Senin özür borcun ne olacak

Selcan TAŞÇI

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Şike Davası’nı izlemek üzere Çağlayan Adliyesi’ne giden Cengiz Çandar izlenimlerini yazmış dünkü Radikal’de:
“Hukukçu bir ailenin çocuğu olarak yetişmiş, epey yaş almış ömrümde mahkeme salonlarını izleyici, tanık ve sanık olarak hayli yakından bilen birisi olarak, beni asıl meraklandıran Aziz Yıldırım’ın hakkındaki iddianamede ileri sürülen suçlamaları ‘maddi deliller’le çökertip çökertmeyeceği, bunu nasıl yapacağı idi.
‘İddialar yığını’ diye önceden nitelediği iddianameyi darmadağın etti. Çökertti. İddianameyi çökertme işini, ‘maddi deliller’le yaptı.
Aziz Yıldırım savunmasıyla Fenerbahçe Spor Kulübü’nün ’iddia makamı’na geçeceğini yazmıştım. Yapılan haksızlığa taraf olan herkes dünkü savunmadan nasibini aldı. Başta temmuz ayından bu yana hukuk dışına çıkarak ‘yargısız infaz’ yapan medya.
Aziz Yıldırım, medyanın bu rolünü delillerle ortaya koyarken Fenerbahçe’nin Karabük’ten transfer ettiği Nijeryalı futbolcu Emenike’nin ‘şike için aldığı paraları sayarken çekilmiş fotoğrafları’ olduğunun medyada ileri sürüldüğünü hatırlattı ve “Ancak bu fotoğraflar hiçbir zaman ortaya çıkmamıştır. Çünkü ne şike parası ne de para sayarken Emenike fotoğrafı vardır.Bu görüntüleri yayımlamazlarsa onları hem müfteri hem de ahlaksızlık yaptıkları için ahlaksız addediyorum” dedi.
Bütün medyanın, bu arada benim gazetem Radikal’in de ‘özür borcu’ vardır. O tarihlerde bu tür iddialar Radikal’de de yayımlanmıştı ve ben gazete yönetimini yapılanın yanlışlığı konusunda uyarmıştım.
Polisten servis edilen ‘dezenformasyon’ niteliğindeki malzemeler, soruşturmanın gizliliği ilkesini ihlal ederek hukuk dışına çıkıyordu... ”

***


Çok merak ediyorum Çandar, yukarıda saydığı nedenlerle hayli kabarmış durumdaki kendi  “özür borcu”nu ne zaman ödeyecek?
Aziz Yıldırım’la benzer  yargısız infaz süreçlerini yaşayan 1.Ümraniye, 2. Ümraniye, Balyoz, Kafes, Poyrazköy, İrtica ile Eylem Planı, Odatv... sanıkları adına ne zaman  “özür çağrısı” yapacak linç medyasına?
Çandar, yukarıdaki satırları  “Fenerbahçe ile ilgili her şeye aşırı biçimde duyarlı olduğu”  olduğu için değil de “gazeteci” olduğu için kaleme aldıysa bunları da yapması gerekmez mi?

***


Bugün “Hukukun, vicdanın, hiçbir şeyin kabul edemeyeceği bir şekilde tutuklu bulunan Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın ve diğerlerinin hakkını hukukunu” bir Fenerbahçeli olarak değil de gazeteci olarak savunuyorsa, Fenerbahçeli değil gazeteci kimliği ile “haktan ve hukuktan yana” tavır alıyorsa, bugüne kadar gidip izleme zahmetine katlanmadığı Silivri’nin amip gibi bölünerek çoğalan mahkeme salonlarında da hemen her gün aynı şeylerin yaşandığını, o davalarda da sanıkların tıpkı Yıldırım gibi haklarındaki iddiaları bir bir çürüttüğünü, tıpkı Yıldırım gibi  “medya”nın maskesini düşürdüğünü de biliyor olmalı Çandar!
Yok bilmiyorsa; gazeteceliği bırakıp sadece Fenerbahçeli kalmalı! Baksanıza yıllardır yok saydığı garabeti görmesini sağladı Fenerbahçe aşkı!


