Sanki düşman ordusu

A+A-
Altemur KILIÇ

Önceki akşam, AKP’nin Kanal 24’ünde “Ortak Akıl” adlı bir “tartışma”, hakikatte bir “kapalı devre” program izledim. Programın adı aslında “ortak ihanet” olmalı! “Ortaklık” kadrosundan belli: Sunucu Ali Bayramoğlu, Oral Çalışlar, Profesör Beril Dedeoğlu ve de Etyen Mahçupyan! İşte kadro bu; fazla söze ne hacet!
Konu TSK, Genelkurmay Başkanı ve yeni yüksek komuta heyeti! Sanki düşman ordusu söz konusu gibi, TSK’nın içindeki “kırılmalardan” söz ettiler ve bundan da yararlanarak orduyu nasıl mağlup edeceklerinin hesaplarını yaptılar, “milliyetçileri” orduyu koruyoruz diye eleştirdiler! Ve AKP’ye “sıkı durursan orduyu sen dize getirirsin” dediler! Önümüzdeki dönemde hesap bu: Bir iktidar-TSK çatışması umuyorlar!
... Malum Taraf gazetesi de Türk ordusuna hayâsız saldırının bayraktarı, karargâhı! Kısacası Türk ordusuna karşı “ortak” bir düşman cephesi var. Ama dedim ya, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da “it ürür, kervan yürür!”


Nerden çıktılar? 
Mütareke basını bile bugünküler kadar hayâsız ve hain olmamıştı... Merak ediyorum bu adamlar, bu kadınlar, nasıl türediler ve ürediler? “Nesepleri” nedir? “Sahih” midir?
Bu adamların, kadınların çoğuyla aynı okullara gittik, tarihimizi beraber okuduk, İstiklal Marşı’nı, “Onuncu Yıl” marşını beraber söyledik. “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” diye beraber ant içtik. Aralarında askerlikten kaçan varsa da, çoğuyla birlikte askerlik yaptık... Çoğunun aileleri, düzgün Türk aileleri ve hatta babaları asker kökenli! Öyleyse nerden çıktı bu iyi aile (!) “çocukları”? Şairin dediği gibi; “Kim büyüttü böyle bi-perva” sizleri?
Doğada bir “tekâmül-evrim” olayı vardır; “türler”, ekseriya, tekâmül ederler. Ama bazen bozukluklar -mutasyonlar- olur, bazıları yozlaşırlar, deformasyona uğrarlar! Anlaşılan, milliyetçilik, Atatürk ve ordu düşmanı “cinslerde” bu ikincisi olmuş.


9 Eylül
Bugün 9 Eylül-Türk ordusunun İzmir’i kurtarışının 86. yıldönümü. Ordumuz için, büyük bir gurur ve onur günü. Fakat bakın, bu adamlardan biri, Engin Ardıç, bu konuda neler yazmış:
Diyor ki “Yaklaşıyor 9 Eylül, şimdi kalpakların tozu alınmakta, palaskaların tokaları parlatılmakta, tüfekler cilalanmaktadır. İzmir’e girdiğimizde henüz doğmamış olan dedeler,” malum gazi “kılığında törenlere katılacaklar, aralarında aşka gelip çakaralmazı kuru sıkı patlatanlar da çıkacak... Hükümete küfür eden de bulunur.”
Adam, önce törenlerdeki “Gazileri” alaya alıyor: “Gazi amcanın 1922 yılında en az 20 yaşında gencecik bir asker olması için en az 1902 doğumlu olması gerekir, yani şu anda 106 yaşında!” Bunu biliyoruz Ardıç efendi; senin anlamadığın, anlamak istemediğin bunun sembolik-temsili bir gelenek olduğu! O “kalpaklılar” asla ölmemesi gereken “Kuvvayı Milliye Ruhunu” temsil ediyorlar!


Zayiat
Fakat Ardıç’ın asıl iddiası, Kurtuluş Savaşı’ndaki zayiatımızın abartıldığı; “Resmi Tarihteki” gibi fazla olmadığı! Mustafa Kemal’e atfen, kim söylemiş? Sapına kadar Atatürkçü (!) Zülfü Livaneli.
Kurtuluş Savaşı’nda zayiatımız muhtelif kaynaklara göre tartışmalı olabilir. Bu konuyu en iyi bilen ve kitabını yazan, Turgut Özakman, doğru olanı söylüyor. “Zayiatımız, yaklaşık 76.000 şehit, genel kayıp 200.000’den fazla esir, yaralı, kayıp. Büyük taarruzla ilgili gerçek sayılar: Şehit; 2.543, yaralı 9.855.”
Zayiat biraz daha az, biraz daha fazla olmuş neyi degiştirir? Yunan ordusu Türk ordusunun önünden bize hiç zayiat vermeden kaçsaydı ve Anadolu’yu terk etseydi, “zaferin” neticesi, ülkenin yabancı işgalinden kurtulmasının anlamı ve Türk ordusunun değeri değişir miydi? Mustafa Kemal dehasından bir şey mi kaybederdi? Ama Ardıç’ın asıl maksadı “zaferi” ve dolayısıyla orduyu küçümsemek!
Ardıç, kendi itiraf ediyor: “Bakın ne kadar aşağılık bir herifim ben.” Ben söylemedim sen söyledin


Ardıç...
“Ne biçim bir memlekettir ulan bu?” demişin. Ben de buradan, kendi kelimeleriyle sormak istiyorum: “Türklüğünden vaz geçtim, bu ne biçim, hangi türden bir insandır ulan?”
Ardıç’ın lakabı
Geçen bir yazımda “Engin Ardıç’ın babasının ve dedesinin, Kurtuluş Savaşı’nda ne yaptıklarını sormuş ve GS okulundaki lakabını okul arkadaşlarına sorun” demiştim. Okuyucularımdan gelen sorulara cevaben açıklayım; Sınıf arkadaşlarının yalancısıyım, Engin Ardıç’ın okuldaki lakabı “hayvan” imiş! GS’liler sınıf-okul arkadaşlarına, en kendilerince isabetli lakaplar takmakla meşhurdurlar...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları