Seçimin ardından

Ahmet SEVGİ

Bir mahallî seçimi daha -kazasız belasız diyemiyorum- atlatmış bulunuyoruz. Öyle bir mahallî seçim ki gerilim hat safhada... Dışarıdan bakan, yerel seçime değil, hayat-memat meselesi bir referanduma gittiğimizi zanneder. Dolayısıyla, 30 Mart seçimini ben şahsen millet ve demokrasimiz açısından bir başarı olarak nitelendiremiyorum.
Adı üstünde mahallî seçim, yerel yöneticilerimizi seçmek için sandık başına gittik. Peki, parti liderleri -özellikle de Başbakan- seçim gezilerinde bizlere adaylarını mı tanıttılar yoksa birbirlerini karalama kampanyası mı yürüttüler? Sandığa gidenler adaylara mı oy verdiler, partilere mi? Gelişmiş demokrasilerde -değil mahallî seçimler- Milletvekilliği seçimlerinde bile halk tercihini partilerden ziyade adaylardan yana kullanır.
17 Aralık’tan bu yana maalesef partiler arasında nefret dili öne çıktı. Emin olun 12 Eylül öncesinde bile siyasî atışmalar bu ölçüde ayağa düşmemişti.
Rüzgâr eken buğday biçmez. Ne ekersek onu dereriz. Ortalığa kin ve nefret tohumu saçanlar güllük gülistanlık bir ortam beklememelidir. Birçok yerde seçimi kaybedenlerin ortalığı yakıp yıkmalarında son aylarda şiddeti gittikçe artan nefret söylemlerinin etkisi yok mudur?
Seçim öncesinde insanlar çoğunlukla ümitlerini Başbakan’ın balkon konuşmasına bağlamışlardı. “Başbakan kaybetmemeye odaklandı. Aşırı ölçüde oy kaybına uğramazsa, bu ötekileştirici üslûptan vazgeçer” diye düşünülüyordu. Akraba ve taallukatıyla birlikte çıktığı balkondan kamuoyuna söyledikleri halkı bir daha şaşırttı. Daha doğrusu şaşırtmadı.
Şu cümleler o konuşmada sarf edilmiştir: “Bugün yeni Türkiye’nin düğün günüdür.”, “...bugün tam bir Osmanlı tokadı yediler.”, “...inlerine gireceğiz.” 
Bize “İmam-Hatip”te âdâb-ı muâşeret kuralı olarak şunu öğretmişlerdi: “Düğünde cenazeden, cenazede de düğünden bahsedilmez.” Bugün yeni Türkiye’nin düğün günüyse “inlerine girmek, Osmanlı şamarı yemek” neyin nesi? Yok, istiklâl savaşına devamsa  “düğün günü” de ne oluyor?
Bir vatandaşın, cenazede bir milletvekiline “Başbakan’ımıza ve ülkeye ihanet ettiniz” diye bağırmasını hiç yadırgamadım. İmam öyle yaparsa cemaat de böyle yapar.
Bana sorarsanız Başbakan iyi bir siyasetçi ama kötü bir devlet adamı. (Devlet adamı ile siyasetçi arasındaki farkı bir başka yazımda anlatırım.) Her fırsatta Osmanlılık iddiasında bulunan Sayın Başbakanımıza, Şeyh Edebali’nin, Osman Gazi’ye vasiyetinden şu cümleleri hatırlatsak acaba bir faydası olur mu?
“Ey oğul, bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Anlaşmazlıklar bize, adalet sana.” 
Kısacası; bize şu veya bu partinin kazanıp kaybetmesinden ziyade birlik ve beraberlik lazım... Siyasi kutuplaşmalardan dolayı insanlar birbirlerinin boğazına sarılıyor hatta gözünü kıpmadan tetiğe basıp rakibini öldürebiliyorsa böyle bir ortamda A partisi kazansa ne yazar B partisi ne kazansa ne yazar...

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş