Şeb-i yeldâ düşünceleri

Ahmet SEVGİ

“Şeb-i yeldâ”, senenin en uzun gecesine verilen addır. Gök bilimcilerin söylediklerine göre Aralık ayının 21. gecesine tesadüf eder. Yani bu gece şeb-i yeldâ... Ama şâir aynı görüşte değil:
“Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir//Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat.”
(Şeb-i yeldâyı (en uzun gece) astrolog yahut astronom bilmez. Gecelerin kaç saat olduğunu sen dertlilere sor.)
Gerçekten de en uzun gece, acılarımızın en dayanılmaz olduğu gecedir. Bin-bir acı içinde, sabah ezanı okundu-okunacak diye beklerken saatin daha gecenin 12’si olduğunu öğrenmeniz kadar kahredici bir rûh hâli var mıdır?..
“Dert gece azar” derler. Karanlık basınca hem dert azar hem de geceler uzar. Size de çâresiz “Ya Rab bu uğursuz gecenin yok mu sabahı” diye feryâd u figân etmek düşer...
Aslına bakarsanız yeryüzünde dertsiz insan yoktur. İster zengin olsun ister fakir, ister şâh olsun ister gedâ, herkesin kendine göre muhakkak bir derdi vardır. Belki duymuşsunuzdur ama güzel hikâyedir, yeri gelmişken anlatayım: “Pâdişâh hastalanır, doktorlar çare bulamaz. Erenlerden bir zât ‘Dertsiz birini bulup gömleğini giydirin, iyileşir’ der. Yedi iklim dört köşeyi dolaşırlar, fakat nâfile... Dertsiz bir baş bulamazlar...
Derken son anda kuş uçmaz kervan geçmez bir köyde yaşlı bir zât ‘hiç derdinin olmadığını’ söyler. Sevinirler!.. Yazık ki onun da gömleği yokmuş”...
Şunu da belirtelim ki dert deyince akla hemen bedenî hastalıklar gelmemelidir. Burada kast edilen fikrî ve rûhî ıstıraplardır. Alfred de Musset: “Duyan bir kalp için ölümden de beter dertler vardır” der. Fikir çilesi yahut cemiyet ıstırabından daha büyük dert mi olur? Toplumun acılarını kendine dert edinerek hayatını ateşten gömlek içinde tüketen bir idealist için ölüm sadece bir vuslattır.
Atalarımız.  “Dert dâimâ insana yol gösterir”  demişler. Bir İngiliz atasözü de şöyledir: “Istıraplar, insanı gökyüzüne çıkaran merdivenlerdir”. Demek ki insanları olgunlaştıran biraz da acıdır, ıstıraptır, gözyaşıdır. Mevlânâ’nın dediği gibi:  “Âdem yeryüzüne ağlamak için, dâimâ feryât etmek, inlemek ve mahzun olmak için gelmiştir”. Bence toprak için yağmur damlaları ne ise gönül için gözyaşı da odur. Suyun olmadığı yerde yeşillik olur mu?.. Acı çekmeyen gönülde sevgi fidanı yeşermez!..
Fuzûlî’nin çok güzel ifade ettiği gibi dertten değil, dertsizlikten korkmak lazım. Her derdin devası vardır. Lakin dertsizlerin derdine Lokman Hekim bile deva bulamamıştır:
“Her derd ki var ,  var dermânı//Bî-derdlerin derdine dermân  olmaz.”
Son söz Şairin:
“Ana uyur, baba uyur, yâr uyur//Cân uyur,  cânân uyur,  dildâr uyur//Uyumayan sadece dertlilerdir//Dost uyur, düşman uyur, ağyâr uyur. (Li-müellifihî)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş