Satışın böylesi!

Adnan İSLAMOĞULLARI

Hiçbir zaman inanmadık samimiyetine.. samimiyetlerine... 

Ne bir gencecik Mavi Marmara şehidinin evinde Kur'ân okurken, ne ekranlarda Esmâ için gözyaşları dökerlerken... Ne "Siz çocuk öldürmeyi iyi bilirsiniz" diyerek uluslararası bir toplantıda racon keserken... Ne Esad'a kükrerken, ne "Dünya beşten büyüktür" dediğinde, ne Gazze'de ne de Şam'da kılınacak Cuma namazlarında, ne Rus uçağının düşürülmesine önce sahip çıktığında, sonra paralele ve teknik arızaya bağladığında ve ne de şimdi özür dilediğinde...

Biz ona ve onlara hiç ama hiç bir zaman inanmadık...

Biz ona ve onlara inanmadığımız gibi onların "Komisyon almak yolsuzluk değildir" diyen fıkıh âlimlerine de inanmadık, haksızlık karşısında susan dil olan Hâdis âlimi(!) Diyânet İşleri Başkanlarına da inanmadık...

PKK'nın ekin gibi biçtiği şehit evlâtlarımız için bir tek gözyaşı dökenine rastlamadık, bu sebeple Kahire'de hayatını kaybeden Esmâ için döktükleri gözyaşlarına da inanmadık...

Biz ona ve onlara hiç ama hiç bir zaman inanmadık...

Ve fakat biz ona ve onlara hep inandık aslında...

Abdullah Öcalan'a "Sayın" dediklerinde inandık...

Şehitlere "Kelle" dediklerinde inandık...

Çiftçiye "Ananı da al git" dediklerinde inandık...

Biz ona ve onlara "Türk bayrağı ve Türkiye ismi değiştirilsin" dediklerinde inandık...

"Üç beş Mehmetçik öldü diye Meclisi toplayamayız" dediklerinde inandık...

Biz ona ve onlara, Oslo'da bir ihânet masası etrâfında toplandıklarında "Görüşen şerefsizdir" dediklerinde değil, "Müsteşarımı oraya ben gönderdim" dediklerinde inandık...

Biz ona ve onlara, "PKK silah bırakıyor" dediklerinde değil, "Çözüm sürecinde PKK silah yığınağı yapmış" dediklerinde inandık...

Biz ona ve onlara, şehit ailelerine iftar verdiklerinde değil, şehit babalarına "Böyle karakteri bozuk babalar var" dediklerinde inandık...

Biz ona ve onlara, Meclis kürsüsünden Mustafa Pehlivanoğlu'nun idamından hemen önce yazdığı mektubu timsah gözyaşlarıyla okurken değil, "Kan emiciler, doğru dürüst Fatiha okumayı bilmezler" dediğinde inandık...

Biz ona ve onlara, Fırat'ın kenarındaki koyunu pazarlarken değil, "Paraları sıfırladın mı" dediklerinde inandık... 

Biz onlara, "Bakara-Makara" dediklerinde, "Günah işleme özgürlüğü" dediklerinde, "Onun izlendiği televizyon yere konmaz" dediklerinde inandık...

Biz ona, "İHH'ya biz izin verdik" dediğinde değil, "Giderken bana mı sordunuz" dediğinde inandık... 

Biz ona ve onlara Mavi Marmara'dan son anda inen(!) gazetecilerinin riyâkârlıklarında inandık...

Şimdi...

Biz ona, "Gazze'ye giderken bize mi sordunuz" dediğinde inanıyoruz...

Çünkü onun gerçeği tam olarak bu...

Biz ona onlara hiç ama hiç inanmadık...

Biz onu ve onları hiç ama hiç sevmedik...

Biz ondan ve onlardan hiç ama hiç olmadık.. olmayacağız...

 

  • Yorumlar 17
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş