AKP ile çöküş yılları yeniden...

Tuncay MOLLAVEİSOĞLU

Kurtuluş Savaşı ve Mustafa Kemal'i destekleyen yazıları, idam ile yargılanmasına neden olmuştu...

Gazeteciliğe birinci paylaşım savaşı yıllarında başlamış, yıkılan, yağmalanan, teslim olan Osmanlı İmparatorluğu'nun küllerinden; bağımsız bir Türk devletinin nasıl yaratıldığına tanık olmuş, gazeteciliği ile genç Cumhuriyet'e ve Atatürk devrimlerine sonuna kadar sahip çıkmıştı.

Falih Rıfkı Atay'ın bir sözü ile başlayacaktım yazıya ama onun kim olduğunu aktarmadan geçmek istemedim...

Dönemin tanıklığı ile ilgili bakın ne diyor büyük vatansever;

"Demir yolları bizim değildi! Kömür, şehir ışıkları ve suları, rıhtımlar, limanlar bizim değildi! 'Bu memleketin size ait olduğunu söylüyorsunuz. Neniz var bu topraklarda?' deseler, öz canımızı ve camilerimizi gösterebilirdik. Değil bankamız, bankalarda çalışan Türk memuru yoktu!

İtalyan, Balkan, 1. Dünya Harbi ve Kurtuluş Savaşı sırasında iç ve dış tahriklerle irili ufaklı 60 kadar isyan olmuştu. Padişah, halife, vezirler ve paşalar millete ihanet etmişlerdi. Nice edebiyatçılar, şairler halka sövmüşlerdi..."

Cumhuriyet yalnızca dünya tarihinin gördüğü en büyük vatan savaşı ile kurulmadı... Cehalete ve ekonomik esarete karşı savaş da en az Kurtuluş Savaşı kadar zorlu ve önemliydi...

Atatürk ve devrimcileri ekonomik savaşı da büyük bir başarı ile kazanmışlardı. Tekel konumundakiler başta olmak üzere şirketler hızla yabancılardan alınıp millîleştirildi...

Demir yolları, limanlar, elektrik ve hava gazı şirketleri, su ve maden işletmeleri... devletin kontrolüne geçti. Bunlar arasında İstanbul ve İzmir telefon şirketleri de vardı...

AKP ise Cumhuriyet'in kanla, emekle, binbir zorlukla oluşturulan bütün birikimlerini sattı!

AKP dönemi Türkiye'sinin, Falih Rıfkı'nın sözünü ettiği işgal altındaki Türkiye'den farkı kalmadı...

Atatürk, dünyada ilk büyük kalkınma planlarını yapan liderdi! Bu kalkınma planlarının temelinde yatan şuydu;

"Ham maddesi Türkiye'de olmasına rağmen, Türkiye'de üretimi mümkün olmasına rağmen dışarıdan satın alınan ürünlerin tamamının Türkiye'de yerli üretimle gerçekleştirilmesi..."

Samanı bile ithal eden hükümete, küpe olması dileği ile...

/////////////////////////////////////////

İKİNCİ YAZI

++++

Yağmanın adı Türk Telekom...

++++

Son günlerin gündemi, Türk Telekom özelleştirmesi ve sonrasında yaşananlara bu tarihi perspektif ile bakmak zorundayız...

Türk Telekom'un 177 yıllık bir tarihi var... 1840'ta Osmanlı'da ilk posta idaresi kuruluyor. Daha sonra telgraf ve telefonun icatları ile, ilgili yatırımlar devlet tarafından yapılıyor.

Altyapısı ile tüm memleketi saran Türk Telekom'un yenisini bugünkü ekonomik koşullarda yapmanın imkanı yok! Satıldığı günlerde çok sayıda TV programı ile bu satışın bir "yağma" olduğunu anlatmaya çalışmıştım.

Kasasında 2.2 milyar doları olan Telekom'u 6.5 milyar dolara Lübnan'lı Hariri Ailesi'ne sattılar.

O dönem Erdoğan ve bakanları, Hariri ailesi ile yakın ilişkiler içindeydi. Lübnan'ı borç batağına sokan Maliye Bakanı Fuad Sinyora ile bizimkilerin arasından su sızmıyordu.

Türk Telekom'un satışı öncesinde alacaklılarla yapılan özel görüşmeleri "Görünmez Holding" adlı kitabımda detayları ile yazmıştım.

Medyanın sevinçten havalara uçtuğu özelleştirme döneminde biz "Yağmanın adı Türk Telekom" başlıklarını atmışız!

Satış öylesine ballıydı ki; Türk Telekom'un yüzde 55 hissesini 6.5 milyar dolara alan Oger Telekom, bu parayı da hisseleri rehin vererek bankalardan kredi yolu ile temin etmişti!

Geçen sürede bankalara olan borçlar ödenmedi... Ancak sahipleri 22 milyar TL'lik bir geliri cebe indirip yaklaşık 5 milyar dolarlık borcu Türkiye'ye çakarak ortadan kayboldular!

Satışın ardından kaleme aldığım; kazananlar ve kaybedenler değerlendirmesini 13 yıl sonra aynı satırlarla buraya yazıyorum;

Türk Telekom'un satışından kazananlar; AKP'ye bağlı Görünmez Holding, Lübnan ve İtalya, Hariri Ailesi, Telekom İtalya, British Telekom, Berlusconi (dönemin İtalya Başbakanı).

Kaybedenler; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Halkı...

Neden olanlar; AKP Hükümeti ve bürokratik kadro!

(Bugün, bu soygunun sorumlularından hesap sormak ise pek mümkün görünmüyor!)