Savaşın eşiğinden mi döndük?

A+A-
Afet ILGAZ

Dışişleri Bakanının bir televizyonda yaptığı “üstü kapalı” açıklamayı herkes, “savaşın eşiğinden dönük” olarak yorumladı. Hani İsrail’e 24 saat mühlet vermiştik ya... Bense, “ne yapacaksınız”ın cevabının Nasrettin Hoca’nın böyle bir durumda verdiği cevapla açıklanabileceğini düşünüyordum. Hani heybesini çaldırdığı vakit demiş ya,  “yeni bir heybe alırdım” diye. Oysa denildiğine göre “25” inci saat çok önemliymiş. Davutoğlu “bunun cevabını, iki ülkenin başbakanları bilir” diyor ki doğrudur.

* * *

Benim aklıma başka bir savaşın eşiğinden dönme olayı geldi şimdi. Saddam’ı temizliyecekleri ve bunun için de uygun bir süpürge aradıkları 2002 yılı.
ABD’ye nerelerden destek gelebileceğinin arandığı günlerde Başkan Yardımıcısı Cheney’in Bülent Ecevit’in masasına koyduğu bir dosya var. Bundan dört ay sonra da Grosman-Wolfowitc ikilisi Türkiye’ye gelerek dosyanın altını çizerler. Bu dosyada CENTCOM (Florida Merkez Komutanlığı) ile EUCOM (Avrupa Komutanı) şu istekleri netleştirirler: (Komutanlar Tommy Franks ve Joseph Ralston’dur):
1- Türkiye ABD Kara Kuvvetlerinin Irak’a girişini sağlayacak ikinci cepheyi açacak.
2- 80.000 civarında ABD askerinin ve 250 savaş uçağının Türkiye’de konuşlandırılmasına izin verilip konuşlandırılma merkezleri bir an önce belirlenecek.
3- İkinci cepheye yönelik olarak Türkiye’de bazı hava alanı ve limanlar da ABD ile koalisyon güçlerinin kullanımına açılacak.
4- Söz konusu hava alanı ve limanlar operasyonel açıdan, gerektiğinde modernizasyon yapılabilmesi için incelenecek ve ilgili çalışmalar bir an önce başlatılacak.
ABD’den 92 milyarlık çek istendiğine dair söylentilerin çıktığı günler. Hatırlıyor musunuz bilmem. Ben hatırlıyorum. Çünkü mütemadiyen yazıyor ve muhalefet ediyorduk. Bush “En son, 6 milyar dolar veririm” diye, bizim “üst düzey” yetkililerimizi, işe bir de at pazarlığı hikayesi sokarak, fırçalamıştı. O günlerde içte ve dışta, bu projeyi benimseyen ve sonuç alınması için izleyen Türk büyüklerini elbette hatırlarsınız.

* * *

Ve 1 Mart 2003 sabahı.
Meclis’te kullanılan oy sayısı: Red: 250, Kabul: 264. Çekimser: 19
Yani tezkere 267 olan salt çoğunluğu bulmamıştır. Tezkere reddedilmiştir.
Bu sırada, çok iyi hatırlıyorum. Erbakan Hoca kulislere şu haberi yollamıştı:  “Bu tezkereye kabul oyu verirseniz vebalini yedi ceddiniz ödeyemez.”
İşte bu sese kulak veren bir iki kişinin sonradan partiden dışlandığı söylenir.
Ondan sonraki olayların en çok hatırlanan kısmı Süleymaniye’deki istihbaratçı subaylarımıza yapılan muameledir. Bunu Türk kamuoyu çuval vakası olarak hatırlar.

* * *

Ondan sonra Irak savaşı olmuş ve birçok facia tarih sayfalarına yazılmış, kuzey Irak’ta bir  “oluşum”  vukubulmuş, bu oluşumun başkanı, Türkiye’de devlet töreniyle ağırlanmış ve başbakanımız o  çok sayıda yaptığı konuşmalardan en sonuncusunda Iraklı kadınları, savaş öksüz ve yetimlerini çok duyarlı bir dille dile getirmiştir.
Şimdi diyorlar ya,  “büyük resim” i görelim: Sionizmin beş bin yıllık emelinden vaz mı geçtiğini sanıyorsunuz? Yani Büyük İsrail krallığından. Savaşa girilse de savaştan dönülse de, ortada hiç değişmiyen, bitmiyen bu amaç vardır.
Bir hatırlatma:
15 Haziran 2010’da Banu Avar, “banuavar.com.tr” de Atilla İlhan’ın doğum günü münasebetiyle bir yorum yapacak, kaçırmayın.

Yazarın Diğer Yazıları