Alman ayıbı

Mustafa ERKAL

Alman Meclisi'nin tarihi gerçeklere meydan okuyarak sözde Ermeni soykırımı iddialarını gündeme alması ve kabulü bir siyasi skandaldır. Meclisler mahkeme değildir; Milletvekilleri de yargıç değil... Mahkeme kararı olmadan hiç kimse ve ülke suçlanamaz. Böyle bir konuyu görüşmek ve kabul etmek meclislerin işi değildir. Alman Meclisi'nde ciddi siyasetçilerin çoğunlukta olduğunu zannederdik. Sözde soykırım tasarısına en büyük desteğin Türk seçmenin oy verdiği Yeşiller ve SPD'den geldiği anlaşılıyor. Sadece ismen Türk olan bazı milletvekilleri bu işe öncülük yapmışlardır. 

                AİHM kararlarına uyulmalı ve saygılı olunmalıdır. Alman Meclisi'nin kararı AİHM'ye meydan okumaktır. Batılı istilâcıların ve tarihi çarpıtanların yüzüne şamar gibi inen bu kararı bıkmadan ve usanmadan büyük bir çaba ile aldıranlara ve Berlin caddelerinde birlikte kol kola yürüyen Türklere de şükran borçluyuz. Millî davalarda yapılması gereken budur.

                Soykırımı bizim tarihimize yabancı bir konudur. Batılı bazı ülkeler kendi ayıplarını ve soykırımlarını örtebilmek için Türkiye'yi hedef alıp vitrine çıkarmaya çalışmaktadırlar. Vatanımız gerektiği gibi savunulmuştur ve yaptığımız da budur. Batılı ülkelerce dün Osmanlı'ya bugün Cumhuriyet Türkiye'sine karşı kullanılanlar, bizimle savaştırılan ihanet odakları, Ermeni oldukları için değil; terörist oldukları ve devlete başkaldırdıkları için ölmüşlerdir. Yakın bir geçmişte Avrupa ülkelerinde Dışişleri mensuplarımız, dış temsilcilerimiz şehit edilmiş, temsilciliklerimiz saldırıya uğramıştır. Esenboğa Havaalanı ve diğer bazı tesislerimize ASALA tarafından sabotajlar yapılmıştır. Daha sonra ASALA'nın görevini PKK üstlenmiştir.

                Almanya önce hortlayan ırkçılıkla ve İslamifobi ile mücadele etmeli; ayırımcı ve yabancı düşmanı, insanlık dışı eylemlerini sürdüren gruplarla uğraşmalı ve onları doğru dürüst yargılamalıdır. Bugün tersi yapılmaktadır. Dün Berlin'de Talat Paşa'yı şehit eden Ermeni militana uygulanan hukuk dışı ayıp ve adeta ödüllendirme bugün de sürdürülmektedir. Sözde soykırımı iddiasının Alman Meclisinin gündemine alınabilmesi ve kabulü bundandır. Almanlara veya başkalarına neden bu yanlış iddiaların peşine düştünüz; Ermenilerden ve Ermenistan'dan ne bekliyorsunuz; pazarlık gücünüzü artırmak için Türkiye'yi neden bu kadar sıkıştırıyorsunuz diye sorabiliriz. Ancak hep yabancıları mı suçlamalıyız? Osmanlı'yı suçlar şekilde "Tehcir yanlıştı" diyen son dönem devlet adamlarımıza ne demeli? İçeride yaptığımız yanlışlar dışarıda yabancıları cesaretlendirmektedir. Sen terör örgütünün üstüne barış, açılım ve çözüm süreci diye gitme, Güneydoğu'da her türlü hazırlığı yapmalarını sağla, Millî Mücadeleye ve Millî Devletimize karşı çıkan isyancıların isimlerinin bazı yerlere verilmesini görmezden gel; hatta iade-i itibar etmeye kalk; Cumhuriyetin ilk dönemlerinde isyancılarla mücadele edenleri suçla, askeri kışla ve garnizonlardan isimlerini sil; Cumhuriyetin kurucularını aşağıla, şimdi de onları kullananları bugün suçla...

                AB, ABD ve Rusya ile ilişkilerimizde ister istemez bazı tarihi olayların etkilerinin olmadığını söyleyemeyiz. Türkiye'nin geleneği olan bir Türk Devleti ve Müslüman bir ülke olması onlar için sorun değil mi? Laikliğe ve farklılıklarla bir arada yaşamaya bizim kadar bağlı oldukları söylenebilir mi? Farklılıkları, hoşgörü benim tarihimi süslüyor. Onlarda ise farklılıkları reddetme ve yok etme var. 1071 Malazgirt, 1453 İstanbul'un fethi, Millî Mücadele ve 1923 Cumhuriyetin ilânı bu soğukluğun ve rövanş duygusunun kilometre taşları değil mi? Dün Osmanlı'yı hedef alanlar ve ufalayanlar bugün Cumhuriyet Türkiye'sini hedefe oturttular. Millî Devleti bu defa ufaltabilmek için; bize ağabeylik yap onu bunu sınırlarının içine al, ama millî devlet olmaktan uzaklaş; genişleyerek ufalan diyorlar. Bizim sivri akıllı bazı aydın ve siyasetçilerimiz de Osmanlı-Cumhuriyet maçını sürdürüyorlar! Bazıları da Yeni Osmanlıcılık adı altındaki tezgaha kanarak Cumhuriyetle kavgaya tutuşuyor.

                Önemli olan her alanda caydırıcı olabilmektir. Eğer siz Ege'de Yunan işgali altındaki "Koyun Adası"na pasaportla girme gafletinde bulunursanız; herkesle pazarlık gücünüzü zayıflatırsınız. Son yıllarda öyle yanlışlar yapılıyor ki insanın aklı duruyor. Akıllı, temkinli ve çelişkisiz diplomasi şart... Hırçınlık ve saldırganlık dış politikada yürümüyor. Acaba başkanlık sistemi bizi içeride ve dışarıda daha da güç duruma sokmayacak mı?