Şerbetlenmişlerdir!

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Odatv sordu: Taraf kadınları “Karısına dışkı fırlatan” yazar ile çalışacak mı?

Her türlü sapıklığa taraf olan Ahmet Altan ile aynı havayı solumaktan rahatsızlık duymadıklarına göre, Sevan Nişanyan’ı da yadırgamazlar

Taraf’ın Cumhuriyet Bayramı’nda işbaşı yapan yazarı Sevan Nişanyan bir kavanozun içinde biriktirdiği dışkısını eşi Müjde Hanım’ın başından aşağı boca ettiğine dair iddialarla tanındı.
Olaya ilişkin açıklamasında jandarmaya sığınan karısına “sembolik bir jest” yaptığını söyledi. Yıllarca birlikte mücadele ettiği dava arkadaşlarının, ’en azından kadın olanlarının’ hedefi olmuştu. Kadınlar Agos’taki işine son verilmesini istemiş, Etyen Mahçupyan ’kanının son damlasına kadar’ Nişanyan’ı savunmuştu. Ona göre ’Nişanyan’ı kınamak’, “Ermeni düşmanlığı yapmak” ve “Ergenekon’un dümenine su taşımak”tı. Agos’taki kadın gazeteciler bunlara aldırmayıp  “cinsel şiddet gösterisi yapan Nişanyan’a sahip çıktığı için” gazetelerinden istifa ettiler.

Cevaplayamazlar

Şimdi Nişanyan Taraf’ta yazıyor.  Odatv.com şu soruyu gündeme getirdi: “Taraf Gazetesi’nin Yasemin Çongar, Leyla İpekçi, Neşe Düzel, Ayşe Hür, Lale Sarıibrahimoğlu, Amberin Zaman, Ümit İzmen, Funda Özgür, Suzan Samancı gibi kadın yazarları istifa edecekler mi? Agos’taki meslektaşları gibi tavır gösterecekler mi? Yoksa ”b.k atmakla“ meşhur olan Nişanyan Taraf gazetesinde çalışmalarına devam edecek mi?”
Bu soru beni bir ay önceye götürdü. Kadından fahişelik bekleyen Ahmet Altan ile aynı ortamda nasıl çalıştıklarını anlayamadığım Taraf kadınlarına benzer sorular yöneltmiştim.
Allah’ın kadını alabildiğine ’naif’ yarattığını düşünüyordum. Bu nedenle ’Altan ile aynı sayfaları paylaşmak’  kadının sınırlarını anlamak konusunda önemli bir kriterdi.
Altan’a karşı “Kadınca tecrit”imin gerekçesi Selda Öztürk Kay’ın tozlu raflardan indirdiği 15 yıllık bir röportajdı.

Sapıklığa taraf

Şunları söylüyordu Altan:
- Sado-mazohist eğilimler bana çok aykırı gelmiyor...
- Tabular kalkmalı. Erkek kardeşle kız kardeşin, anne ile oğulun, baba ile kızın... Birbirini bu kadar çok seven insanların sevişmeye ulaşmamalarında bir yanlışlık olabilir...
- Sekste sınıra inanmıyorum. İnsan istiyorsa hayvanlarla seks doğal... Adam eşcinselse demek ki bundan zevk alıyor. Bu hastalık değil, doğallık.
- Kadında fahişelik eğilimi olması gerektiğine inanıyorum... Yaşlı kadınlardan hoşlanırım...
- Günde 8 - 10 kişiyi öldürmek isteyebilirim. Benim de vahşete yakınlığım var. Cinayet çekici benim için. Silahı tercih ederdim.  Zehir işin dehşetine pek uygun düşmüyor.
Taraf’ın sayfalarını çevirdikçe karşıma çıkan kadın yüzlerini düşünmüştüm. Bunlar Elif Çakır ve Cihan Aktaş gibi muhafazakarlar için “günah”, Funda Özgür gibi romantikler için “sapıkça”, Sezin Öney gibi hümanistler için “vahşi”, Ayşe Hür gibi tarihçiler için “yozlaşma” olmalıydı. Bana göre, Altan’ın eşcinselliği onayı da içeren meşrebi,  Yasemin Çongar kadar Murat Belge, Amberin Zaman kadar Etyen Mahçupyan için de tehditti.

Tehlikeli masallar

Sapkın bir hayatın parçası olmak kadın için sindirilebilir midir gerçekten? Hangi ’özgür kız’ maskesi bu mide bulantısına ilaç olur?
’Ahmet Altan’ın gündüz fantezileri’nin içinde çalışan kadın olmak neler hissettirir?
“Neden toprak için ölmeli, öldürmeli ve illa da ’kanla’ sulamalıyız?” diye soran Öney ’cinayeti çekici bulan’ Altan’la aynı sayfaları paylaşmaktan memnun mu?
Tesettürlü Çakır ve Aktaş, başörtüleriyle kendilerini sakınabildiklerine eminler mi? Altan’la karşılaşınca,  kendilerini çırılçıplak hissetmiyorlar mı? Sapıklığa hoşgörü, sapkınlıkla ortak yaşam mıdır İslam?
Pakize Barışta ve Ümit İzmen “yaşlı kadınlardan hoşlanan” Altan’ın yazı masasına doğru yürürken kendilerini ’sunak masasına ilerleyen adak kurbanları’ gibi görmüyorlar mı?
’Diyarbakır’ın bağrından çıkmış’ Suzan Samancı, töre cinayetlerinin göbeğinde, namus diye amcalara peşkeş çekilen kızlardan biri olma ihtimaline tanış biri olarak ’baba-kız cinsel ilişkisi’nin sevginin doruğu sayıldığı zihniyete neden savaş açmıyor? Yoksa ’dağ kanunları’diye bildik bir öykü mü Altan’ın anlattıkları? ’Mağaraların dili olsa’ mı diyor Samancı? 
“Soykırım”  kelimesinin etinden, sütünden beslenen Amberin Zaman için Araf’ta kalacak kadar belirsiz bir mesele mi edepsiz olmak ya da olmamak?
Herkesin içinde potansiyel bir eşcinsel olduğunu yazarak, hayranlarını yıkan Funda Özgür, Altan’ın ilk müridi mi yoksa? Yoksa Taraf sapkın bir tarikatlaşmaya doğru mu gidiyor? Kadınları kendilerini şeyhlerine adayan, tam teslim cariyeler mi?

Sınırınız yok mu?

Hayvanla cinsel ilişkiye girmeyi doğal karşılayan birine baktıkça mideleri bulanmıyor mu?
Ensesti savunan, annesine, kardeşine göz dikebilme potansiyeli olan birinin karşısında kendilerini güvende hissediyorlar mı? Onunla aynı havayı soluduklarında ne teneffüs ediyorlar? Oksijen mi gerçekten? Aklından geçenleri bile bile, karşısında kendilerini teşhirci gibi hissetmiyorlar mı?
Davetkâr bulunmaktan çekinip, ellerini kollarını koyacak yer bulamadıkları olmuyor mu?
Bu kadınlar anne değil mi? Altan’dan etkilenen oğulları bir gün kapılarına dayanıp ’ahlaksız teklif’ yaparsa da tabular yıkıldı diye sevinirler mi?
Bu kadınlar eş değil mi? Sevgili değil mi?
Altan’ın başı açık kadınları ’anonim’ sayan Mevlüt Özcan’dan farkı var mı?
Bir kadının utanması, sıkılması, kendini tehdit altında hissetmesi, taciz edildiğini düşünmesi, onuruna tecavüz edildiğine inanması, hakarete uğradığını fark etmesi... Bir kadının ardına bakmadan çekip gitmesi, kalemini kırıp masasından kalkması, köşesini insan olmanın erdemleri hatırlanıncaya kadar kapatması için daha ne olması gerekiyor?
Taraf kadınlarının sınırı ne?
Kırmızı çizgisi var mı?
Mahremleri var mı?
’Olmaz’ları var mı?
Bir ay önce bu soruları sorarken ’Sevan Nişanyan’ın ’dışkı kavanozu’nu kadınlık onuruna fırlatılmış kabul eden ilke abidelerinin kadını bir ’seks shop ürünü’ne indirgeyen anlayışı sessiz sedasız kabulleri karşısında dehşete kapıldığımı’ söylemiştim.
‘İlke abideleri’ lafını geri alıyorum. ‘Dehşet’imi ikiyle çarpıyorum. Çünkü Agos’taki kadın gazetecilerin yaptığını yapamadı Taraf’ın kadınları! Bir kere daha ’tabularımızı yıkmayı’ başardılar!


++++++

HÜSEYİN ÜZMEZ KONUŞTUKÇA TEPKİLERİN DOZU ARTIYOR
İnsan içine çıkma
Adli Tıp Kurumu fena çuvallıyor. Artık ve ne yazık ki, güvenirliğini hızla kaybediyor. Bunun sonucu olarak Adli Tıp tarafından yazılan raporların çoğu mahkeme ya da bakanlıktan geri dönüyor.
Dün görüştüğüm bir uzman:
“Bu raporlar bu kadar çabuk yazılmaz. Kaldı ki, bu tahliye bile, çocuk üzerinde travmatik bir etki yaratmış olabilir.” diyor.
Adli Tıp, hekimlik üzerinden adaletin yerine gelmesine yardımcı olması gereken bir kurum. Bunca güvenilmezlik varken, şimdi hangi adalet?
* Yalçın Doğan Hürriyet

Kusura bakmasınlar ama, raporda, Üzmez’e yardım gayretkeşliği açıkça seçiliyor. Annesi babası ayrılan bir çocuğun ruhu zedeleniyor da, 14 yaşında bir kız, cinsel organının öpülüp okşanmasından etkilenmeyecek mi!
Raporu verenlerin evlâtları var mı acaba? Onların başına böyle bir şey gelse, “Ruh sağlığı bozulmadı” diye düşünürler miydi?                                
* Nazlı Ilıcak/Sabah

Sırf rating pastasından daha fazla pay kapmak için ekranlarını bu adama açan televizyon yöneticilerinin, Hüseyin Üzmez’den daha “masum”  olduklarını söyleyebilir misiniz?
Ya bu adamı cezaevi kapısında karşılayıp, kameralara gülerek poz veren karısının tavrına ne demeli?
Direksiyonuna kurulduğu arabayı, oturduğu evi kaybetmemek için her şeye göz yuman, 14 yaşındaki bir kızın hayatının karartılmasına seyirci kalan eşinin, Hüseyin Üzmez’den daha  “masum” olduğunu söyleyebilir misiniz?
Gelelim Başbakan’a...
Türban nedeniyle baskı gördüğünü söyleyen her kıza telefon etti... Devlet adına onlardan özür diledi!
Peki B. Ç’yi neden aramadı?
Yoksa kendisini kayıtsız-şartsız destekleyen Vakit Gazetesi’ni kaybetmekten mi korktu?
Eğer böyleyse... Bu zihniyetteki bir Başbakan’ın, Hüseyin Üzmez’den daha “masum” olduğunu söyleyebilir misiniz?
Hüseyin Üzmez “içimizdeki suçlular”ı ortaya çıkartan bir ayna oldu...
*  Mustafa Mutlu/Vatan

Hangi nedenle olursa olsun, toplumun sağlığı açısından  “hapishanelerde ya da tımarhanelerde tutulması”  gerekirken salıverdiler.
Aynı kurumun  “İskenderun’da 18 yaşından küçük iki genç kızın tecavüze uğrayıp uğramadığına yönelik nihai raporu hazırlaması” yaklaşık 4 yıl sürmüştü.
Gizli bir güç mü var?
Emredici! Rica edici!
Yakınımızdır deyici!
*  Necati Doğru/Vatan

Üzmez’in tahliyesinden sonra onu cezaevinden alıp eve götüren 28 yaşındaki eşinin objektiflere yansıyan gülüşü ne ifade ediyor?
“Tüh rezil olduk” gülüşü değil bu. “Güleriz ağlanacak halimize” deyip geçemeyiz.
Bayan Üzmez’in tavrı, bu insanlık dışı suçun ayırdında olmayanların varlığını ironik ve dramatik bir şekilde gözümüze sokuyor!
* Güngör Mengi / Vatan


++++++
GÜNÜN TEPKİSİ
Hüseyin Üzmez’i adeta aklayan Adli Tıp raporuna itirazı öncelikle Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ’dan beklerdik... Kendisi Hipokrat yemini etmiş bir tıp doktoru olduğu gibi aynı zamanda ihtisası da çocuk üzerinedir...      
* Arman Salepçi


++++++


MİNİ YORUM
Seçmenin seçme hakkı da kalmadı
Bir slogan: Gidemediğin yer senin değildir!
Bir tahrik: Sizin Cumhuriyetiniz İstanbul, Ankara, İzmir’in belli semtlerinden ibaret!
Bir iddia: Biz karşılama kadar Trakyalı, halay kadar Güneydoğuluyuz!
Bir ‘bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu’: Diyarbakır’dan çekiliriz!
Keşke Sayın Şandır ‘sandığa gidip demokratik hakkını kullanarak sessiz sedasız MHP’ye oy vermek isteyebilecek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına’ yol göstermek için hangi partiye vekalet verdiğini de açıklasaydı!
* Selcan TAŞÇI

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş