Sayın Ecevit'i anıyoruz

A+A-
Rauf DENKTAŞ

İnsan hakları deyince, demokrasiden bahsedince heyecanlanırdı. İnsan sevgisi, doğa sevgisi, vatan sevgisi ile dolu bir yüreği vardı. Emperyalistlerin karşısında başı dik durmuş olan bir ulusun başbakanıydı ve Kıbrıs üzerinde dolaplar döndürülmekteydi. İngiliz’in, Amerika’nın, Batı’nın Kıbrıs üzerinde stratejik çıkarları vardı da Türkiye’nin mi yoktu? Türkiye bu hakkını 1960 Antlaşmaları ile tescil de ettirmişti. Ada, Türkiye’nin güvenliği açısından ona-buna bırakılamayacak kadar önemliydi. Evet; ölüm yıldönümünde şükranla andığımız Ecevit’ten bahsediyorum. Kıbrıs deyince heyecanlanan rahmetli Ecevit sık sık Shakespeare’in Otello piyesinde Kıbrıs’ın Türkler için ne ifade ettiğini vurgulayan sözlerinden bahsederdi.
31 Aralık 2000’de Hürriyet’te yayımlanan mülakatında söylediklerine bakalım: “Bazı yazarlar Kıbrıs’ı verelim havasındadır. Kıbrıs’ın Türkiye için önemini Shakespear anlamış, bunlar anlamamakta ısrarlı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin başka ellere gitmesine Kıbrıs Türkleri razı olsalar da -olmazlar ya- Türkiye razı olmaz... Kıbrıs’ta iki ayrı devletin varlığı kabul edilmelidir... Bazı çevrelerde ‘canım bazı ödünler verilsin, bu iş bitsin’ havasında kişiler var. Bunlar Kıbrıs sorununun üzerinde gereğince durmamış kişilerdir. Türkiye Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliği için ne kadar önemliyse, Türkiye’nin güvenliği için de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti o kadar önemli ve zorunludur. Kıbrıs’ın Türkiye’ye uzanmış bıçak gibi bir ucu var ve orası Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin elinde. Bunun başka ellere gitmesine razı olmayız, Kıbrıslı Türkler razı olsalar bile, ki asla razı olmazlar. Meselenin Kıbrıs meselesi olmadığını Türkiye’nin güvenliği ile ilgili hayati bir mesele olduğunu önce kendi kamuoyundaki etkili çevrelere, yazar çizerlere anlatmalıyız. Şimdi Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol hattı Kuzey Kıbrıs’ın önemini daha da artırmıştır. Güvenlik açısından Doğu Akdeniz’in önemi büsbütün artmıştır. Bir de kendi kendine bırakırsak fiili bir Rum-Yunan egemenliği Kıbrıs’ın tümüne yerleşirse, biz sadece batıdan değil, güneyden de Yunanistan tarafından sarılmış olacağız. Rusya da Güney Kıbrıs’a yerleşmiş durumda. Türkiye’nin çok dikkatli davranması gerekiyor.”
Rahmet ve şükran duygularıyla anmakta olduğumuz Bülent Ecevit Kıbrıs konusunda “dış etkiler çok ağır bastığı için; bir de bazı kimselerin veya kesimlerin sabırsızlıkları nedeniyle Kıbrıs üzerinde var olan milli konsensüsün azaldığına” işaret ederek  “Diplomasi sabır işidir. Bazı sorunlar uzun süre askıda bırakılarak olumlu sonuç aşamasına gelinebilir” demektedir. Bu da yaşadıkları güvenli hayatın, elde ettikleri hürriyetin ve hakların kıymetini bilmeden “ya imza, ya istifa” diye bağırarak halkımızı Annan Planı’na mahkûm edenlere unutulmayacak bir derstir. Bizi Annan Planı’na zorlayan ABD’nin yorumuna göre biz artık ayrı bağımsızlık ve ayrı devlet isteyemezmişiz ve önerilerimizi Rumların kabul edebilecekleri kıvama getirmeliymişiz. Şimdi denen budur. Ancak Rum buna da razı değildir. O, Kıbrıs’ı istiyor, Türkiye’nin bağrına bıçak gibi uzanmış olan Karpaz’a dönüş istiyor, deniz altı kaynaklarının tümüne sahip çıkmak ve Türkiye’yi Yunanistan ile birleşerek abluka altına almak, onu denizlere açık bir ülke olmaktan çıkarmak istiyor.
Hâlâ anlamayacak mıyız? Ecevit’in, İnönü’nün, Korutürk’ün, Atatürk’ün ve şehitlerimizin kemiklerini aymazlığımızla sızlatmaya devam mı edeceğiz, yoksa kendimize gelerek Rum’un kalleşliğine dur mu diyeceğiz?
Rahmetli Ecevit’i sevgi ve şükran duygularıyla andığımız bu günde geliniz hep birlikte bir hesaplaşma yapalım. Devletten ve egemenlikten vazgeçerek elde edeceğimiz bir kâğıt anlaşmasında bize verilecek olan hakların bu kez bir yıl mı, yoksa üç yıl mı uygulanabileceğine birlikte bakalım ve Barış Harekâtı’nın kahramanlarına, şehitlerine, gazilerine, TMT ruhu ile direnmiş olan halkımıza ve bunları kıymetlendirmiş olan Ecevit hükümetine yeniden şükranlarımızı duyuralım; devletimize dört elle sarılalım.

Yazarın Diğer Yazıları