Sempozyumun ardından...

Ahmet SEVGİ

Kâşgarlı Mahmut meşhur eseri “Dîvânü Lugâti’t-Türk” te Arapça ile Türkçenin at başı yürüdüklerini ifade eder. Büyük Türk edibi Ali Şîr Nevâî de “Muhâkemetü’l-Lügateyn” adlı eserinde Türkçenin incelik ve derinlik bakımından Farsçadan daha zengin bir dil olduğunu söyler. Bu ifadelere Max Müller’in şu sözünü de eklersek Türkçenin nasıl bir dünya dili olduğu sanırım daha iyi anlaşılacaktır: “Hiçbir dilin anlatamadığı, ancak birçok kelimelerle anlatmaya çalıştığı mânâ inceliklerini Türk dili bir kelime ile anlatabilir.”
Eğri oturup doğru konuşalım, Türkçe bir dünya dili olmasına rağmen maalesef millet olarak dilimize gerekli ilgiyi göstermedik. Evet, Arapça Kur’ân diliydi. Başımız üstünde yeri vardı. Ama Arapçaya saygı beslemek Türkçeyi ihmâl etmemizi gerektirmiyordu. Biz bu noktada hata yaptık. Türk diline karşı gösterdiğimiz ihmâlkârlık/lâkaytlık 17. yüzyılda Veysî ve Nergisî ile zirveye çıkar. Allah’tan bazı şairlerimiz gidişatın hayra alamet olmadığını fark eder de sadeleşme/mahallileşme başlar... Derken Tanzimat ilan edilir. Biz Arapça ve Farsçanın nüfuzundan kurtulmaya çalışırken Tanzimat’la birlikte Batı kültürünün tesiri altına girdik ki bu, Türk dili için büyük bir talihsizlik olmuştur. Servet-i Fünûn edebiyatı bu talihsizliğin ürünüdür.
Yeni Lisan ve Millî Edebiyat akımlarıyla derin bir nefes alan Türkçe yazık ki 1930’larda “uydurmacılık” hastalığına tutulur, 1980 sonrasında da İngilizce istilasına uğrar. Ve bu istila her gün şiddetini artırarak devam ediyor.
Bu düşünceler, geçen hafta (22-24 Aralık 20011) Muğla Üniversitesi’nce gerçekleştirilen “IV. Uluslararası DÜNYA DİLİ TÜRKÇE Sempozyumu”nda sunulan bildirileri dinlerken bir film şeridi gibi geçti zihnimden. Sempozyumun açış konuşmasında Prof. Dr. Abdurrahman Güzel’in de belirttiği üzere “Bugün ilk-orta ve yüksek öğretim kurumlarımızın resmî ve özellerinde âdeta yarış halinde bir İngilizce eğitim-öğretim furyası, yabancılaşma ve yabancılaştırma süreci başlamış ve yarış halinde devam etmektedir. Yani günümüzde İngilizce bilirsen profesör de olursun, bakan da olursun, her şey olursun.”
Türkçe öteden beri hep layık olduğu ilgiyi görmemiştir. Söz gelimi, takriben 600 yıl süren Divan Edebiyatı süresinde Arapça ve Farsçadan birçok kelime girmiş dilimize. Bunu -haklı olarak- eleştiriyoruz. Lakin o dönemde söz konusu kelimeleri Türkçenin mîmârîsine, mûsikîsine ve estetiğine uydurmuşuz. Diğer bir ifade ile onları millîleştirerek almışız. Oysa İngilizceden giren kelimeler millîleştirilmeden alındığı için Türkçede hep sırıtıyor. İşin belki de en vahim tarafı bu saçmalıklar kimsenin dikkatini çekmiyor. Bu sebepledir ki Türkçe ile ilgili ne kadar bilgi şöleni, açık oturum ve toplantı tertip edersek azdır, diyoruz...
200’e yakın bildirinin sunulup tartışıldığı böyle bir sempozyumu gerçekleştiren Muğla Üniversitesi mensuplarına ayrıca teşekkür ediyoruz... Tebliğlerin bir an önce kitaplaştırılması temennimizle...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş