“Eğitim cehaleti alsa da bazı genler baki kalıyor”

MHP Grup Başkanvekili tarihçi Yusuf Halaçoğlu’ndan “Kürdistan” gerçeği...

AKP’nin ’Prof’unvanlı MKYK üyesi Yasin Aktay, genetik geçmişini reddetmeyen bir isim. Katıldığı bir konferansta, “Türk dediğin bir sentezdir zaten. Türk diye bir ırk yok” tezine karşı Halaçoğlu “Madem ki yok, Çin Seddi keçilerden korunmak için mi yapıldı” örneğini veriyor

Gerek Avrupalılar ve gerekse Ruslar nedense Anadolu coğrafyasını kavimlerin efendisi, Türklere yakıştıramıyorlar. Onlar kadar içimizdeki bölücüler ve işbirlikçileri de aynı tezi dillendiriyor: Türkler Anadolu’yu istila etti! Batılıların ünlü Şark meselesi tezi bu. Amaç Türkleri geldikleri yere sürmek; yani Orta Asya’ya. Utanmasalar ve güçleri yetse soykırım uygulayacaklar. Son yıllarda Anadolu’da yapılan kazılarda ortaya Orta Asya’daki Balbalların kardeşleri çıkarıldı. Bu bilimsel kanıt bile Türk’ün Anadolu’nun en kadim milletlerinden olduğuna yetmedi, yetmeyecek. Halaçoğlu da Avrupa ve Rusya merkezli tarih yazımından yakınıyor:

Türklerin Anadolu’daki izleri

“Türkler Anadolu’ya birkaç seferde gelmişler. Gelişleriyle ilgili izler o dönem tarihçilerinin eserlerinde yer alıyor. Mesela M.Ö V. asırda yaşamış olan tarihçi Herodot, ’Heredot Tarihi’olarak bilinen kitabında İskitlerden bahsederken onların Kimmerler’in peşinden Anadolu’ya geldiklerini ve Anadolu’daki diğer kavimlerden çok farklı olarak attan süt çıkarıp içtiklerini ve şimdiki Samsun’un Vezirköprü ilçesine denk gelen yerde İskitlerin akrabası olan Megasetlerin, ’Tomris’adında bir kadını kral seçtiklerini anlatır. Türklerin Anadolu’daki izleri M.Ö. 5000 yılına kadar dayanıyor. Özelikle Sivas-Erzurum bölgesi ile Ankara/Güdül’de kayalar üzerinde M.Ö. 5000 yılına kadar giden kaya resimleri ve yazılar bulunmaktadır. Bu tür kaya resimleri ve yazılarını Hakkari, Kars, Erzincan, Samsun ve Ordu illerinde de görüyoruz.” 
Eğitim cehaleti alsa da bazı genler baki kalıyor. AKP’nin ’Prof’unvanlı MKYK üyesi Yasin Aktay da, genetik geçmişini reddetmeyen bir isim. Katıldığı bir konferansta, “Türk dediğin bir sentezdir zaten. Türk diye bir ırk yok” şeklinde konuşuyor. Bu ünlü vecizesiyle tarihteki yerini alırken, Yusuf Halaçoğlu “Madem ki yok, Çin Seddi keçilerden korunmak için mi yapıldı” örneğini verip gerçekleri ortaya koyuyor:

Hani Türk ırkı yoktu

“Bugün birileri ’Türk ırkı yoktur’diyor ya; Çin Seddi’ni Çinliler, keçiler geçmesin diye yapmışlar sanki. Türklerle ilgili en eski yazılı kayıt Çin Han Hanedanlığı günlüklerinde bulunuyor. Bunlardan Hun dönemiyle Göktürk dönemi eski Çinceden çevrilerek Türkçe olarak Türk Tarih Kurumu’nda yayımlanmıştır. Çinlilerle Türkler arasındaki münasebetler çok eskilere dayanmaktadır. Bu münasebetlerin en önemli yanı şüphesiz iki toplum arasındaki kültür alışverişidir. Türklerin Hindistan’da da devletler kurdukları biliniyor. Bu devletler tarafından başta Taç Mahal ve Kutup-Minar olmak üzere yapılan birçok mimari yapı günümüze kadar gelmiştir. Hindistan’da Delhi Sultanlıkları arasında Alaeddin Muhammet Halaci, adından da anlaşılacağı üzere Halaçlardandı. Bu konuda Bartold, İslam Tarihi eserinde geniş bilgi vermektedir. Sonuçta Hindistan’dan da bazı kültür etkileşimleri gerçekleşmiştir. Keza İran’da 1000 yıllık Türk hakimiyeti döneminde de kültür etkileşimi söz konusudur. Türklerin İslamiyet’i kabulleri, İslam dünyası için büyük önem taşımış, özellikle Haçlı zihniyetine karşı yıkılmaz bir kale olmuştur. Arapların eski Arap geleneklerini İslam içinde devam ettirmeleri gibi, Türkler de Orta Asya’daki inançları olan Gök Tanrı dininden bir takım unsurları, inançları içinde yerleştirmiştir. Mesela gerek Sünni mezheplerde, gerekse Alevi inancında, gerçekte İslam’da var olmayan bazı uygulamalardan, İslam ahlakına ters gelmeyenler uygulama alanı bulmuştur. Nitekim bir vefat sonrası gerçekleştirdiğimiz 3’üncü, 7’nci ve 40’ıncı günlerde yapılan dini törenler, Gök Tanrı dininden aldıklarımızdır. Keza semahta olduğu gibi, ağaçlara dilek için bez bağlanması da eski inancımızdan gelmektedir ve diğer İslam ülkelerinde görülmemektedir. Ama muhakkak ki Türk adında bir ırkın varlığının en büyük göstergesi, diğer dünya milletlerinin tarihlerinde Türklerden bahsetmiş olmalarıdır. Tarihte bir millet varsa, onun muhakkak bir dili, sayıları, devletleri ve kendilerini ifade eden kültürleri vardır.” 

Batı’nın Türk travması

Tarih yazmak güçlülerin hakkıysa, tarihi yapmak da mazlumlara düşer. Türkler yenseler de yenilseler de hep mazlumdu, mazlum yaşadı, yaşayacak. Batılıların zihnimize kazıdığı ünlü deyimdir; Türkler savaş meydanında kazanır, masada kaybeder. Kalemi eline alan yenilse de kendi tarihini yazdı. Hele Batılılar, Türk’ü Anadolu’dan kılıçla süremeseler de kalemle sürmeye gayret ettiler, ediyorlar da. Batı’nın Türk travması Türklerin Anadolu’ya girmesi kadar eski. Halaçoğlu’na göre bu travma Selçuklular’la başladı, genden gene, masaldan masala, korkudan korkuya atlayarak sürdü ve Türk Anadolu’yu yurt tuttukça da tedavi kabul etmeyen dermansız bir dert oldu:
 “Batılıların Türklere karşı duydukları kinin temelinde, Türklerin Anadolu’ya girmesi ve doğu Hıristiyanlığının merkezi olan Anadolu ve ardından İstanbul’u fethetmeleri yatmaktadır. Bu fetih, Batı dünyasında büyük bir travmaya sebep olmuştur. Gerçekten de 1056’dan itibaren Anadolu’ya giren Türkler, karşılarında Doğu Roma’yı, yani Bizans’ı buldular. Yani o dönemde de Anadolu’da  Kürdistan yoktu. Romen Diyojen’in Selçuklu Sultan’ı Alparslan’a Malazgirt’te mağlup olmasından sonra Türkler, Anadolu’nun doğu bölgelerinde bir takım beylikler kurdular. Böylece Anadolu’da Türk hâkimiyeti başladı. Bu durum Batı’nın yeni bir hedefe yönelmesi anlamına geliyordu. Nitekim bundan sonra Batı, Türkleri Anadolu’dan atma gayreti içinde olacaktı. Bu sebeple 1176’dan sonra Haçlı seferleri başladı.
Bölücü ve emperyalist tarih yazıcıları Eyyubi Sultanını bağımsız bir Kürt devletinin kurucusu olarak gösteriyor. Kendince bilimsel kanıtlar ortaya sürüyorlar. Selahaddin Eyyubi, 1138’de Tikrit’te doğdu. Babası Necmeddin Eyyub, Selçuklu emiri İmadeddin Zengi’nin hizmetinde idi. Annesi Selçukluların Harim emiri Şihabeddin Mahmud ibn Tokuş el-Harimi’nin kız kardeşidir. Hıttin Savaşı’yla 2 Ekim 1187’de Kudüs’ü Haçlıların elinden aldı, 88 yıl süren Hıristiyan egemenliğine son verdi, bölgede yaşanan katliamları durdurdu. Hıristiyanların düzenledikleri III. Haçlı Seferi’ni etkisiz hale getirdi. En güçlü olduğu dönemde Mısır, Suriye, Irak, Hicaz ve Yemen’i etkisi altına aldı. 4 Mart 1193’te Şam’da vefat etti. Mezarı Emeviye Camii haziresinde bulunuyor. 

Selahaddin Eyyubi Kürt mü?

Hani hep birileri tarafından ‘kendini ne hissediyorsan O’sun’denir ya. Gerçekten de Selahaddin Eyyubi kendisini ne hissediyordu. Bazı araştırmalarda Selahaddin’in babasının Kürt, annesinin Türk olduğu belirtiliyor. Ancak ailesine baktığımızda daha farklı bir görüşe sahip oluyoruz. Selahaddin Eyyubi’nin kardeşlerinden birinin adının Börü yani Kurt, bir diğerinin Tuğtekin, bir diğerinin de Turanşah olduğu görülüyor. Bu isimlerin ailesi tarafından tesadüfi verildiğini iddia etmek abesle iştigaldir. Şayet söylendiği gibi babası Kürt, annesi Türk ise ana dili ne idi. Ana dilinden hareket edenler Selahaddin Eyybi’ye hangi kimliği verecek. Türklerdeki isim verme geleneğine göre ilk erkek çocuk doğduğu zaman önce babanın babasının ismi konur. Bu durumda Kürt olan baba tarafından dedenin adı Börü olmalıydı. Veya en azından diğer kardeşlerinin isimleri olan Tuğtekin ve Turanşah olmalıydı. Yok bu isimler anne tarafının isimleriyse bütün ailenin çocuklarına demek ki anne tarafının isimleri verilmiş demektir. Aslında Selahaddin Eyyubi’nin Kürt olup olmadığını tartışanlar, O’nun Haçlılara karşı başarısı yerine etnik kimliğini öne sürerek ırkçılık yapıyor. Madem ki Selahaddin Kürt’tür, bu denli büyük bir Kürt hükümdarının kendisinin ve kardeşlerinin isimlerini neden çocuklarına versin

YARIN: Diyarbakır merkezli Kürdistan eyaleti hiç bir zaman olmadı!

Manşetler