Kendini savunma suçu

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek önce kendisine yöneltilen suçlamaları sahiplerine iade ettiği savunmasından ötürü 16 yıl hapis cezasına çarptırıldı şimdi de mahkemedeki konuşmaları hakaret içerdiğinden 16 duruşmalık “men” cezası aldı! İş o noktaya vardı ki korkuyorum, mahkeme heyetinin kafası çok atarsa bir gün “yok size yargılama-margılama” diyerek mesela “üç yıl saha kapama” cezası da verir mi acaba!
Şaka bir yana diyeceğim diyemiyorum şaka gibi olanlar. Dün Melih Aşık Avukat Vural Ergül’ün “dava sonuna kadar men” cezasının nedenini hatırlattı:
 “Salon kapısını hızla çarpmak...”
Son olarak Perinçek’in avukatı Hasan Basri Özbey de mahkemenin son bölümüne kadar “men” alan avukatların arasına katıldı.
MHP Milletvekili Lütfü Türkkan dün twitter’da “8 aydır tutuklu olan adama savunmanı 15 dakikada bitir, bitiremezsen devamı üç ay sonraya” şeklinde tezahür eden “hukuk(!)” anlayışına isyan halindeydi...
İnsanlara kendilerini savunma hakkı vermeyecekseniz, savunma yapmayı suç saymaya başladıysanız o mahkemeler niye var ki! Zevahiri kurtarmak için mi! Sanıklardan siz kendilerini hangi suça layık gördüyseniz “başım üstüne” demelerini mi bekliyorsunuz! Eğer öyleyse niye devletin parasını işlevsiz binalar dikerek çöpe atıyorsunuz, adliye sarayları değil “tutuklu ve hükümlü siteleri” inşa edin!


 


BASINDAN SEÇMELER


Liberaller dönüyor

Muhafazakâr medyada yazan liberal kalemler de aynı şeyleri ifade etmeye başladılar.. Hatta muhafazakâr yazarlar da.. Mesela, korku toplumu yaratılmakta olduğundan söz etmeye başladılar.. Basın ve ifade özgürlüğünün ayaklar altına alındığından.. Polis fezlekelerinin iddianameye dönüştüğünden..  Örnek mi.. Yeni Şafak’tan Ali Bayramoğlu’nun yazısından bir alıntı yapalım:  “KCK operasyonlarında siyasi alanı baskı altına alan uygulamalar, siyaset ve şiddet arasındaki çizgilerin silik haline getirilmesi, tutukluluk konusunda izlenen kararlı ve tavizsiz tutum, ‘polis yargı mekanizması’nın güç pekiştirme aracı haline geldi. Bu mekanizma ya da ‘otonom yapı’ bu adli süreçlere ve kendi yönetimlerine yönelik eleştirileri tehlike olarak algıladı, Ergenekon’la bağlantılandırarak takibata maruz bıraktı ve ‘yetki gaspı’na gitti. Bu işleyişin basın ve ifade özgürlüğünün yerlerde sürünmeye başlamasında büyük etkisi oldu. Balyoz, kafes gibi kimi davalarda yine aynı ‘otonom yapı’ sorumluluğunda olan şüpheli deliller demokratikleşme sürecine gölge düşürmeye başladı.”
Peki çözüm ne? Yeni Anayasa’dan önce (...) gerçek demokrasi reformu yapmak..
Mehmet Tezkan / Milliyet


 


 


Bu vahşetini tarihin neresine koyacağız?

Türkiye 1915’teki Ermeni Tehciri sırasında pek çok Ermeni’nin ölmesinin dünyada “soykırım” olarak algılanmasının yarattığı sorunla boğuşuyor, tarih bilgisinden yoksun kimi sözde aydınlar  “özür dileme” yarışına giriyor.
Ama 100 yıl önce değil, tam 20 yıl önce (Hocalı’da) yaşanan bir vahşetten söz etmiyorlar.
Can Ataklı / Vatan


 


 


Deve kini

Savaşanların, öldürenlerin, kan davalarının ya da kadınlarını sokak ortalarında bıçaklayanların sahip oldukları tek duygu değil midir kin?..
Onun için zaten kuşa, kelebeğe değil deveye yakıştırdılar:
“Deve kini...”
Ben  “kin” önermeyi insanlık suçu sayarım... Rejimlerden sadece faşizm kin duygusu ile beslenir... Yıkmak için... Yok etmek için...
İktidarını yitirme korkusu arttıkça, kendi gençliğine  “Kininize sahip çıkın” mesajı boşuna değil...
Gerekirse bir çatışmanın çağrısı...
Cumhuriyeti savunan kurumları ve önde gelenleri silip süpürdükten sonra... Daha alt katmanlarda, sokakta, işyerinde, sınıfta, apartmanda, mahallede kalanları da sindirmeye çağrı...
Yoksa kin neye lazım?...
Yüreklerindeki kinle gelsinler...
Biz de yüreklerimizdeki cumhuriyet sevgisiyle karşı koyarız...
Bekir Coşkun / Cumhuriyet


 


 


...anayasadaki Türk adlandırmasının kaldırılması önerisini, şahsî fikrimi
soracak olursanız, kabul
edilemez buluyorum.
Bir milletin adının
değiştirilmesini düşünmeyi bile cinnet hali olarak görüyorum. 
İbrahim Kiras / Star


 


 


“Fahiş”e hata

Bi profesör’ü eksik. Sonra da, pardon denildi. Nur Serter demek istemedik. Nur Sertaç demek istemiştik.  “Fahiş”e hata yani. Sehven bi nevi. (...) Aynı grubun gazetesinde CHP milletvekili Şafak Pavey için  “hem özürlü hem CHP’li”  diyene, bi şey olmamıştı. Çünkü maalesef... Türkiye’de kadın olmak zor. CHP’li kadın olmak daha zor.
Yılmaz Özdil / Hürriyet


 


 


...nefret; öyle bir boyuta geldi ki; sonunda Nur Serter’in adı, iktidar yandaşı atv kanalında yayınlanan bir dizide, fahişe karakterine verildi. Eğer bir ülkede Başbakan;  “Kininize sahip çıkın”  diyorsa... Bu çirkinlikler burada bitmez!
Mustafa Mutlu / Vatan


 


 


“Tabletli eğitim”e demediğini bırakmadı:
Ebleh nesiller yetiştireceksiniz

1) Tablet bilgisayar, sonuçta bilgisayardır, çocukları hayli küçük yaşlardan başlamak üzere bilgisayara ve internete bağımlı hale getirecektir. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne günde 70 internet hastası başvuruyor. İnternet için ailesine bıçak çekenden, reel dünyadan kopup nevroz olanlara varıncaya kadar sayısız araz çocukları ve gençleri ahtapot kolları gibi sarmış bulunuyor.
2) Matbaa, kitap, yayın ve kâğıt piyasası büyük endişe içinde. Yüz binlerce esnaf ve bunların eline bakan aileler şimdiden kara kara düşünüyor... Hükümet belli bir sermaye zümresini zenginleştirecek ama, yüz binlerce aileyi işsizliğin kucağına itecek.
3) Öğretim “okuma ve yazma yetisi”nin paralel ve eşzamanlı geliştirilmesini gerektirir. Akıllı tahta ve tablet bilgisayar, “kalemle yazma yetisi”ni zayıflatırken, “görsel düzeyde okuma”yı öne çıkaracak. “Okuma yetisi” görsel ve hareketli zemin üzerinde yürüyeceğinden, zamanla “okuma yetisi” de zayıflayacak, sadece “görsellik” öne çıkacak ki, bu resim ve imgeleri seyreden ebleh, tefekkürden yoksun nesillerin yetişmesine sebebiyet verecektir. Bu da liberal kapitalist piyasanın gökte ararken yerde bulduğu şeydir.
Ali Bulaç / Zaman

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş