Şehitler... Mumcu... Okan...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Ateş düştüğü yeri yakar... İçimiz ne denli yansa da şehit aileleri kadar kavurmaz içimizi. Afrin Harekatı ile ilgili gereksiz, sözde insani tartışmalara girmeye niyetim yok. Yine "kandırıldık" ifadelerine rağmen Afrin Harekatı için geç kalındığı kanaatimi belirtmek de fayda görüyorum. Üstelik Afrin ve Menbiç ile sınırlı kalmayarak hazır yola çıkılmışken Irak sınırından Kandil'e kadar uzanarak terörist unsurların tamamen temizlenmesi ile Türkiye huzura kavuşturularak, bölgedeki barış tesis edilmeli. Aksi halde üçünü birden tanıdığım, kucakladığım, gözlerinin içine bakarak Tanrı'ya emanet ettiğim, Türk Milliyetçisi-Ülkücü Astsubay Musa Özalkan, Üsteğmen Oğuz Kaan Usta, Kayserili hemşehrim Uzman Çavuş Mehmet Muratdağı'nın ruhları şad olamaz. Musa'nın Telafer'deki Türkmen çocuklarına okul yaptırma vasiyeti, Oğuz Kaan'ın emrindeki askerleri kurtarmak için öne çıkarak şehadeti, Mehmet Muratdağı'nın en son telefon görüşmesindeki vedalaşmasını bilip de o çocukların "Kızılelması"nı anlamlandırmak bu satırların yazarının da görevi değil mi? Onların davasının davacısı olarak takip etmek zorunda değil miyiz! Bir de gelen mektuplar var... Musa'nın, Oğuz'un, Kaan'ın, Mehmet Çavuş'un arkadaşları var... Bir de sorgusuz-sualsiz "vatan haini-darbeci" yaftası yapıştırılan, asker olarak emri sorgulamadan yerine getiren, sonra da darbe olduğunu anlayıp tek mermi atmadan teslim olan, müebbetten yargılanan, cezalandırılan pırıl pırıl vatansever çocuklar belki de Afrin operasyonunda şehit-gazi olup "Kahraman" ilan edileceklerdi. Bunların suçu ne?..

***

Dün bu defa kendi duruşmam yüzünden adliyedeydim. 30 yıllık gazeteci, 10 yıllık televizyon deneyimi, ondan fazla kitabından bu güne kadar suç unsuru bulunmayan birinin yüzlerce konferansından birinde "devlet büyüklerine hakaret" suçu işlemesi mümkün mü? Nazilli'de "Teğmen Çelebi ve Dijital Terör" kitaplarımı yayınladığım esnada yıldırmak-susturmak adına FETÖ'nün maşası polis kılığındaki ajanların tuttuğu fezleke ile gıyabımda verilen 11 ay 20 günlük cezayı onaylatmak için kurulan kumpas davası ne ilk ne de son. Ankara'da ikamet etmeme rağmen bir gün Kocaeli, diğerinde Sivas, Antalya, Kayseri, İzmir, İstanbul gibi illerde açılan davalara katılmazsan yasaya göre "zorla getirme" adına bir gece otelde gözaltına alınıyorsunuz. Hangisini sayayım. Hastahanenin acil servisinde bile ifadeniz alınır. Seyehat özgürlüğünüz kısıtlanır. Havalimanında, tren istasyonunda karakola davet edilirsiniz. Ya bunları göze alacak, ya da susmaya, haksızlıklara boyun eğerek yazmama, taktik geliştirip çiçek-böcek-futbol yazacaksınız. Aksi halde Uğur Mumcu gibi havaya uçurulmayı, Gaffar Okan gibi kurşunlanmaya razı olacaksınız demektir.

***

Tam da yıl dönümleri Uğur Mumcu ile Gaffar Okan müdürün... Uğur Mumcu bizim kuşağımızın onulmaz solcusuydu. Gençlik yıllarımızda ön yargılıydık. Oysa Uğur Mumcu "Sakıncalı Piyade" iken bile "kaçakçılık" konusunda dosya üzerine dosya açıp silah-sigara-uyuşturucu kaçakçılığında ki perdelerin arkasını aralayan "Milli" adamdı.

"Bu tarikat ve cemaat elemanları günü birinde vali-kaymakam-general-müsteşar olup iktidar erkini ele geçirecek" diye yazmıştı. PKK'nın sosyalist devrimci bir hareket olmadığı gibi emperyalist güçlerin maşası olarak Ortadoğu coğrafyasını şekillendirmede "taşeron" olduğun vurgulamıştı... Uğur Mumcu ile bu satırların yazarını meslekteki büyüğümüz merhum Ünal İnanç tanıştırmıştı. Değerli ağabeyim Emin Çölaşan'ın "minik kuşu" Ünal Baba, Mumcu'nun "kanka"sıydı. Ünal Baba'ya Türk Cumhuriyetleri ve eski Sovyet coğrafyasındaki FETÖ okulları ile ilgili şüphelerimi aktardığımda Mumcu'yu arayarak bizi bir araya getirdiğinde şişe dibini andıran kalın gözlükleri ardındaki bakışlarının nasıl da endişe ile parladığını daha dün gibi hatırlıyorum. Uğur Mumcu bu ülkede sadece FETÖ'nün değil, benzeri tarikat ve cemaatlerin merkezinin yurt dışındaki gizli servisleri olduğunu tesbit eden meslek namusuna sahip gerçek anlamdaki Atatürkçü yazarıydı. Türk Cumhuriyetlerinde ki FETÖ bağlantılarını yazdığım raporun bir nüshasını ilk defa merhum Alparslan Türkeş'e diğerini de O'nun onulmaz muhalifi Uğur Mumcu'ya vermiştim...

***

Gelelim Gaffar Okan'a... Son Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünde ricam üzerine Antalyalı iki polis memurunu yakın korumasına alıp kendisi ile beraber şehid olduklarında duyduğum vicdan azabını kelimelerle anlatamam. Gaffar Okan, Hizbullah terör örgütünce ve taşeronlarca katledildiğine yönelik ciddi iddialar var. Ancak Gaffar Müdür ile ilgili ünlü "Zir Vadisi" vakasının zanlısı Ergenekon'dan 5 yıldan fazla hapis yatan emekli Yarbay Mustafa Dönmez'den aldığım bilgiyi de paylaşmak istiyorum. Gaffar Müdür 93-94 yılında Kars'ta görevli... Kars'ta TSK ve devlet içinde paralel yapıya bulaşanlarla ilgili yaptığı operasyonda MİT ile beraber elde ettiği bilgileri devrin TSK yetkilileri ile paylaşıyor. Fettullahçı yapılanma ile ilgili TSK'yı uyarıyor. Ancak o sırada PKK terör örgütü ile ilgili mücadele had safhada olduğu için adları geçen personel ile ilgili sicil kanaati dışında işlem yapılmıyor. Dönmez'den bu bilgileri alınca Gaffar Okan cinayetinin Hizbullah ile beraber Fettulah'ın dahil edilmesini hatırlatmak istiyorum. Dahası iz süren savcıların bu işin üzerine eğilmesini talep ediyorum.

Yarına 15 Temmuz'un "FETÖ'cü darbe" olduğunu bu ülkeyi hasbel kadar yönetenler anlamışken ilk teşhisi koyup, önlem alınması için çırpınanları yazmaya çalışacağım. 

  • Yorumlar 3
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları