Sarmış âfakı yine bir dûd-u muannid

A+A-
Afet ILGAZ

Tevfik Fikret’in “Sis”  şiirini bilmeyen yoktur. İşgal altındaki İstanbul’u anlatır. Biraz haksızlık yapar, İstanbul’a sitem ederken. Onu kucaktan kucağa gezen hafif bir kadın gibi resmeder. Bu yüzden o şiiri, ustalıklı, hatta iyi bir şiir olmasına rağmen, hiç kendime yakın bulmamışımdır. Şimdi, Türkiye’nin üstüne çökmüş kara bulutların ağırlığını, gitgide daha fazla hissederken bu şiiri hatırladım.
Sarmış âfakı yine bir dûd-u muannid
Bir zulmet-i beyza ki peyapey mütezayid
 “Ufukları yine inatçı bir duman sarmış. Bir beyaz zulmet ki gitgide artıyor.”

Bugünü anlatır gibi
Tevfik Fikret’in şiirin içeriğinden tamamen uzak bu tespiti, Türkiye’nin bugünkü haline benziyor. Göz gözü görmüyor. TEKEL işçileri nezdinde AKP’nin oluşturduğu bir başka sisli, inatçı hava, beyaz zulmet, bütün memleketin üstüne çöküyor.
TEKEL işçisi kadınlarımızın, bu zulmeti dağıtmak için baş vurdukları son çare, Emine Hanım’la görüşme isteği, çok insanca bir girişim ama sonuç vermez.

Hz. Ömer’i duyan var mı?
TEKEL’ci kadın işçiler, çocuklarının geleceğinin derdinde. Emine Hanımın çocuklarının ise villaları, ABD’de okumuşlukları ve Sevgililer Gününde bir tane alana bir de altın melek kolyesi veren kuyumcu dükkanları var. Halife Ömer’in ise, gazâda kazandığı bir parça kumaştan yapılmış elbiseyi sordukları zaman,  “Oğlumunkiyle birleştirerek elbise yaptım”  gibi asırlara ibret olacak bir cevabı var.
Salı gecesi Antalya’da sekiz saat kurtarılmayı beklerken can veren biriyle, habersiz açılan baraj kapaklarından zarar gören tarım ürünleri, hayvanların hesabının sorulamadığı yeteneksiz idareciler de son acı olayların gerçekleri.

Boğulmaya ramak kaldı...
Çarşamba gecesi, bir kanalda İlber Hoca’yı dinliyordum. Nepotizmden bahsetti. Yani yeğencilik. Yani İslam’ın hor gördüğü bir liyakatsizlik hali. İşi bileni değil, hısım akrabayı iş başına getirmek. Çok hikmetli şeyler söylüyordu ama Hakkı Devrim’in çok fazla araya girmesinden bunalarak dinlemekten vazgeçtim. Ergenekon denilen soruşturmada, uçan sineğin vızıltısını bile dinleyip kayda alan güvenlik teşkilatlarımızın kayıp çocukları bulamayıp ailelerine iyi bir haber verememeleri de işte, bu nepotizm demiyelim de, işinden başka yerlere başka hedeflere, işiyle ilgili olmayan meselelere odaklanmalarını düşündürüyor. Türkiye, o inatçı sisli dumanın git gide içine gömülüyor, nefes alamaz hâle geliyor.


* * *


Deniz Kuvvetlerinde neler oluyor?
Ali Tatar Yarbay’ın intiharının acısı geçmemişken... Otobüse atılan molotofla yanan Serap’ın acısı da geçmemişken... Yeni otobüs bombalamaları, oraya buraya bomba bırakırken yakalanmalar başladı. Yakalanan gençlerden biri, güneydoğudaki üniversitelerimizden birinde okuyor veya mezun... İyi anlayamadım.
Şimdi de Berk albayın intiharı... Bir de üstelik intiharı haklı göstermeye yeltenenlerin internet iftiraları...

Trabzon’a dikkat!..
Milli Çözüm dergisinin bu sayısında Türkiye’deki masonik yapılanma konusunda çok ilginç bilgiler var. Mesela İlker Paşa’nın Trabzon’a gitmesinden evvel Trabzon’a giden bir başkasının biyografik bilgileri:
 “Beynelmilel”  masonluğun önemli bir adamı. Gençlik yıllarında Etiyopya’da “gönüllü”  öğretmenlik yapmış. (Bizim barış gönüllüleri vardı bir zamanlar, onlar da öğretmenlik yapardı.)

Öyle bir sicil ki...
 “1975 yılında İngiltere dışişleri bakanlığına girmiş. İlk görev yeri en karışık zamanında İran oldu. 1977’de İngiltere’nin Tahran büyükelçisi oldu. İranlı bir kadınla evlendi. (Bizim de böyle yabancı damatlarımız var) İslam devrimiyle birlikte 1980’de İngiltere’ye dönüyor ve şövalyelik nişanıyla ödüllendiriliyor. Yahudi asıllı. 1990’da tekrar İran’a gönderiliyor. 1993’e kadar. Ülkesine döndüğünde iki ödül birden alıyor. Aziz Michael ve Aziz George. (Bizde de bu tarz ödül alanlar var, hatırlayın)”
 “Hep kritik dönemlerde, kritik bölgelerde, kritik görevlerde bulunuyor. 2002’de İngiltere’nin Afgan büyükelçisi. Şu anda Türkiye’de görevli. İngiltere’nin Ankara büyükelçisi David Reddeway. İki ay önce Türkiye’ye geldi ve gelir gelmez de doğru Trabzon’a... O günlerde PKK’lılar Habur’da gösteri yapıyorlardı; sözde teslim oluyorlardı. Habur’un tepkisi böylece Trabzon üzerinden ölçülüyordu.”
Yiğit Paşa, Berk albayın cenazesinde içi yanarak yaptığı o konuşmayla neyi izhar etmeye çalışıyordu? TSK üzerinde kurulmak istenen bazı baskıları mı gözler önüne sermek istiyordu?

Alo, kimse var mı!
Sanıklardan yapılma gizli tanıklar, kaybolan gizli tanıklar, kaybolan CD’ler, kırılan DVD’ler, bavulla gazetelere taşınan  “belgeler” ...
Peki Ankara 1. Ağır Ceza Reisi Osman Kaçmaz’ın MİT ve Emniyet görevlileri ve Telekom idaresi için yaptığı suç duyurusu konusunda ilerleyen bir çalışma var mı?

Yazarın Diğer Yazıları