Sen git Avustralya’da çobanlık yap Ahmet!..

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

“Erguvanları açmış bir şehirde yaşıyorum ve saçma sapan meseleler hakkında yazılar yazıyorum.
Talihim olsa Avustralya’da koyun yetiştirirdim ama biraz talihsizim.
Bu münasebetsiz memlekete düştüm.
Düşmekle kalmadım bir de buranın manasızlıklarını ciddiye almak zorunda olan bir işe merak sardırdım.
Dün memleketimizde “milli egemenlik” bayramı vardı.
Meclis’in açılışının bilmem kaçıncı yılını kutladık.
Bu bayram çocuklara adandığı için bol miktarda da çocuk vardı etrafta.
Zavallı oğlanlarla kızları da alet ediyorlar kendi manasızlıklarına.”
İfadeye bakar mısınız?.
Talihli olsa, Avustralya’da çoban olurmuş. Talihsiz olduğu için Türkiye’de yazar.
Türkiye, “Münasebetsiz memleket.. ”

***

Şu aşağılamaya dikkat edin.. “Meclis’in açılışının bilmem kaçıncı yılını kutladık.. ”
Aşağılanan, “Hasta adam”ın külleri üzerinde yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu..
Aşağılanan, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.. Bunu yapan da bir Cumhuriyet çocuğu..
Bugün olduğu yeri, bugünkü yaşamını, kendi ülkesinde, kendi devletine bu kadar rahat sövme özgürlüğünü ona veren Cumhuriyet’in çocuğu..
Ahmet Altan..
Üç gün evvel de Cumhuriyet’in kendisine saldırmıştı.
“Partiler, Cumhuriyet’in yüzüncü yılı için programlarını açıklıyorlar.
2023 yılı için çok parlak vizyonları var.
Ama Cumhuriyet’in seksen sekizinci yılında, biz burada yarınımızı bile göremiyoruz, vizyon tamamen puslanmış vaziyette.
Seksen sekiz yılda doğru dürüst bir devlet bile kuramamışız.”
“88 yılda doğru dürüst bir devlet bile kuramamışız” derken tarihe bakmıyor. Coğrafyaya bakmıyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan devletler, Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Çekoslovakya dahil, bugün neredeler?. Arap dünyasında, Afrika’da kurulan devletlerin hali ne?. Ya Asya’dakiler?. İran, Afganistan, Pakistan?..
Orta Doğu’nun ve Doğu’nun, tüm dünya tarafından söz birliği edilmişçesine örnek gösterilen tek devleti değil miyiz?.

***


Tabii eleştirilecek yanımız çok.. Tabii, gelişmek, tabii güne hızla uymak zorundayız.. Tabii bunları yazacağız. İsteyeceğiz.. Ama bunları yaparken, atılan o sağlam, bugün hâlâ dimdik duran temele dil uzatmaya, sövmeye, aşağılamaya vardırmayacağız, işi..
Milli Egemenlik’e sövmesinin sebebini yazının devamında okuyorsunuz Altan’ın..
Efendim, Meclis’te yapılan 23 Nisan Oturumunun dinleyici locasından başı örtülü bir kadını çıkarmışlar.. Başı örtülü olduğu için.. Ona kızmış, köpürmüş, Devlete münasebetsiz demesi, bu ülkede yaşamayı talihsizlik sayması, en kutsal güne “Meclis’in açılışının bilmem kaçıncı yılı” demesi bundan..
Oysa yalan..
Kadının locadan çıkarılmasının sebebi, başının örtülü olması değil. Çünkü localara baş örtülü girmek serbest.. Sorun davetiyeden çıkmış. Çok açık ve net yazdı, haberi doğru veren gazeteler.. Ve de o kadın, Sayıştay üyesi.. Başı örtülü kadın, en yüksek mahkemelerden birinde üye.. Önce onu alkışlasana..

***

Alacak çok yolumuz var. Doğru.. Ama bu yolu, öfkeyle, söverek, saldırarak, nefretle, kinle almamız mümkün değil..
İnsanlar, birbirlerini kucaklayarak da eleştiri yapabilirler..
Ahmet Altan’la bir zamanlar hısımdık. Çok sevdiğim Cemal Dayımın damadıydı. Çok sevdiğim Çetin Ağabeyin de oğlu..
Avustralya artık uzak değil, Sevgili Ahmet.. Dünya ufaldı.. Üstelik hâlâ nüfusu az.. Hâlâ göçmen kabul ediyor.. Hâlâ küçük paralara büyük yatırımlar yapabilirsin. Git oraya, minik bir çiftlik al, kaşmir yünleri veren bir koyun türü var, yalnız Avustralya’da yaşıyor.. Onlardan yetiştir. Bu münasebetsiz memlekette manasız yazılar yerine, orada şiir yaz, roman yaz..
Üstelik orada, ulusal bayram falan da yok, seni rahatsız edecek. Bayrağının köşesinde Britanya simgesi vardır, Birleşik Krallık ülkelerinden biri olduğunu gösteren, Devlet Başkanları da kraliçedir zaten.. Ve de Birleşik Krallık’ta ulusal bayram yoktur.
Haa.. Kraliçenin “Resmi” doğum günü bayram yerine geçer ama, o tarih de her yıl ayrı ilan edilir.. Haziran ayında bir cumartesi genelde.. Bu yüzden, İngiltere’de bile fazla ciddiye alınmaz..
Koyunlarına bakıp, her haziranda Kraliçe şerefine bir viski atar, keyfine bakarsın, Ahmet, münasebetli, münasebetli..
Hıncal Uluç/Sabah

+++

Artık sana nasıl inanalım

Anayasa Mahkemesi Başkanı, 48. kuruluş yılı törenlerine ana muhalefet liderini çağırmadı..
Niye?
Muhalefetin fikirlerini beğenmiyormuş.. İktidarı seviyormuş.. İptal davası açmalarından hoşlanmıyormuş.. İktidarla uzlaşmamasından hazzetmiyormuş..
Halimize bakın.. Bu tavrı koyan kişi en yüksek mahkemenin başkanı..
Tören düzenliyor..
Muhalefet olmasın istiyor..
Tören düzenliyor..
Muhalefete veriyor veriştiriyor.. Taraf olduğunu ilan ediyor..
Gerçi sınavlar için söyledi ama Cumhurbaşkanı’nın güven duygusu zedelendi dediği bu durumdur..
Anayasa Mahkemesi Başkanı muhalefeti kapıdan içeri sokmuyor!..
Muhalefetin başvurularını nasıl değerlendirecek?
Oyu, tavrı, yapacakları, yapmayacakları şimdiden belli değil mi? Artık nasıl güvenelim!..
Mehmet Tezkan / Milliyet

+++

Erdoğan diyor ki:
“Havadaki her uçakta bir Türk işadamı var.”
Karadaki her belediye
otobüsünde de
bir yığın işsiz...
Haldun Ertem

+++

Abdi İpekçi mezarında ters dönecek

En az geçtiğimiz yıl Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin, sızdırma belge çuvallarıyla insanları hedef gösteren Mehmet Baransu’yu “Yılın Gazetecisi” seçmesi kadar garabet  bir karar...
Çünkü o da insanları hedef göstermeyi alışkanlığa dönüştürdü son yıllarda... Gazetecilik ilkelerini değil, ön yargılarını -ve artık neyse onlar diğer güdüleyenlerini- temel alarak kendi meslektaşlarını lince yeltendi; bu ülkenin baskıya, fonlara, tehdide direnerek gazeteci kalabilmiş önemli kalemlerini neredeyse “katil” in azmettiricisi yerine koymayı denedi... Bir nefret yarattı ve onun odağına koydu yazarları...
“2010 Milliyet Abdi İpekçi Yılın Gazetecilik Ödülü” ne layık görülen (!) Vatan muhabiri Kemal Göktaş’tan bahsediyorum...
Göktaş o ödülü aldığı gün, dua edelim de bir gazetecilik ekolü olan Abdi İpekçi ters dönmesin yattığı yerde...

+++

Seçim değil istismar kampanyası

İktidar partisi CHP’yi Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay üzerinden vurmaya çalışıyor... Başbakan CHP’ye “Ergenekon’un irtibat bürosu” adını taktı. CHP lideri Kılıçdaroğlu da bu suçlamalara Zonguldak’tan yanıt verdi:
- Haberal bizim onurumuzdur.. Sen kim Haberal kim...
İktidar partisi icraat ve vaatlerle oy artıramayacağını düşünüyor olmalı. CHP’ye yönelik ölçüsüz bir istismar kampanyası yürütüyor.
CHP de vaktini Başbakan’a cevap vermekle harcıyor.
Bu arada hukuk, adalet gibi kavramlar yerlerde sürünüyor.
Ne Mehmet Haberal ne Mustafa Balbay ne de bir başka Ergenekon sanığı hakkında bugüne dek hüküm verilmiştir.
Ergenekon sanıkları yasal olarak halen suçlu değil masumdurlar.
Ne var ki tezgâhın yasalarla ilgisi yok.
İktidar partisinin güvenlik güçleri aramalarda bulduğu belgeleri yandaş medyaya aktarıyor.
Yandaş medya kimsenin görmediği belgeler üzerinden yalan habere dayalı suçlamalar inşa ediyor...
Böylece halkın gözünde suçlu insanlar yaratılıyor...
Ve iktidar partisi kendi tertibiyle yaratılan suçlular üzerinden politika yapıyor...
Davalar birbiri üzerine bindirilerek bitmez tükenmez birer yılan hikâyesine dönüşüyor.
Böylece hem muhalifler hapiste tutuluyor, hem halka gözdağı veriliyor, hem iktidar partisi darbelerle mücadele eden kahraman pozuna bürünüyor.
“Bir kişiye yapılan haksızlık bütün topluma yapılmış demektir...”
Bu tür özdeyişler şimdilik fazla yankı yapmıyor...
Sadece iktidar partisine rant sağlıyor...
Ama bu böyle sürüp gidecek değil...
Melih Aşık / Milliyet

+++

Korkunun ayak sesleri

Belli ki birçok AKP’li Genel Merkez’e “Biz de AKP’ye oy verdik, peki bizim çocuklarımıza şifre neden verilmedi?” diye soruyor.
İktidar bu işin seçimlerde aleyhine kullanılabileceğini düşünüyor galiba ki yandaş yayın organları harekete geçti.
Diyorlar ki “ÖSYM’de bazıları sırf hükümeti zora düşürmek için özellikle hata yaptırıyor. Orada derin bir yapılanma var.”
İyi mi? ÖSYM ve başındaki “misyon sahibi” yöneticiler pirüpak iş yapıyor ama hükümet karşıtları içeri sızmışlar ve sabotaj yapıyorlar.
İktidar bu konuda hatadan vazgeçmiyor. Önce kimse hükümete bir şey söylemezken kendi kendilerine “bu bize karşı komplo” diye ortaya çıktılar. Ardından hiç şüphelenmeye gerek duymadan ÖSYM’yi sahiplendiler. Ardından protestoları “arkasında derin güçler” var diyerek yok saydılar. Hatta başbakan “10 bin çocuk da biz koyarız karşılarına” deyiverdi. Şimdi de “bizi yıkmak için içerden sabotaj yapılıyor” diyorlar. Korkunun ayak sesi değil de nedir bu?
Can Ataklı / Vatan

+++

Hayaller gerçek olsa; savcılar AKP’ye direnirdi

Savcı, suçu kamu adına araştıran, soruşturan, şartları oluştuğunda dava açan kamu görevlisidir.
Savcıların tarafsızlığı ve etkinliği, demokratik hukuk devletinin belirleyici koşullarından biri, daha doğrusu önde gelenidir.
CHP savcıların iktidar etkisi ile görevlerini yapmadıkları suçlamasını bir kampanyaya dönüştürmüş bulunuyor.
Kemal Kılıçdaroğlu dün yolsuzluk olaylarına karşı iktidarın ve ondan etkilenen yargının bilinçli bir sağırlaşma içine girdiklerini öne sürerek meselâ Deniz Feneri yolsuzluğu dosyasının seçimlere kadar “sümen altı” edileceği iddiasında bulundu.
“Savcılara sesleniyorum” diye başladığı sözlerine şunları ekledi:
“Soruşturma yapıyorum deyip uyutuyorsun. Otur adam gibi görevini yap. Hiçbir memurun, bakanın unvanında cumhuriyet sözcüğü yer almaz. Cumhuriyet savcısıysan gereğini yap, yolsuzluk yapanların, fakir fukara hakkı yiyenlerin dosyasını mahkemeye getir. Niye getirmiyorsun? Sebep ‘iktidar baskısı’ ise benim bildiğim savcının görevi zaten baskılara boyun eğmek değil, baskılara karşı direnmektir!”
Almanya tarihinin en büyük merhamet dolandırıcılığı olan Deniz Feneri davası üç yılı aşan bir geçmişe dayanıyor.
Frankfurt mahkemesi, ikinci derece suçluları yargılayıp mahkûm ettiği davadan sonra AKP iktidarına yakın bazı kişileri “asıl suçlular” diye Türkiye’ye bildirmiş, Almanya’da ikinci dava açıldığı halde bizde henüz iddianame bile yazılmamıştır.
CHP milletvekili Atilla Kart da daha önce Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nı Deniz Feneri soruşturmasını kamuoyunun bilgi ve denetiminden kaçıran çabalara katkıda bulunmakla suçlamıştı.
Siyaset ve yargı dünyasını bilenler, şaşırmamak gerektiğini söylüyorlar. Çünkü iktidar HSYK’nın yapısını zaten bunun için değiştirmiştir.
Yani soruşturmalara ve davalara gerektiğinde müdahale etmek, iktidarı zor durumda bırakacağı belli olan soruşturmaları yokuşa sürmek, unutturmak için..
Kamu adına yargı denetimi; adil yargılanma hakkına güvence; görevini yapan tarafsız savcılar...
Anlaşılıyor ki bunlar uzun bir süre hayatımızın değil, hayal hanemizin değerleri olarak kalacak!
Güngör Mengi / Vatan

+++

Büyükçekmece Belediyesi’nin yeni bülteninde ’Asfaltlanmadık yol kalmayacak’ deniyor. Oysa, ilçenin göbeğindeki Ulubatlı Hasan Sokak’ın çıkışındaki beşyol, tam 4.5 aydır tarla gibi .
Burhan Ayeri / Akşam

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş