''Sefa''

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

''Seni tanıdığım güne lanet olsun'' demek zorunda kaldığımız hayal kırıklığını birçoğumuz yaşamıştır. Dostluk ve arkadaşlıkta hüznün, ihanetin, kumpasın çıkarcılığın derinden vurduğu kederin yanında bazen de ''geç tanımaktan'' duyulan üzüntü vardır ki öylesi kıymetli dostluk ömrün sonuna kadar olağanüstü sevgi ve saygıyla devam eder. Ve ne yazık ki bu köprüyü inşa ettiğimiz insan sayısı iki elin parmaklarını geçmez. En dar vaktimizde onların varlığını hissetmek de paha biçilmez zenginliğimizdir. Böylesi dostlarla seyrek görüşsek de varlıkları güç verir bize. Çoluk çocuğunuzu, geride bıraktıklarınızı emanet edebilecek kadar güvendiğiniz bu insanlarla aranıza üçüncü şahısların giremeyişinden de ayrı bir haz alırsınız. Siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda farklı tercihleriniz olduğunu bile bile, nüansları tartışmadan olduğu gibi kabul etmek de erdemdir dostlukta. Bazen bir telefon kadar yakınken bazen de iş güç gailesi, farklı iş alanlarının yarattığı uçurumlar birbirinizden uzaklaştıramaz ya sizi; aynı kavşakta buluştuğunuzda keyfine doyum olmaz o muhteşem duyguları yaşayışınızın... Adını karşılıklı bile koyamadığınız gönüldaşlığın, ülküdaşlığın hukukunda ''yoldaşlık'' bir başka deyimle ''yol arkadaşlığı'' aramadan ''kızıl elma'' gibi kilitlendiğiniz hedefte, O'nunla önde ya da arkada olmadan yürüyeceğinizden emin olduğunuz için dönüp arkaya bakmazsınız bile... Vardır... Geç kalmaz girer kolunuza... Gölgeniz gibi takip eder, şemsiye tutar, korur sizi... Dedim ya, sayısı azdır, sırtınızı dağa dayadığınız duygusunu hissettiğiniz böylesi değerli dostlukları anlatamadan sadece yaşayabilmenin çaresizliği aslında çarenin ta kendisidir. Mutluluğunuz adeta kaynağından doyasıya, kana kana içtiğiniz ab-ı hayat suyudur, karşılıklı fanus içerisinde tutarsınız. O'nun hakkına siyasi ekonomik anlamda zarar vermeme adına; adını zikretmeyerek omuz verirsiniz. Çünkü zemin kaypaktır...

***

 Memleketin içinde bulunduğu olumsuz koşullarda, ekonomi çoktan alarm verirken, krizin kapımızı çaldığı sıralarda O; millî düşünceleriyle ayağa dikilerek milletine hizmet etmek düşüncesinin gereğini yerine getirip inadına üretir, inşaat ve sanayii sektörüne iş makineleri temin eder, para kazanmak yerine kaynak yaratmak, istihdam oluşturmak için didinir... Merhum babasıyla bakkal dükkanı işletmenin çocuksu heyecanıyla; Sivas'tan, İmranlı'dan bir başına çıkıp İstanbul'da bal satmanın daha o yaşta edindirdiği kendine güven duygusunu hâlâ yüreğinde taşır. Arılarla bile dost olup bal üretmenin bereketi ve tecrübesiyle; kurtlar sofrası olarak nitelendirebileceğimiz inşaat ve iş makineleri dünyasında, bir yandan kızıyla birlikte beton santrali fabrikasını çalıştırırken; öte yandan oğlu Cantürk ile de ülkü sevdasını takip eden bu ''Candost''un davetlisi olarak; onun çok genç yaşta kurduğu şirketinin 30. yıl dönümü toplantısına katılmanın bahtiyarlığını hissettim... Böylece yıllardır O'nun tedarik ettiği iş makineleri ve kurduğu beton santralleri ile Türkiye'yi yeniden imar eden; baraj-hava alanı-liman-hastane-konut-fabrika yapan ve bu alandaki becerileriyle yurt dışında Türkiye'yi en iyi şekilde temsil edip yüzümüzü güldüren şirketlerin sahip ve yöneticileriyle bir arada olmanın onurunu da yaşamış oldum...

***

"Sefa'' bu... Jestleri, mimikleri, vücut dilindeki samimiyeti ile, erişilmez sanılan iş adamlarının gönlüne taht kurmuş... Bunca koşuşturmanın arasında yürekten bağlı olduğu türkülerimize ses bile verdi. Konuklarına inanılmaz bir gün yaşatan ''Sefa'', organizasyonuna dahil ettiği başkentin nadide müzisyenlerinin eşliğinde tadı damağımızda kalan ikramlarına bir de müzik ziyafeti ekleyerek; Türk kültürünün sınırsız boyutunu yaşattı.                                                                                                                     
İş dünyasında ''Sefa'' gibi Türk Milliyetçilerinin varlığı, onuncu yıla varmakta olan dostluğumuzu pekiştirirken, bulunduğu her alanda ''Danış'' sıfatına sahip olması ayrıca gururlandırdı beni. ''Sefa''yı her gördüğümde Mustafa Kemal Atatürk'ün: ''Yüksel Türk, senin için yükselmenin sınırı yok'' vecizesini hatırlıyorum, yükselmekte olan Türk'lerin varlığını hissetmenin dayanılmaz hazzını yaşıyorum. İyi ki varlar. Sayıları az da olsa geleceğimize güven duygusuyla güç ve kuvvet veriyorlar. Sonuçta iltifat marifete matuftur. Tavla maçlarımızda zarları sallarken ''Hakkını ver'' deyişinde olduğu gibi bu satırlarda "Sefa"nın hakkını teslim etmeye gayret ettim hepsi o kadar...                                                           

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları