Seçimler milli iradeyi yansıtıyor mu?

Ahmet B. ERCİLASUN

Muhalefet erken seçim diyor; başbakan “rüya görmesinler” diye cevap veriyor. Erken veya zamanında, sonunda seçim yapılacak. Niçin yapılacak? Demokrasi olduğu için. Millî irade sandığa yansısın ve ülkeyi seçilmişler idare etsin diye. Peki öyle mi olacak? Gerçekten millî iradenin istediği mi ortaya çıkacak? Bir bakalım.
Milletvekili adaylarını kim seçiyor? Görünüşte millet seçiyor. Millet sandığa gidiyor ve önüne konan adaylar listesine oy veriyor. Adayları kim belirliyor? Parti başkanları. Bu durumda milletvekillerini parti başkanları mı, millet mi seçmiş oluyor? Meclise, milletin iradesi mi, parti başkanlarının iradesi mi yansımış oluyor? Milletvekillerinin, parti yönetimlerine karşı hiç ses çıkaramayışlarının altında da bu gerçek yatmıyor mu? Üstelik parti başkanlarını da, mevcut başkanların bizzat belirlediği delegeler seçiyor. Bu sebeple yıllardan beri başkanlar da değişmiyor. Şimdi bu sisteme demokrasi mi diyelim, liderokrasi mi?
Tekrar bakalım. Şu anda Mecliste bulunan 341 AKP’li, milletvekili tam sayısının kaçta kaçını oluşturuyor? %62’sini. Peki seçimlerde AKP hangi oranda oy aldı? %46,58. Oyların %46,58’iyle %62 temsil. Sizce millî irade Meclise doğru bir şekilde yansımış oluyor mu?
Bir daha bakalım. Fakat bu defa çok iyi bakalım ve düşünelim.
İstanbul, Ankara veya İzmir’de oturuyorsunuz. Kaç seçmen bir milletvekili çıkarabiliyorsunuz? Bölgelere göre değişiyor. 98.000 var, 102.000 var, hatta 108.000, 111.000 var. Ortalama 100.000 diyelim. Yani Ankara, İstanbul, İzmir’den 100.000 kişiye bir milletvekili düşüyor. Şimdi sıkı durun. Tunceli’den bağımsız seçilip şu anda BDP milletvekili olan Şerafettin Halis, yuvarlak hesap 12.000 kişi tarafından seçildi. Yani sekiz Ankaralı veya sekiz İstanbullu veya sekiz İzmirli bir Tunceliliye eşit oluyor. Ne dersiniz, buna da millî irade diyelim mi? Millî irade sandığa ne kadar âdil yansıyor, diyelim mi? Yoksa ayrımcılık mı yapıyoruz? Bitlis’te 34.650, Hakkâri’de 34.420 kişi bir milletvekili çıkarıyor. Bu defa üç İstanbullu veya Ankaralı veya İzmirli, bir Hakkâriliye veya bir Bitlisliye eşit oluyor. Ne güzel demokrasi, ne güzel halk iradesi ama! Hani şu atanmışlara veryansın edip “ülkeyi seçilmişler idare eder” diyenler bu konuya niçin hiç dokunmuyorlar? Ülkeyi seçilmişler idare edecekse benim Tunceliliden, Hakkâriliden eksiğim ne? Ankara’da oturmam suç mu? İstanbul’da, İzmir’de oturmam suç mu? “Devlet ayrımcılık yapıyor” diye geh geh geğirenler! Söyleyin bakalım, devlet kime karşı ayrımcılık yapıyormuş?
Türkiye’nin seçim kanunu ve siyasi partiler kanunu böyle. Bu kanunlara göre seçimlerin millî iradeyi yansıttığını söyleyebilir miyiz? Meb’uslara, yeni tabirle seçilmişlere milletin vekilleri gözüyle bakabilir miyiz? Hatta böyle bir sisteme demokrasi diyebilir miyiz?
Son sorular: Şu anda seçim kanunu ile siyasi partiler kanununu kim değiştirip gerçek millî iradenin Meclise yansımasını sağlayabilir? Muhalefetin Meclisteki sandalye sayısı buna yeter mi? Yetmez. İktidarın sandalye sayısı yeter mi? Yeter. Peki iktidar, elinde olduğu hâlde ısrarla bu değişikliği yapmıyorsa ne yapmak lazım? Ne yapmak lazım? Ne yapmak lazım? Bana bu cendereden kurtulmanın demokratik bir yolunu gösteren çıkarsa rahatlayacağım.
Acaba muhalefet ısrarla bu konuyu dile getirirse bir çıkış yolu bulunur mu? Israrla, bıkmadan usanmadan, ısrarla! Buna rağmen iktidar bildiğini okursa ne yapacağız? Demokrasi kilitlendi mi diyeceğiz? Bu soruların cevaplarını hep birlikte düşünmeliyiz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş