Semerci

İsrafil K.KUMBASAR

Yanılmıyorsak, bir belgesel kanalında izlemiştik.

Fas’ın Akdeniz’e kıyısı olan kentlerinden birisinde dolaşan televizyon muhabiri, kenar mahallelerden geçerken bir ara, cadde üzerinde gözüne çarpan eski bir binanın tozlu kapısını gıcırtı ile aralayarak içeriye dalıyor.
Günümüzde artık benzerine pek de fazla rastlanmayan otantik bir mekanın görüntüleri ekrana düşüyor.
Tavandaki minik bir pencereden sızan loş ışıklar altında ak sakallı bir adam, nasır tutmuş elleri ile bir ağaç parçasına şekil vermeye çalışıyor.
Muhabir, yavaşça ihtiyara yaklaşıyor:
- “Nasılsın baba, işler nasıl gidiyor?”
İhtiyar adam, bir süre boş gözlerle etrafına bakındıktan sonra iç çekerek cevap veriyor:
- “Sorma be evlat. Nerde o eski yıllar. Bir zamanlar şu gördüğün bütün sokaklar müşteri kaynardı. Ama ne yazık ki artık etrafta fazla eşşek kalmadı. O yüzden de kimse gelip semer almıyor. Semercilik mesleği ölmek üzere. Mesleği öğretecek çırak bile bulamıyoruz. Eğer böyle giderse yakında kapıya kilidi vuracağız.”
Tam o sırada kameraman, içerideki gezintiye son verip dış mekana doğru şöyle bir zoom yapıyor.
Arka taraftaki caddeden ‘son model otomobiller’ geçiyor, yukarıdan ‘uçakların’gürültüsü geliyor, kıyıdan ‘çok katlı gemilerin’ siren sesleri işitiliyor.
Ama semerci, hâlâ kendi dünyasında, ‘mesleğin yok olmasından’ dem vuruyor.

***

‘Dört ayaklı’ eşeklerin sayısı azalıyor.
Bir zamanlar, yeryüzünün belki en itibarlı el emeği, göz nuru mesleklerinden biri sayılan ‘semercilik’ mesleği gerçekten de can çekişiyor.
Ama, gelin görün ki, gerçekleşen onca değişime rağmen insanları hala ‘eşşek’ yerine koymaya çalışan malum ‘semercilerin’ sayısı akıl almaz bir hızla çoğalıyor.
Belli mi olur, bakarsınız çoğuna aşina olduğunuz semerciler, bir seher vakti ansızın, hiç ummadığınız şekilde sizin de kapınızı çalabilirler:
- “Kim o?”
- “Vay gardaşım, can yoldaşım, yol arkadaşım, yoksa tanımadın mı beni?”
- “Gene ne istiyorsun?” 
- “Duydum ki bu aralar sırtın biraz boş kalmış, yeni bir semer vurmaya geldim.”
- “Hı?..”
Bir zamanlar ‘aynı yollarda’ yürümüş olmanın, ‘ortak mekanları’ paylaşmış olmanın verdiği samimiyetinize binaen ‘yakayı’ ele verirseniz eğer, vay halinize.
Yıllarca dinlemekten usanıp,  “Artık gına geldi”  diye dert yandığınız o bildik ‘hamaset’nutukları ile bir kez daha başlarlar kafanızı şişirmeye.
‘Parlatılmış’, ‘cilalanmış’ eski semeri, bir anda yeniden sırtınızda buluverirsiniz.
Kendilerini ‘akıllı’, alemi ‘ahmak’ diye bellediklerine mi, yoksa sizi hâlâ ‘eşşek’ yerine koyduklarına mı yanarsınız.
Artık varın ‘eşek’olmadığınızı anlatın.

***

Bir zamanlar, kuş uçmaz, kervan geçmez köylerden birinde, sırtları kanlı yaralarla dolan eşekler, “İyi semer yapamıyor”  diye sürekli semerciden şikayet ediyorlarmış.
Bakmışlar ki şikayetlerin karşılığı yok, son çare olarak bir meydanda toplanıp, “Yeni bir semerci gönder Allah’ım” diye dua etmeye koyulmuşlar.
Bir gün duaları kabul olmuş, köydeki semerci ölmüş, yerine yeni bir semerci gelmiş.
Eşekler, adeta bayram etmişler.
Ne var ki yeni semerci biraz ‘acemi’ olduğundan yaptığı semerler eşeklerin sırtında ‘daha fazla yara’ açmaya başlamış.
Eşekler, yine meydanda toplanıp, ‘yeni bir semercinin’ gelmesi için dua etmişler.
Çok geçmeden mevcut semerci köyden ayrılmış, yerine başka bir semerci gelmiş.
Eşekler yine çok sevinmişler.
Ama çok geçmeden yeni semercinin de aslında ‘çok farklı’ olmadığını, semerlerin daha kalitesizleştiğini, yaralarının ise daha da kötüleştiğini anlamışlar.
Eşekler, her seferinde ‘yeni bir semerci’ göndermesi için Allah’a dua etmişler.
Bir semerci gitmiş, diğeri gelmiş.
Ne yazık ki zavallı eşekler açısından değişen hiçbir şey olmamış.
Nihayet bir gün kafalarına dank eden eşekler, ‘semerciden kurtulmak’ yerine  “Eşeklikten kurtulmak” için dua etmeye başlamışlar.

***

Gelin, efendisinin “Karı, karı, eğer bir daha sözümden çıkarsan, seni ahıra kor, eşeği eve alırım” sözleri üzerine, akıl almaz bir ‘beklenti’ içerisine girip sırtına vurulan her semere ” Eyvallah “ diyen eşeğin hikayesine hiç girmeyelim.

***

Yiğit ölür ‘namı’ kalır, eşek öldüğünde ise yalnızca  ‘semeri’ kalır.
Atalarımız, boşuna dememişler:
- “Sen eşşek olmaya niyet ettikten sonra sırtına semer vuran çoook olur.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş