Samurai'nin onuru

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Tezatlar ülkesi haline dönüşen canım memleketimin ihanet manzaralarını endişeyle izliyoruz. İşlerine gelince “Demokrasi, insan hakları” gibi kelimeleri ağızlarına sakız yapanlar dünyanın hiçbir ülkesinde Türkiye’deki aymazlığı gerçekleştiremezler.
Utanmasalar “asrın Mehdi’si” ilan edecekleri Obama’nın ABD’sinde sıkı mı orduda görevli bir rütbeli ile ilgili yalan-yanlış yayın yapmak... Vietnam, Afganistan ve Irak’ta insanlık suçu işlediği mahkemelerce kanıtlanmış personel için bile böylesi fütursuz haberleri yazan yayın organlarının akıbetini araştırın da görelim.
Üstün hizmet-feragat ve Devlet Övünç Madalyası’na hak kazanmış herhangi bir vatandaş bizdeki milletvekili dokunulmazlıklarından çok daha sıkı korunur. Çünkü çoğu ülkede siyasetçi milletvekili-senatörlerin dokunulmazlık zırhları yoktur. Meclis ve Senato kararıyla devlet başkanları bile sorgulanıp yargılanır. Tıpkı ünlü Oval Ofis skandalında olduğu gibi.
Eşine artık Japonya’da rastlayabildiğimiz onur intiharları uzunca bir süredir duyulmuyor. Samurai’lerin harakiri cesaretini gösterebilecek yürek sayısı şimdi Japonya’da bile tartışılırken bizim gıpta ile seyrettiğimizi kim inkâr edebilir. Kaldı ki Japonya’nın resmi-yazılı yasalarında harakiri yoktur. Ama binlerce yıllık gelenek yaşatılmaktadır. Ailesine ve ülkesine zarar vermemek için onurla intiharı tercih edenlerin suçsuz olduğu kanaati hâkimdir. Ancak aynı Japonya’da Samurai’leri, ülkenin hizmetindeki personeli ucuzca itham etmek mümkün değildir.
Devletin güvenliğiyle ilgili birimlerde görev yapan personelin sebep ne olursa olsun yargı süreci bitene kadar kimliğinin açıklanmaması yasalarında da, geleneklerinde de, teamüllerinde de vardır.
PKK terör örgütüne karşı verdikleri olağanüstü mücadelenin bedelini dolandırıcılığı ve ihaneti mahkemelerce kanıtlanmış iftiracı ve itirafçıların ifadeleri yüzünden çok pahalı ödeyen personel şehit olup veya onuru ile hayatına son verip kurtuluyor. Ama ya geride bıraktıkları... Eşi, oğlu, kızı, annesi, babası, yedi sülalesi ne yapacak!
Televizyon kameraları caddesini, sokağını, oturduğu apartmanın dairesini, köyünü ekranlara taşıyarak birilerine “işte burada!” diye hedef göstermiyor mu? Gazeteler ev ve cep telefonlarını bile yazıp “uğraşmanıza gerek yok, işte burada” diye işaret etmiyor mu?
Askerlik mesleğinden, Türk vatandaşı olmanın onurundan asla taviz vermediğine yürekten inandığım Abdülkerim Kırca on yıldır mahkûm olduğu tekerlekli sandalyeden ölümü tercih ederek kurtuldu. İstese eşi ve iki kızına daireler, arabalar alacak, banka hesaplarına para yatırabilecek işlere bulaşabilirdi. Bildiğim kadarıyla kooperatif evi bile yok. Emekli maaşı ve onurlu ismi dışında miras da bırakamadı.
Ya Levent Göktaş... Türk ordusunun göz bebeği özel kuvvetlerde yirmi yıl dağlarda terörist kovaladı. Yaşadıklarını, bildiklerini kitap haline getirip para kazanmayı aklının ucundan bile geçirmedi. Hukukun üstünlüğüne inandığı için üniformasını çıkarınca avukatlık yapmaya başlamıştı. Hakkı olduğu halde generalliğe terfi ettirilmemesine bile sitem etmedi. Haksız yere itham edilen silah arkadaşlarının davalarına beş kuruş almadan bakıyordu. Hukuku çiğnemeyi alışkanlık haline getirenler yasaya rağmen savcı ve baro avukatları olmadan bürosuna girip bazı CD’ler bulduklarını iddia ediyorlar. Levent Göktaş’ın tutuklanmasını terör örgütü zil takıp oynayarak duyurdu. PKK internet siteleri “Kodese hoş geldin!” diye alay ediyor canlarına od tıkayan Göktaş için. Tutuklu bulunduğu cezaevinden eşine “bugünleri görmektense Cudi’de, Gabar’da şehit olmayı yeğlerdim” diyen Göktaş’ın şahsında hayatlarını terörle mücadeleye adayan yiğitleri yürekten selamlıyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları