Bir bayram yazısıdır Ediz Hun...

Tuncay MOLLAVEİSOĞLU

"Türk sinemasının efsane yıldızı..." diye başlayabilirim yazıya...

Ancak o sadece bir film yıldızı değil... Dünyayı ve hayatı sorgulayan, kendisi ve insanlık için de hep iyiyi ve güzeli arayan bir bilge adam...

TELE 1'de yayınlanan program çekimi için bir araya geliyoruz. Kartal Yakacık'taki Bayram Demirkol Parkı'nda buluşuyoruz... "Çölde bir vaha gibi" diyorum... Kentin ortasında yemyeşil bir alan... Ediz Hun yürüyüş sırasında etraftaki ağaçların, bitkilerin latince isimlerini sıralıyor ve her birinin özelliğinden söz ediyor...

Eğitimini Norveç'te tamamlayan bir biyokimyacı Ediz Hun... öncesinde, 13 yılda 130 film çekiyor... Yeşilçam büyüsünü kaybedip farklı alanlarda filmler ortaya çıkınca 36 yaşında, dilini bilmediği Norveç'te üniversite hayatına atılıyor. Hem yeni bir dil öğreniyor hem de o dilde Türkiye için de yeni olan bir bilim dalını...

"Kolay olmadı ama çok çalıştım, azimliyimdir, eğer bir işi ben yapacaksam en iyisini yapmaya çalışırım" diyor... Üniversitede dersliğe ilk adımını attığında öğrencilerin ayağa kalktığını çünkü kendisini yaşından dolayı Hoca sandıklarını gülümseyerek anlatıyor...

6 yılı aşkın bir süre Norveç'te yaşıyor... Üniversiteyi ikincilikle bitiriyor. Yurt dışında kalması için çeşitli teklifler alıyor ancak tek çocuk olduğu için anne-babasının yanına dönmeyi uygun buluyor.

"İyi ki dönmüşüm... Son yıllarında birlikte olmak bana nasip oldu." diyor.

Ediz Hun hepimizin hayran olduğu bir kuşaktan geliyor. Yeşilçam aynı zamanda Türkiye'nin özlem duyduğu yılların da bir ifadesi...

"Cüneyt, (Arkın), Tarık, (Akan) ve ben dergilerin yarışmalarını kazanarak sinemaya girdik. Yani bir anlamda paraşütle indik. Ancak Kadir İnanır, Şener Şen... onlar pişerek geldiler... Kadir benim başrol oynadığım bir filmde figürandı. Öyle başladı sinemaya, yanlış anlaşılmasın... yani emek vererek geldiler."

1963 yılı... İlk filmi "Genç Kızlar"da Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit... "22 yaşındaydım ve hiç eğitimim yoktu. Filmi izlediğimde kendimi hiç beğenmedim" diyor.

"Sen bu işin adamı değilsin dedim kendi kendime... Çok heyecanlanmıştım. Ama film öyle tuttu ki devamı da geldi..."

Megalopolis'te yaşam...

Biraz da "memleket" diyoruz Ediz Hun ile... Kentlerin nasıl betona gömüldüğünü, çevrenin nasıl hızla kirletildiğini konuşuyoruz. Kartal'daki park için belediyeye teşekkür ediyor Ediz Hun... Dr. Altınok Öz bu şahane alanı park yapmak yerine gökdelenlerle doldurabilirdi;

"Sürdürülemez bir noktaya sürükleniyor şehirler. İstanbul bir Megalopolis! bakın bir hesap yapalım; - çok üzerindedir ama - 18 milyon olarak kabul edelim İstanbul'un nüfusunu. Bir insan günde ortalama 5 litre atık üretir. 18 milyon ile çarpın; 90 milyon litre atık. Bu yalnızca insandan çıkan. Diğer atıklarla birlikte günde 130 milyon litre atık!"

İstanbul Boğazı'nın doğal özellikleri, üstten ve alttan ters akıntısı bir mucize gibi kenti şimdilik koruyor. Ediz Hun Marmara'daki balıklara dikkat çekiyor.

"Doktorlar balık yememizi öneriyorlar, doğrudur... Ancak temiz denizlerin balığını yemeliyiz. Her türlü parçacık yer çekimi etkisi ile dibe çöküyor. Kurşun, kadmiyum, civa... yağda eriyen kimyasallar... Dip balıkları bunları yiyor. Kırlangıç, İskorpit, Kalkan, Barbunya, Tekir, Pisi... Zehir o balıklardan insanlara geçiyor..."

Endişesini gülümseyerek dile getiriyor; "Çevre Bakanı olsam Haliç'te cesedimi bulurdunuz" diyor. Marmara'nın balığına dikkat edin, dip balığı yemeyin diye ısrar ediyor.

"Peki ne yemeli?" diyorum, iki elini alkış yapar gibi birleştiriyor;

"Bu tip balıkları yemeliyiz. Yere paralel değil, dikine... Yani palamut, lüfer, sardalye torik gibi... Balıkçılar kusuruma bakmasın, özellikle Haliç'te tutulan balıklar yenmemeli..."

Sağlık için hareket...

78 yaşında bir delikanlı Ediz Hun... Hâlâ çok yakışıklı... Centilmen, tam bir İstanbul Beyefendisi... Nazar değmesin çok sağlıklı...

"Şeker hastası değilseniz kahvaltınızda bal, reçel, tereyağı -Trabzon yağı- tüketin. Ben süt içerim mutlaka. Her sabah yumurta yerim. Vücudumuz gece kendini yeniler. Hücrelerimiz üç, dört gibi yenilenir ve her güne yeniden başlarız. Kendinizi tanıyın ve bir hastalığınız engel değilse dengeli olarak her şeyden tüketebilirsiniz. 'Karpuz yemeyin' diyorlar mesela, olur mu? Beynimiz meyve şekeri ile çalışıyor, nasıl yemeyelim? Şekeriniz yoksa bir-iki dilim karpuz da iyidir..."

Ediz Hun tempolu yürüyüşü ve bol hareketi de yaşamından eksik etmiyor.

Yeşilçam'ın efsane yıldızı ile sohbet etmek büyük keyifti. Bir sinema oyuncusunun ötesinde çok yönlü, güzel yaş almış bir delikanlıydı...

"Kardeşlik ve Barış" diyor Bayram günlerinde... Ve hayat felsefesi yaptığı Mevlana'nın mesajını da sizlere iletmemi istiyor;

"Seviniz, öğreniniz ve öğretiniz... Ölmezliğin kutsal mekanına giden yolun dikenli ve yokuşlu olmasından korkmayınız. Maddi kazanç ve şöhret boştur. Önemli olan insanlara eş olabilmektir. Onların sevgi ve dostluğunu kazanabilmektir. Ölmezlik umduklarınıza kavuşmakta değil, insanlığa ve insanlara beklediklerini sunabilmekte saklıdır..."