldürülmüştür.
Peki, ya yakılarak öldürülen Serap?
Saldırganlar yakalanmamış olsaydı, ona da ‘provokasyon’ diyecekti herhalde.
Utana sıkıla, ettiği laf bakınız:
- “Dün, hastanede tedavi gören Serap isimli genç kız hayatını kaybetmiştir.”
Serap kim, niye hastanede tedavi görüyor, ona ne yapılmış? Ne öncesi, ne sonrasına dair bir tek sözcük yok. Sanırsınız ki Serap ince hastalığa tutulmuş, komşu kızı.
Zaten öleceği varmış, ruhunu teslim etmiş.
Her şey ayan beyan ortada olunca, ‘provokasyon’ artık işe yaramaz hale geliyor.
Bütün büyüsü bozuluyor ‘kışkırtma’nın.
‘Yakarlar’, ‘yıkarlar’,  her işin sonunda ‘zeytinyağı’ gibi hep üste çıkarlar.
‘Molotof atan’, ‘kurşun sıkan’ elleri titremez, yüzleri kızarmaz, gözleri de ıslanmaz.
Ama Allah dillerini öyle bir dolaştırır ki, ‘kendi yalanlarına’ kendileri bile inanmazlar.

* * *

Tayyip Erdoğan, aslında doğru söylüyor.
O kalleş saldırı öncesinde, AKP ve DTP can ciğer kuzu sarmasıydı.
Kimse sokakları savaş alanına çevirip,  “Öcalan’ın odası küçüldü” diye nara atmıyordu, ‘bayraklar’ yakılmıyor, ‘otobüsler’ ateşe verilmiyor, ‘işyerleri’ kundaklanmıyordu, Emine Ayna, “Dağa çıkarız” diye tehditler savurmuyordu.
Taş atan ‘çocuklar’ yasası jet hızıyla Meclis’ten geçmek üzereydi.
‘Gül bahçesi’ idi memleket, açıla saçıla bir hal oluyordu hükümet ve DTP de arkasında ‘dimdik’ duruyordu, manzara hayli ‘iç açıcıydı’ yani.
Tam da ‘menzile’ varılmak üzereydi.
Adalet Bakanı, Öcalan’ın makam odası hakkında ‘santimine’ kadar hesap veriyordu.
İçişleri Bakanı “Durmak yok, yola devam” sloganına bel bağlamış, açılımdan dönüş olmayacağını vurguluyordu.
İşte ne olduysa, tam da bu ‘toz pembe’ havanın ortasında oldu.
Kahpeler, 7 Mehmetçiği şehit etti.
Olay kesinlikle bir provokasyon.

* * *

Diyelim ki Ahmet Türk, bildiğimiz Türk, ‘provokasyondan’ meramı belli, ‘neleri perdelemek’ istediğini de anlıyoruz.
Peki ya Tayyip Erdoğan?
Gerçekten çıkıp açık seçik bir şekilde, 7 askerimizi şehit edenlerin, ‘neyi provoke ettiklerini’ izah etmesi gerekmez mi?
Eğer kışkırtma ‘açılıma’ yönelikse, sormazları mı ortada açılmış ne vardı diye?
Bulun hemen o hainleri ve aydınlatın bu işi.
Yok eğer amaç ‘laf yarıştırmak’ise, onu zaten Ahmet Türk de yapıyor.
O koltukları neden boşa işgal ediyorsunuz?
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş