Seçim afişi yapın bari

Selcan TAŞÇI

AKP’nin iktidar olduğu günü milat sayıp, tam “AA kedi olalı beri bir fare tuttu” diyorduk ki; fare diye baktığımız fotoğraf da kedi çıktı iyi mi! Hem de kara kedi! Hem de “Şero” gibi kötü kedi! Tuttu iktidarın en gözde iki bürokratının arasına girdi.
Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’ün bildirdiğine göre İbrahim Şahin hiç memnun kalmamış İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in önünde diz çökmüş halini belgeleyen fotoğraftan... Çekmiş resti: “AA ile sözleşme sona ermiştir. ”


Muhteşem üç yıl
Hatıralarımız tazelendi. Bizi de arayıp aynen böyle demişti: “Artık Yeniçağ gazetesi yer almayacak TRT ekranında!”
Şahin’dir yapar... Malum, tarihteki adaşları da yapıyordu aynısını. Hesap soran da yok; gözünün yaşına bakmaz kesiverir biletini. Hem de tek “gidiş”. Uğurlar ola!
Mübalağa kokusu alan varsa TRT personeline sorsun. Ne de olsa ilk onlar baktılar Şahin’in yasaklarının tadına:
“TRT çalışanlarının Genel Müdür ve AKP hükümetini ‘kötüleyici mahiyette’ e-posta göndermesi, cep telefonundan mesaj atması ve faks çekmesi yasak!”
 “TRT personelinin, Personel Kanunu’ndaki değişikliklerin yürürlüğe girmesi nedeniyle yapılacak “yeniden yapılanma” tamamlanana kadar binadan ayrılması yasak!”
Şu bile söyledi: “Hem Hadise’ye hem de TRT çalışanlarına yasak getirdim!”
Sadece yasakları mı? Göreve geldiği günden itibaren her uygulaması skandal Şahin’in ve idaresindeki kanalların...
Kamuoyunun karşısına hem TRT Genel Müdürü, hem Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkanvekili, hem Avea Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, hem Golf Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi, hem Türk Telekom Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı mütevelli heyeti üyesi olarak çıkarak, nerden bu maaş bolluğu dedirtmek onda... Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife Tani’nin 5 bin dolarlık saat hediyesini, kimi gazeteciler reddederken kabul etmek onda... Yandaş televizyon, gazete, radyo, dergi, haber ajanslarından toplu personel transferi onda... Kimyagerden, zabıt katibine “bir yakıni” olan çoook kişiyi medya sektörüne kazandırmak(!) onda... Kemal Unakıtan’ın, “TRT’yi özelleştireceğiz” teklifine, kimin malını kimi sattığını düşünmeden “biz hazırız efendim” diye atlamak onda... Milletin cebinden Mithat Bereket’lere, Hakan Şükür’lere, Ergun Babahan’lara, Fehmi Koru’lara her ay, har hafta binlerce lira dağıtmak onda... Türkiye’de denkliği olmayan Arap üniversitelerinde okuyup Türkiye’de lise mezunu sayılanları müdür yapmak için işi kitabına uydurmak onda... Mescid-i Aksa diye Kubbetü’s Sahra’yı, canlı yayın diye önceden çekilmiş bant yayınını izleterek milletin zekasıyla dalga geçmek onda...
Es kaza bir açıp bakıyorsunuz ki devletin kamuya doğru ve yansız bilgi aktarmak hizmetini görmesi için oluşturduğu kurum, gözaltına alınmasından saatler evvel Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun gözaltı haberini paylaşıyor sizinle...Bir bakıyorsunuz, Zir Vadisi’nde henüz kazılmasına başlanmayan topraktan çıkacak silahların adedini ve tipini açıklıyor... Bir bakıyorsunuz Reşadiye’deki PKK saldırısını “Bu arada Ergenekon sanığı Albay Dursun Çiçek’in de Reşadiyeli olması dikkat çekici, ayrı bir husus” diyerek TSK’ya maletmeye çalışıyor... Bir bakıyorsunuz “Ermeni açılımı”, “Kürt Açılımı” gibi konularda AKP politikalarının doğruluğuna iknaya çalışıyor kamuoyunu “Normalleşme için diyalog şart” diyerek! Sanırsın MİT Müsteşarı; TRT Genel Müdürü kalkıp “Osman Öcalan’la yaptığımız röportajın kasedi, yeri ve zamanı geldiğinde yayımlanmak üzere çekmecemde duruyor” diyebiliyor rahat rahat!


Psikolojik savaş yürüttü
Hadi diyelim biz, Yeniçağ’a uyguladığı ambargo yüzünden “hasmane” bir tutum içindeyiz. Ya Şahin’in yürüttüğü politikalar karşısında saçını başını yolan diğerleri?..
RTÜK üyeleri Şaban Sevinç, Hülya Alp ve Mehmet Dadak’ın “TRT’nin devletin temel kurumlarına karşı yürütülen karalayıcı kampanyaya katkı yaptığı” gerekçesiyle Devlet Bakanı Mehmet Aydın’a gönderdiği “Alın şu Şahin’i görevden” içerikli dilekçeyi hatırlayın... Deniz Baykal’ın ve CHP’nin, hakaret dolu Tuncay Güney yayını dolayısıyla TRT’yi 82 bin TL tazminat ödemeye mahkum ettirişini! Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Aslan Güner’in Milliyet’ten Fikret Bila’ya isyanını hatırlayın: “TRT’nin TSK’yı hedef alan yayınlarının maksadı ne?”
Ankara Cumhuriyet Basın Savcılığı’nın, 12 Eylül’deki referandumla ilgili taraflı yayın yaptıkları iddiasıyla başlattığı soruşturmayı ve açılan davaların devam ettiğini hatırlayın!
Devr-i İbrahim Şahin’e şöyle kuşbakışı, üstünü altını fazla kurcalamadan bile bakınca insanın Sezer’in hakkı Sezer’e diyesi gelmiyor mu!
Malum İbrahim Şahin’in ataması iki kere getirilmişti 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in önüne. Ve o iki seferde de veto etmişti Abdullah Gül’ün göreve geldikten birkaç ay sonra onaylayıverdiği o kararnameyi.


Derhal görevden alınmalı
Şahin hakkında defalarca soru önergesi veren, hakkında suç duyurusunda bulunan CHP milletvekili Ali İhsan Köktürk’le konuştuk dün bu konuyu. Tam TRT’deki kadrolaşmalarla ilgili araştırma önergesinin TBMM’de görüşülmesinin sabahına denk gelince sohbet, orada söylediği sözleri tekrar etti: “TRT Genel Müdürü Şahin’in diz çöktüğü fotoğraf, TRT’nin içine düştüğü durumun utanç fotoğrafıdır. Halkın parasıyla finanse edilen TRT’yi bu duruma düşürmeye Genel Müdür dâhil hiç kimsenin hakkı yoktur. TRT Genel Müdürü derhâl görevinden alınmalıdır.”
Keza MHP Milletvekili Doç. Dr. Mehmet Günal da “elimizi vicdanımıza koymamız lazım” diyerek dikkat çekti TRT’deki yandaşlaşmaya: “TRT hiçbir zaman bu kadar kötü yönetilmedi, bu kadar taraflı yayın da yapmadı. TRT hiçbir dönemde bu kadar iktidarın borazanlığını yapmadı. “TRT Ak RT oldu.” demiştim. “AKRT” demiştim. TRT’nin T’si, Türkiye’nin T’si değil, Tayyip’in T’si hâline gelmiş, Sayın Başbakanın ismiyle anılır hâle gelmiştir.”
Şimdi... Türkiye’nin bu TRT ile, bu Genel Müdür ile seçime gittiğini düşünün bir de!
Dün Milliyet gazetesinde Türkan Saylan hakkında yer alan haberde olduğu gibi; AKP’ye karşı olan herkes için “linç belgeselleri” yayımlandığını mesela önümüzdeki altı ay boyunca... AKP’li olmayanların itibarlarının zedelendiğini; yargısız infaz edildiklerini! Seçim öncesi için öngörülen “kaos planı”nın olmazsa olmaz silahları olan “kaset”leri yayınlayacak kadar gözünün dönüverdiğini iktidarın önünde diz çöken kafanın... Seçmene de sandıkta diz çöktürmeye niyet ettiğini.
Şahin daha 2008 yılında  gazeteleri nasıl susturduğunu anlatırken “TRT aleyhine haber yazan gazetecilerin yöneticilerini arıyorum ve diyorum ki; “Artık TRT gibi bir düşmanınız var...” Bu konuşmamdan sonra TRT ile ilgili olumsuz haberler hemen kesildi”  demişti. Medyanın kendisini “düşman gören” ve iktidarın bütün imkanlarını kullarak kendisine savaş açan TRT’ye karşı mücadele zemini belli. Ama muhalefet partileri, hele hele milletvekilleri, “dokulmazlıklarını” hayırlı bir iş için kullanmalı ve milli iradenin şekillendirilmesi işini, TRT’yi iktidarın korkutma, sindirme, yaftalama, infaz aracına dönüştürdüğü hissine kapıldığımız Şahin’in eline terk etmemeli! Ha ederse mi; o zaman bu fotoğraf da seçim afişi olsun bari; ideal seçmen rol modeli!!!

+++

Günün sözü...

Bugünün sözü Yeniçağ okurlarından Engin
Balım’dan:
“Erdoğan, Başkanlık sistemi için “Bizdeki zaten yarı başkanlık sistemi” demiş. Kısaca demokrasimiz yarım yamalak, başkanlığa geçince toptan
kalkabilir işareti vermiş!”
İleri demokrasiye ilerliyoruz işte...

+++

Yağcılar sözlerimi beğenmese de olur

“Bazı anketlerde AKP’yi yüzde 50 gösteriyorlar. Aslında Aziz Nesin kriterlerine göre yüzde 60 çıkması gerekirdi” diyen Müjdat Gezen’den kendisini eleştirenlere açık mektup:

Buna karar verdim. Çünkü akıllı biri olsam: AKP’nin yanında olduğumu, Recep Tayyip Erdoğan’dan başka büyük olmadığını ülkemde onikimilyondan fazla açlık sınırında insan bulunmadığını, üç milyon işsiz olmadığını, emekli ve işçilerin refah içinde olduğunu, yakında Avrupa Birliği’ne gireceğimizi, AKP hükümetinin muhteşem bir hükümet olduğunu söyleyip, istediğim kanalda en iyi parayla istediğim işi bulup, reklam filmlerinde boy göstererek, acayip para kazanır gül gibi geçinirdim.


Satılmış AKP uşakları
Bana bakın satılmışlar... Bana bakın AKP uşakları ve popo yalayıcıları... Benim korumalarım yok, zırhlı arabalarım yok, silahım yok... Daha doğrusu ben böyle zannediyordum... Ama varmış. Bu ülkede gerçek Atatürkçü gençler varmış. Gerçek onurlu insanlar varmış. Pek çok öğrenci varmış... Elli yıldır kimseyi kandırmadığımı, düşüncelerim uğruna hapis yattığımı ve tek çıkarımın onların çıkarı olduğunu bilen kitleler varmış. “Mış” demem haksızlık olur. Biliyordum. Ama bu denli atik davranacaklarını bilmiyordum... Aldığım riyasız telefonlar, fakslar, mailler satılmışları çok azınlıkta bıraktı... Size başbakan sofrasında yemek yiyip “haklısınız efendim” diyen sanatçılar mı lazım?...  Ben onlardan değilim. Size popo yalayıcı, suya sabuna dokunmayan “siz bilirsiniz efendim” diyen sanatçılar mı lazım? Ben onlardan değilim.  Size korkak ürkek “aman parama dokunmayın” diyen sanatçılar mı lazım? Ben o değilim. Size muhalefet etmeyen, el etek öpen, “padişahım çok yaşa” diyen sanatçılar mı lazım? O ben değilim. Ben, kendini bildi bileli fikirlerini açıkça söylemekten korkmayan, dümdüz biriyim. Yaptıklarımı, söylediklerimi herkesin beğenmesini istemem. Neden bir hırsız, bir üçkağıtçı, bir yağcı, bir sahtekar benim yaptıklarımı beğenecekmiş?... Herkesi mutlu etmek gibi bir niyetim hiç olmadı. Söylediklerimden mutlu olmayanlar dönüp kendilerine bakacaklar. “Bu adam ne dedi de biz kızdık?”  diyecekler...


Anladığınız dilden giderim
Bundan mutlu olmayanlar kendilerine dönüp bakacaklar. “Bu adam neler yapmış, ben ne yapmışım?” diye kendilerini bir gözden geçirecekler. Her türlü eleştiriye açık bir meslek yapıyorum. Beğenen de olacak beğenmeyen de. Ama, tehdit, küfür, hakaret oldumuydu, orada aynen sizin anladığınız dilden giderim.
Müjdat Gezen

+++

“Kurban olsun Mustafa Kemal’in tırnağına...”

Laikliği reddediyor, devrim yasalarını peş peşe ortadan kaldırıyor, tarikatı egemen kılıyor, kadını örtüp sarmalıyor... Medeniyete kızıyor... Çağdaş yaşamı aşağılıyor... Modern değerleri tekmeliyor... Cumhuriyet geleneklerini siliyor...
İşte; Müslüman halkların kan-gözyaşı içinde aradıklarını yüz sene önce milletine veren Mustafa Kemal’e küfrediyor...
Hiç utanmıyor...
Hiç yüzü kızarmıyor...
Müslüman-Arap ülkelerde olup bitenler, aslında Türkiye’nin başına ne geldiğini de baştan anlatıyor herkese...
İhaneti de... Gafleti de...
Türkiye’nin kimlerin peşine takılıp gittiğini de...
Bence zamanıdır; “eksen kayması” tartışmaları arasında, Arap ülkelerinde fink ata ata, ülkemizi benzetmek istediği yerden yükselen alevleri ve çığlıkları göstermeli arkadaşa...
Ve yeniden hatırlatmalı:
“Kurban olsun Mustafa Kemal’in tırnağına...”
Bekir Coşkun / Cumhuriyet

+++

Firavunlaşmak kötüdür Ahmet

Bana göre; Defne; Ergenekon Terör Örgütü’nün kurbanı olmuştur.
Şimdi; bu da nereden çıktı, demeyin. Efendim; Defne; o gece kiminle birlikteydi? Ahmet Altan’ın oğlu Kerem Altan ile...
Bilenler bilir: Ahmet Altan 2007’de özel operasyonlar için kurulan Taraf isimli gazetenin başına oturtuldu.
Kendisine; casusların bile ulaşamayacağı çok gizli bilgiler ulaştırılıyor. Ahmet Altan da Kahraman Asker Şvayk pozlarında bu çok özel belgeleri yayımlıyor.
Ergenekoncu, darbeci gösterilen düzinelerce insan içeri alınıyor.
Her halde Ahmet Altan’ın gadrine uğrayanlar bir plan yaptılar.
Defne’yi önceden zehirlediler. Bir takım gece kuşlarını kullanarak onu Kerem Altan ile buluşturdular.
Kerem’in evinde; kadıncağız kendisine Ergenekoncuların verdiği zehir yüzünden öldü.
Böylece; Kerem Altan suçlu gösterilmek istendi. Sırf Ahmet Altan’a zarar vermek için...
Yakında zaten Ahmet Altan’ın acar muhabiri Mehmet Baransu’ya malum ’Belge İmal Merkezi’nden; bu işin içinde Ergenekon’un olduğunu gösteren bir bavul dolusu CD gönderilir. Taraf da onu yayımlar... Hatta Bülent Arınç da bu işte şahit gösterilebilinir. O da gözyaşı dökerek; işi ETÖ’nün yaptığını söyleyebilir. Millet de inanır...

***


Yukarıdaki kara mizahı gerçek sanmayın... İki genç insanın bir gecesinin felaketle bitişinin talihsizliğidir yaşanan...
Üstelik; her koyun kendi bacağından asılır... Babanın suçu oğula, oğulun suçu babaya yükletilemez. Kerem de o uğursuz gece böyle bitsin istemezdi.
Umarım ki Ahmet Altan bundan sonra Firavunlar gibi davranmayı bırakır da insanların bir anda nasıl bir çaresizlik uçurumuna düşebileceğini anlar.
Acaba Silivri’ye tıkılan o insanlar için yürüttüğü ’Vurun, tepeleyin!’kampanyasından vicdanı biraz olsun rahatsızlık duymaya başladı mı? Örneğin intihar eden subayların hangi derin acıyla yaşamlarına son verdiklerini; bunda kendisinin payını hiç aklına getirdi mi? O gazetede, ipe sapa gelmez söylentileri; dedikoduları kullanarak insanları bir anda darbeci ilan etmenin dayanılmaz hafifliğini hissetti mi? Kendisi sadece 1 korkunç gece yaşamışken o gece kadar gerçek olmayan bilgilerle insanları sürekli korkunç gecelere mahkum ettirmek için gösterdiği gayretten acaba pişmanlık duyuyor mu?
Allah’ın parmağı yok ki gözüne soksun Ahmet! Firavunlaşma! Tövbe et!
Umarım ki ilahi adalet senin zalimliğinin cezasını Kerem’e kesmemiştir...
Rıza Zelyut / Güneş

+++

Kırgızistan Başbakanı Atambayev, Erdoğan gelecek diye mutluluktan uyuyamamış. Bizde de haziranda yine gelecek diye korkudan uyuyamayanlar var...
Haldun Ertem

+++

Türkiye piyon mu?

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon,  Almanya Ulusal Güvenlik Danışmanı Cristoph Heusgen’e bir vesile ile bilgi verirken “Türkiye’de ABD’nin kontrolünde sığınaklarda korunan bir nükleer silah stokunun bulunduğunu” açıkladı. Özetliyorum. Adana İncirlik Üssü’nde B61 tipinde 90 adet nükleer başlık var. 50 tanesi İncirlik’teki ABD 3. Hava Taarruz Filosu’nun F-16 C/D tipi uçaklarına ve geri kalan 40 tanesi de Türk F-16 uçaklarına tahsis edilmiş. CHP Milletvekili Şükrü Elekdağ bu bilgiyi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na “ABD nükleer silahlarını Türkiye’den çıkartmayı düşünüyor musunuz?” diye sordu fakat net bir cevap alamadı.
Necati Doğru / Sözcü

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş