Sel sularının yıktığı duvarlar!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybetmiş insanların üzerine gazete kâğıdı örtmüşler. Yolun kenarına saçılmış cenazeler için ambulans gelmiş, cenazeler için araçtan tabutlar indiriliyor. Sağlık personeli cenazeleri tabuta yerleştirirken yanlarına birisi yardım ediyor görüntüsü içinde yaklaşıyor ve biraz önce ölmüş olan kişilerin cesetlerinin yanı başındaki telefonunu çalıyor. Sonra da telefonunu çaldığı cenazenin tabuta yerleştirilmesine yardımcı oluyor. İşi bittikten sonra da telefonu cebine koyup olay yerinden ayrılırken polis tarafından gözaltına alınıyor.


Ortalama ahlâk!
Ölümün sıcaklığını duya duya ölüye ait bir eşyayı çalmak, öyle her değme vicdanın yapacağı bir iş değildir. Şok edici bir durumdur. Sonuçta bu durumu bireysel bir vak’a olarak görerek vicdanı rahatlatmak mümkündür. Ancak İstanbul’da vuku bulan sel felaketi sonrasında ortalığa saçılan eşyalara “ganimet” gibi saldıran aç gözlü insanlar için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Onlarca insanın, kaybedilen canları, yok olan hayatları ve çöken binaları bir kenara bırakarak can havliyle “sel önünden kütük kapar gibi” yağmaya girişmesi düşündürücüdür. Selin bastığı depolardan, konteynırlardan ortalığa saçılan eşyaları, çamurların içinden toplayarak bir başkasına satmaya kalkanlar düşündürücü bir manzarayla Türkiye’yi karşı karşıya getirmiştir. Bu, toplumsal yağmanın manzarasıdır. Bu manzara, ülkede ortalama ahlâkın geldiği seviyeyi göstermesi bakımından üzerinde durulmayı hak ediyor.
Bütün bunların mübarek Ramazan ayında gerçekleşmiş olması, durumu daha vahim kılan bir diğer husustur. Ölü soyuculuk diyebileceğimiz bu yağmayı yapanların birçoğu belki de oruç tutuyordu. Belki de Yunus’un “mal sahibi mülk sahibi” diye başlayan o meşhur şiirini de biliyorlardı. Ülkenin toplum olarak geldiği yeri göstermesi bakımından olağan üstü durumlarda sıradan insanların sergiledikleri tavırlar önemli bir göstergedir. Felaket durumlarında sergilenen olumsuz tavırlar toplumsal yozlaşmanın, kavram kargaşasının ve değer kaybının derecesini gösterir.


Ahlâki felaket!
Bir sel felaketi sonrası yaşanan kitlesel yağma, toplumsal anlamda gelinen aşamayı göstermesi bakımından önemlidir. Son zamanlarda ‘nereden nasıl elde edilmiş olursa olsun’ önemli olanın paraya-mala sahip olmak olduğu bir anlayış ahlâk halini almıştır. Siyasette başarı, zenginlikte ise sahip olmak bir çeşit değer halini almıştır. Son zamanlarda buna bir de iktidardakilerin dilenciliği özendirmesi ilave edildiğinde ahlâki düşüklüğün nedenleri anlaşılmış olur.
İlkesizlik, iddiasızlık, idealsizlik insanları fırsatçı yapar. Sınırları kaybolmuş, ölçüleri yok olmuş, değerleri işlevsizleşmiş toplumlardan erdem göç eder. Toplumsal çürümeyi, ekonomik rezervlerden önce ahlâk rezervlerinin tüketilmesi başlatır. Her yağmur yağdığında sele teslim olan Türkiye manzaraları, ahlâki sefaletin ürünüdür. Çürük binalar, çöken yollar, yıkılan duvarlar gerçekte kirli ahlâkın dışa vuran yüzleridir. Kirli ve yozlaşmış ahlâk sahiplerini göreve getirenler de aynı resmin diğer kareleridir. Gerçekte tehlikeli olan, yaşanan sel felaketi değil selin ortaya çıkardığı ahlâki felakettir. Toplum, selden, alt yapıdan önce karşı karşıya kaldığı ahlâki felaketle yüzleşmek zorundadır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları