Çevre lafla değil eylemle korunur!

Tuncay MOLLAVEİSOĞLU

Hani, ilk coğrafya bilgilerimizdendir...

"Yazları kurak ve sıcak, kışları ılık ve yağışlı..."

Akdeniz iklimi ile şekillenen memleketin en güzel köşelerinden biridir Muğla...

"Her güzellik bir gün yağmalanır" barbarlığı Muğla'yı da kıyısından köşesinden kemirmeye başladı...

Bodrum betona gömülüyor... Denizden, karadan, ormandan; kepçeler, dozerler dişlerini geçirmiş cennet topraklarda gedikler açıyor...

Nice, Cannes, Portofino, St Tropez, Cote d'Azur... Her yıl dünyanın dört bir yanından milyonlarca turist çeken bu tatil beldelerinin güzelliği Muğla koylarının güzelliği ile kıyaslanmaz... (Başkaca üstünlükleri var elbette ama bu yazının konusu değil...)

Muğla korunduğu ölçüde değerlenecek... Yağmaya, betona geçiş vermek turist çekmek anlamına gelmiyor... Doğal güzellikleri korundukça, temiz tutuldukça, alt yapı sorunları giderilip yolları güzelleştikçe turist sayısının da artacağına şüphe yok...

Muğla Bodrum'dan ibaret değil... yine cennet topraklar; Marmaris, Fethiye, Ula, Datça, Köyceğiz, Dalaman... Kavaklıdere, Seydikemer, Milas, Ortaca, Yatağan, Menteşe...

Menteşeyi görmeyen bilemez... Bir kent nasıl korunur... Muğla merkez, aynı şekilde... Beton yığınları yok, apartman dediğin en yükseği 5 katlı... Kentin içindeki tüm tarihi eserler restore edilmiş... Persler, Makedonlar... Roma'dan Bizans'a Selçuklu'ya... Toprağı elinizle kazsanız tarih çıkıyor.

13 bin Km2'lik bir alan Muğla... Bir çok ülkeden büyük... Büyükşehir Belediyesi olduğundan bu yana büyük bir altyapı çalışması başlatılmış. Özellikle çevrenin korunmasına yönelik olanlar ön planda...

Geçen haftalarda bir açılışa katıldım. Milas'ta yapımı tamamlanan katı atık depolama tesisi... 17 milyon TL'lik bir yatırımla bölgenin 25 yıllık atık sorunu en çevreci şekilde çözülmüş. Toplanan çöplerden elektrik ve gübre elde edilecek.

Muğla'nın çöp üretiminin 5 te birini gerçekleştiren Bodrum'un da Milas'taki gibi modern bir tesise ihtiyacı var...

Kentin ileri gelenleri ile konuşuyorum, aslında Milas'tan önce Bodrum için adım atılmış... Bodrum'da katı atıkların düzenli depolanması için büyük bir çalışma yapılmış; yer belirlenmiş, izinler alınmış, ihale edilmiş,  ancak "Ankara'da bir fren mekanizması" süreci uzattıkça uzatmış...

Bodrum'un yanma sıklığı giderek azalan çöpleri için de şimdi hızla modern bir tesis yapılıyor. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün:

"Bodrum'un hayata geçmesi ile birlikte Muğla'daki çevre halkasını tamamlamış olacağız. Vahşi depolamanın önüne geçeceğiz. Eski alanları ise rehabilite ediyor, ağaçlandırıyoruz..."

Kıyıların ve ormanların korunması, beton rantının Muğla'yı çölleştirmemesi için büyük mücadele veriyor Osman Gürün... Rantın karşısında durmak mangal gibi bir yürek istiyor; "Yeşilini, mavisini, doğasını korumaya kararlıyız Muğla'mızın... Yatırımlarda çevreyi ön planda tutuyoruz çünkü çevreye yapılan yatırım geleceğe yapılan yatırımdır" diyor...

***

Mesele "Daha fazla ne yapabilirim?" diyebilmekte...

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Başkanlığına seçilen Prof. Süheyl Batum'u arıyorum:

"Hocam, Çankaya'da 'çöp şantiyesinde' buluşalım mı?" diyorum... Çekim yapacağız.

Batum şaşırıyor; gülümseyerek "Çöplükte mi çekeceğiz programı?" diye soruyor...

"Konum atıyorum, Hocam gelince görürsünüz..." diyorum.

Ankara'nın çöpünü toplayan Norm - Altaş şirketinin şantiyesinde buluşuyoruz. Eski, yanmış, yıkılmış bir tuğla fabrikasını modern bir tesise çevirmişler... Ancak Süheyl Hocam asıl şaşkınlığı tesisin altındaki kütüphaneyi görünce yaşıyor...

Temizlik işçilerinin çöplerden topladıkları ve elden geçirdikleri binlerce kitap kırmızı tuğlalarla örülmüş duvarları kaplıyor...

Süheyl Batum ile Türkiye'nin içinde bulunduğu açmazı, ADD'yi ve çıkış yollarını konuşuyoruz. Program yakında TELE1'de yayınlanacak... 

Daha sonra bu muhteşem düşüncenin mimarı olan işletme müdürü Emir Ali Urtekin ile sohbete dalıyoruz... "Artık kitapları ihtiyacı olan okullara yolluyoruz" diyor. Telefon ile çağıranların da evlerine kadar giderek kitap topluyorlar...

Emir Ali Bey bir sürprizi daha bizimle paylaşıyor. Bir çöp kamyonunu gezici bir kütüphaneye dönüştürmüş. Kamyonun iç kısmının duvarları kitaplarla dolu, üst kata merdivenle çıkılıyor. Yani kamyonun üst kısmı da okuma bölümü. Güneşe karşı güneşlik, kenarlarda korumalar... Devasa bir karavanı andırıyor... Çay kahve ikramı...

Süheyl Batum ile birlikte ilgi ile dinliyoruz... Bağış yaptıkları okullara gidip yeni kitaplarla belli dönemlerde değiştirecekler okunanları... Kitabın ulaşmadığı, ya da "görünmez olduğu" kırsalda, okumanın güzelliğini görünür hale getirecekler bu gezici kütüphane ile...

Urtekin ve temizlik emekçilerini alkışlıyoruz. İnsan dilediğinde her koşulda memlekete ve insanlığa nasıl faydalı olabiliyor, çarpıcı bir örneği...