Savcı sorunsalı

Yavuz Selim DEMİRAĞ

Yanılmışız.. Evet; hepimiz yanılmışız.. Türkiye meselelerine kafa yoran tüm aydınlar fena halde yanılmış.. Yıllardır memleketin terör, ekonomi, demokrasi ve vesayet sorunu olduğunu iddia edenler çuvallamış da kimsenin haberi yokmuş. Meğerse “Savcı sorunsalı” ile boğuşmaktaymışız. “Asıl darbeci savcılarmış”.. “Darbeciye de savcı fırça atıyormuş” . “Savcı sahaya indi”ymiş.. “Savcı Cumhuriyeti”ymiş.. “Savcı millete sığınmış”.. “Savcı medya gücüyle çalışır” mıymış.. “Korsan savcı”ymış.. “Savcının biri gidiyor beşi geliyor”muş.. “Savcı delilleri karartıyor”muş.. Son günlerin gazete manşetleri bunlar. Oysa askeri darbe günlerinde eleştirilen sıkıyönetim mahkemelerinde “Salim Başol” gibi hakimlerin adı unutulmadı ama savcıların esamisi okunmazdı. “İleri demokrasi” adına ahkam kesen kiralık kalemler bile ne 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ne de 28 Şubat savcılarıyla ilgili tek satır yorum yazabiliyor. Gelin görün ki AKP’nin iktidara çöreklendiğinden bu yana “savcı” tartışılıyor. Türkiye Cumhuriyetinin mevcut anayasasını savunduğu için Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu hedef tahtasının ortasına konuldu. AKP’nin yandaşları her fırsatta Vural Savaş ile Sabih Kanadoğlu’na vurdukça vuruyor. Sıkıştıkça vurup ses getirmeye devam ediyorlar. Ancak savcı tartışmasının su yüzüne çıktığı ilk yer Şemdinli olayıdır. Van’da görülen davada savcı öyle bir iddianame yazdı ki, Kuvvet Komutanlarından, Genelkurmay Başkanı’na kadar asker topyekun “çete elemanı” idi. Kimi iddialara göre devrin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, faks ile savcıya iddianameyi göndermişti. Nitekim savcının o günkü iddiaları yıllar sonra Ergenekon ve Balyoz tertibiyle hayata geçirilmiş oldu. Henüz AKP tam anlamı ile muktedir olmadığı için Savcı Ferhat Sarıkaya’nın haddini aştığı tespit edilerek HSYK kararı ile meslekten ihraç edilmesine karar verilmişti. 2004’te cereyan eden bu olaydan sonra Ferhat Sarıkaya’dan uzun süre ses çıkmadı. Kırşehir’in Akpınar beldesinde çiftçilik yaptığı rivayetleri dolaştı. AKP’nin Altındağ ilçe başkan adaylarından bir avukatın bürosunda çalıştığı ve maddi zorluklarla boğuştuğu haberleri yayıldı. Ne hikmetse “mağdur savcı” başkentte AKP sosyetesinin semti olan Çukurambar’da ikamet ediyordu. Derhal kılıf bulundu. Kayınpederinin maddi yardımlarıyla geçinebildiği üflendi. Sarıkaya’nın iddianamesinde el bombasının atıldığı delikten atılan bombanın piminin de içeri düştüğü yazılıydı. Bozulan dava yıllar sonra yeniden görüldü. Astsubaylar en ağır cezaya çarptırılarak içeri tıkıldılar. Söz konusu kitapevinin sahibi şimdi Şemdinli Belediye Başkan adayı malum partiden. Bütün bunlar “hayatın olağan akışı” ndan sayılıyor elbette. Devrin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ın “tanırım iyi çocuklardır” sözü, liberal, bölücü ve dinci kalemşorlar tarafından her daim “ironi” haline getirildi. Sonuçta 12 Eylül referandumundaki “yetmez ama evet”çilerin desteği ile HSYK’nın yapısı değiştirildi. 7’den 22’ye çıkarıldı üye sayısı.. Referandumun hemen ertesinde ihraç edilen Ferhat Sarıkaya göreve iade edilmekle kalmayıp Ankara Cumhuriyet Başsavcı Yardımcılığına getirildi. Savcı sorunsalı çözülmeye başlanmıştı anlaşılan..
Tartışılan sadece Ferhat Sarıkaya değildi elbet. AKP’nin devri iktidarında “Özel Yetkili Mahkemeler” le beraber “Özel Yetkili Savcılar” da sorun oldu. Ergenekon ve Balyoz tertibinde başta Zekeriya Öz olmak üzere “sehvenlerin savcıları” Mehmet Berk, Fikret Seçen, Cihan Kansı, Savaş Kırbaş gibi savcılar, ülkede hukuka olan güvenin çökmesinde önemli roller aldılar. Ne hikmet ise AKP hükümeti tarafından hep terfi ettirildiler. Başbakan Erdoğan özel zırhlı araç tahsis ettiği Zekeriya Öz’ü sonunda “Ne istediyse verdik. İki defa terfi ettirdik. Ama o bütün bölgeyi istedi, vermeyince de böyle yapıyor” diye şikayete başladı. Savcı sorunsalı buzdağının görünen kısmıydı. Terfi edip Başsavcıvekili olanlar artık kendilerini bu makamlara getirenleri dinlemiyordu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı’nın ifadesi ile “Başıboş savcılar kaos çıkarır” hale gelmişti. Başbakan’ın oğlu Bilal’i ifadeye çağıran Savcı Muammer Akkaş “soruşturma yapmam engelleniyor” diye basın toplantılı şikayete başlayınca çivinin çıktığı sırıtmaya başladı. Savcılardan biri görevden alınırken beşine görev verildi. Yargıtay’da başlayan sözde Balyoz Davası öncesinde de tebliğnameyi hazırlayacak savcı sayısı üçten beşe çıkarılmış, karar yangından mal kaçırırcasına ilan edilmişti.
Bu “savcı sorunsalı” üzerine günlerce yazsak bitmez. Sonuçta yerimiz dar. Ancak bunca savcı sorunsalı yaşanırken söz konusu savcıların görev aldığı mahkemelerdeki tüm kararlar yok hükmünde sayılmaz mı?Ne dersiniz Sayın Taha Akyol? Hukukçu, sosyolog, tarihçi ve de akil kişi olarak cevabınızı cidden merak ediyoruz...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş