Seçim “eğik” düzleminde

Altemur KILIÇ

Genel seçimlere 66 gün kaldı... Eskilerin “sath-ı mail” dedikleri “eğik düzlemde” süratle kaderimizi tayin edecek olan 12 Haziran Pazar gününe “kaymaktayız.” Bu “düzlem” aslında toplumun “düzeyini”, seviyesini belirleyecek. Ve halkımız lâyık olduğu iktidarı bulacak...
Seçimlere gittiğimiz bu “düzlemde” ülkemiz Balkan Savaşı’ndan beri hiç bu kadar bölünmemişti. Siyasetteki bölünme; taraftarlık-tarafgirlik hatta fanatiklik olağan sayılabilir fakat devlet dairelerinde, emniyette, neredeyse orduda bile insanlar, tarikat-cemaat-ideoloji vb. tercihlerine göre bölünmüş durumda... Okullarda bile “Bizden misin değil misin?” diye soruluyor!
Yazar olarak, seçimler konusunda, bitaraf -objektif- olmam; partilere, liderlere karşı aynı mesafede bulunmam gerek... Başka ülkelerde yazarlar, ideolojileri, siyasi tercihleri ne olursa olsun, böyle yapmaya gayret ederler. Ancak seçimlerden bir iki gün önce, nasıl, kime, neden oy vereceklerini açıklarlar. Şu sırada medyada böyle mi oluyor? Ben de milletimiz için ölümcül olabilecek bu hayati seçimlerde, bitaraf kalamıyorum. Çünkü şimdi  “bitaraf”, yani “aymaz” kalacaklar, TC Devleti ile birlikte, “bertaraf” edilecekler...
Daha önce oyumu ihsas etmiş, MHP’ye oy vereceğimi yazmıştım. Sadece, 1942’den lise yıllarımda, rahmetli “üsteğmen” Alpaslan Türkeş’le birlikte Milliyetçi Hareketin içinde bulunduğum için değil, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin kurtarılması konusunda şu sıra başka seçenek göremediğim için!
Keşke, diğer vatansever, Atatürk ilkelerine bağlı, saygın liderler birleşseler, “şer ittifakına” karşı “millî bir cephe” kursalar da oylar dağılmasa. AKP iktidarı tehlikesi böylelikle bertaraf edilse de sonra kozlarını Atatürkçülük düzeyinde paylaşsalar. Ama “sen-ben” küçük partizan hesapları yüzünden bu yapılamayacak ve oyların dağılması AKP’ye yarayacak ve gene, daha az oranla, beş on milletvekili farkıyla yeniden iktidar olacak. Sonraki “ahvâl ve şerâit” Ağustos’ta ordu üzerindeki işlemeler, sonra da 29 Ekim, Cumhuriyetin 88’inci yıldönümü!.. “Umumî Manzarayı” görür gibiyim. Kısacası seçimler, başka ülkelerde “yeni başlangıçlardır”. Şimdi bu seçimler sonundaki “yeni” başlangıç, Erdoğan’ın bu sefer zaferin ivmesiyle, referandumla “Tek adam” olması!.. Bunu açıkça söylüyor. Cumhurbaşkanı Gül de açıkça bu sisteme taraftar olmadığını belirtiyor. Ama buraya bir “mim” koyun. Seçimlerden sonra Erdoğan, Gül ve de Arınç arasındaki, -şimdi eşler arasında olan- rekabet kaçınılmaz olarak “iktidar” rekabetine dönüşecek. Ama neye yarar, “mühür” muhteşem Erdoğan’ın eline geçtikten sonra!..
Bu “sath-ı mailde” , siyasetin -seçimlerin- kaderinin politikacılara bırakılamayacak kadar önemli olduğu ve çoğu politikacıların “düzeyi” -seviyesi- belli oldu... Eğer doğruysa; Şanlıurfa’da CHP’li Belediye Başkanı, bebek katilinin 62. doğum günü şenliklerine Genel Merkezin “bilgisi ve müsaadesiyle” katılmış. Beyhude; bu, orada CHP’ye oy getirmez, ama Atatürk’ün kurduğu CHP, onurundan ve kamu vicdanındaki konumundan çok şey kaybeder. CHP’nin temelleri sağlamdır; vatansever, çağdaş uygarlık düzeyinde, Atatürkçülüğü özümsemiş kadın ve erkeklerden oluşan bir tabanı vardır. Bu “katılmanın” onları rahatsız ettiğinden eminim. Ancak, şu sırada partiyi bölmemek ve böylece Erdoğan’a yardımcı olmamak için, bağırlarına taş basacaklar. Ancak, anlaşılıyor ki CHP, galiba aynı eksende değil. Şimdiki Genel Başkanı “Kemal” , seçim konuşmalarındaki celâllenmesine rağmen acıdır, galiba “O” Kemal değil!
Milliyetçi Hareket Partisi hususunda çeşitli yorumlar yapılıyor, hatta “barajı geçemeyeceğini” iddia edenler bile var. Eğer MHP, bu kadar marjinalleştiyse, karşıtları neden MHP’ye karşı bu kadar yakın ilgi gösterirler?.. Erdoğan bile “milliyetçilik” söylemlerine sarılıyor? Ben -kayıtlara geçsin- kamuoyu araştırmacısı değilim ama MHP’nin “barajın” çok üstüne çıkacağına inanıyorum. Eğer temsil ettiği “milliyetçilik marjinal hale gelmişse” ağla sevgili milletim, vatanım.
Seçimler bu bölünmüş toplumu milliyetçilik, Atatürkçülük çatısı altında birleştirmek için büyük fırsat. Bu fırsatı kaçırırsak, sonra eminim,  “keşkelerle” dövünüp dururuz!


Meclis’te edepsiz itaatsizlik
Bölücülerin, dağlar ve kentlerdeki eylemleri “sivil itaatsizlik” ve “oturak” âlemleri... TBMM kürsüsünde Kürtçe konuşmaları yetmedi, şimdi de Türk Milletinin kürsüsünde, “sivil itaatsizlik” yapıyorlar. BDP İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, TBMM Genel Kurulu’nda kürsüden yaptığı konuşmanın ardından “Yasaksız, kılık kıyafet yasağı olmayan bir Meclis diliyorum” diyerek kravatını çıkarmış, kürsüdeki mikrofona takmış... Edepsizliğin son perdesi!.. Uras Efendi kendine gel; orası aşiret konfederasyon toplantısı değil, “Türkiye Büyük Milleti Meclisi”...
 Birleşimi yöneten Meclis Başkanvekili Nevzat Pakdil, bu adamı kulaklarından tutup salondan attıracağı yerde, “Amentü değil ama kurallar değişmedikçe uymak gerek” demiş. Özrü kabahatinden büyük!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş