Sedanur ve nicelerinin sesini kim duyacak?

A+A-
Fatma ÇELİK

9 yaşındaki Sedanur, 7 gün önce Kars'ın Kağızman ilçesinde kaybolmuştu, dün acı haberi geldi. Tıpkı minik Leyla, Eylül ve niceleri gibi...

Şimdi burada haykırsam, sayıp sövsem ne fayda...

Elinde "okumak özgürlüktür" yazan tabela ile poz veren Sedanur, özgürce okumak şöyle dursun, özgürce koşamadı, oynayamadı...

Biz, komşusuna çocuğu aracılığıyla aşureler, muhallebiler dağıtan; sabahtan akşama kadar çocuklarını sokakta özgürce oynatan; komşuya, ahbaba çocuklarını emanet edebilen milletin fertleriydik. Ne oldu bize?

Ne zaman bu hale geldik?

Şimdi kim çocuğunu tek başına arkadaşlarıyla oynaması için sokağa bırakabiliyor? Kim çocuğunun eline, muhallebi kaselerinin olduğu tepsiyi verip komşu zillerini çalmaya yollayabiliyor?

Kimse kimseye güvenmiyor ve haksız da değil.

Peki, ne oldu da küçücük çocukların bedenine dokunacak, canını alacak kadar insanlığını kaybedenler toplumda bu denli çoğaldı?

TÜİK verilerine göre hakkında resmi olarak kayıp müracaatı yapılan ve güvenlik birimleri veya vatandaş tarafından bulunarak güvenlik birimlerine getirilen kayıp çocuk sayısı yalnızca 2017 yılında 11 bin 563.

Son 10 yılda ise, toplamda 116 bin 94 kayıp çocuk vakası yaşanmış.

Sanılanın aksine bu çocuklar yalnızca kız çocukları da değil. En azından geçen yılın verilerine göre kayıpların yarısı kız, yarısı erkek çocuğu. En çok kayıp da başta İstanbul olmak üzere, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Gaziantep gibi büyük şehirlerde yaşanmış.

2008'de bu sayı 4 bin 517 iken, yalnızca iki yıl sonra 2010'da bu sayı iki katına çıkarak 8 bin 81 olmuş.

2011'de 10 bin 67,

2012'de 12 bin 474,

2013'te 16 bin 218,

2014'te 18 bin 696,

2015'te 17 bin 706,

2016'da 11 bin 691,

2017'de 11 bin 563 çocuk kaybolmuş.

Bu binlerce çocuk şimdi nerede, bulundular mı, hayattalar mı bilmiyoruz.

Ancak Sedanur'un annesi gibi çaresizce TV programlarına çıkan ebeveynler olursa haberdar oluyoruz akıbetlerinden...

Hepimizin içi yanıyor. Hepimiz çaresizce çözüm nedir diye düşünüyoruz... Ancak hala siyasiler, gerekeni yapıp pedagogları, hukukçuları, toplum bilimcileri, eğitimcileri, psikologları bir araya toplayarak, bu tarz vakaların az yaşandığı ülkelerdeki uygulamalardan feyz alarak etkili bir çözüm arayışına girmiyor. Hâlâ ne bekleniyor?

***

GÜNÜN SÖZÜ:

Dünyada bir tane dahi çocuk mutsuz olduğu sürece, büyük icatlar ve ilerlemeler hiçtir. Einstein

***

Dip not olarak "Sanat"...

Türkiye'nin en büyük sanat fuarlarından biri olan "Comtemporary İstanbul" kapılarını Perşembe günü İstanbul'da Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Salonu'nda açtı. 84 çağdaş sanat galerisinden 650 sanatçının özenle seçilmiş eserleri bu fuarda yer alıyor. Fuarın en güzel yanı, eserlerin pek çoğunun sanatçısı ile tanışma ve sohbet etme imkânı sunması.

13 yıldır gerçekleştirilen bu etkinliğe yapılan en büyük eleştiri, çok fazla kişinin sanat merakı nedeniyle değil; Instagram, Facebook gibi mecralarda popülerliğini artırma maksatlı fotoğraf çekme nedeniyle geliyor oluşları. Ancak bu sebeple de olsa gelen kişiler, sanatla bir yakınlıkta bulunmuş oluyor ve kim bilir belki de bu vesileyle sanatı seviyorlar... Ayrıca kimlerden oluşursa oluşsun ülkemizde gerçekleşen sanatsal bir etkinliği kalabalık görmek insanı sevindiriyor.

Bugün fuarın son günü... Pazar günü için halen bir planınız yoksa ve İstanbul'da yaşıyorsanız; gidip görmenizi öneririm...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları