HANÇERDEKİ PARMAK İZLERİ... (16)

HANÇERDEKİ PARMAK İZLERİ... (16)

SELCAN TAŞÇI, KÜRDİSTAN PROJESİ ÜZERİNDEN TÜRKLÜĞE VURULAN DARBENİN İZİNİ SÜRDÜ...

Türkiye’yi sırtından vuran NATO raporu:

“Kürdistan”a askeri güç yerleştirelim!


ABD, Abdullah Gül’ün imzaladığı “Ortak Vizyon” belgesiyle Türkiye’ye NATO’dan ibaret bir güvenlik algısı dayatırken Richard Holbrooke ve Alman Marshall Fonu Başkanı Ronald Asmus’un NATO için hazırladığı raporda “Türkiye’nin Irak’a girmesini önlemek için NATO’nun bir askeri gücü Kürdistan’a yerleştirmesi” tavsiye edildi...


Ülkeyi yönetenlerle PKK terör örgütü arasındaki “ilişki” 2006 yılında tam da  “hem giderim, hem ağlarım” kıvamındaydı.
PKK’lı Murat Karayılan, Kandil’den Başbakan Tayyip Erdoğan’a, İmralı’daki cani Abdullah Öcalan da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve TBMM Başkanı Bülent Arınç’a mektup yollamıştı. Öcalan’ın Sezer’den “anayasanın güncellenmesini”, Arınç’tan ise “Misak-ı Milli’nin güncellenmesini” talep ettiği basına yansıdı. Öcalan’ın bu taleplerini dayandırdığı “referans”da hayli manidardı:
 “Azınlık ve Kültürel Haklar Raporu”yla Lozan’ı tartışmaya açtığı gerekçesiyle çok tepki çeken dönemin Başbakanlık ve İnsan Hakları Danışma Kurulu’nun Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu!
 Sonradan “akil” seçilen Yıldıray Oğur’un Taraf’ta ortaya attığı iddiaya bakılırsa mektuplarla başlayan flört, “gizli saklı görüşme”  aşamasına kadar ilerlemişti. Oğur, Emniyet Genel Müdürlüğü raporunu kaynak göstererek   “PKK’nın Avrupa sorumlusu Sabri Ok ile görüşüldüğünü”  yazdı. Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu’na göre de Ok, Öcalan ile telefonda görüştürülmüştü.
 “Çok üst düzey bir devlet yetkilisinin 2006-2008 arasında Avrupa’da PKK’nın ileri gelenlerinden Sabri Ok, Zübeyir Aydar ve Adem Uzun’la birden fazla kez bir araya geldiği”  Cengiz Çandar’ın TESEV için hazırladığı  “Dağdan İniş-PKK Nasıl Silah Bırakır?”  raporunda da yer aldı.


Washington’da “Amed” açılımı

İktidar PKK’lılarla giriştiği pazarlığı gözlerden uzak sürdürmeye çalışıyordu ama örgütün siyasal uzantılarının meydan okuması bütün dünyanın tanıklığındaydı.
2006 Şubat’ında Birleşik Kentler ve Yerel Yönetimler Toplantısı bahanesiyle ABD’ye giden Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, 12 gün boyunca Türkiye aleyhtarlarını sevindirecek epey malzeme dağıttı.
ABD güya tepki olarak Baydemir’le resmi temasa yanaşmamıştı ama ABD Dışişleri Güney Avrupa Dairesi’nden Baxter Hun, Baydemir’le kaldığı otelde buluşacaktı.
ABD’lilere göre “Binalarına almadıkları(!) için bu görüşme, resmi sayılmaz”dı!
Gezisinin  “fevkalade” geçtiğini söyleyen Baydemir’e “içerik” sorulduğunda “Türkiye’de söylediklerinden farklı bir şey söylemediğini”  ifade ediyordu!
Amerikan basınının “barış dili”nin oluşmasına katkısı yadsınamazdı; gazeteciler sorularında çoktan Diyarbakır yerine  “Amed”  demeye başlamışlardı.


Edip Başer dayanamadı

Birbirinin peşi sıra alınan iki kararla ABD  “resmen Kürt sorununun parçası/taraf” haline geldi. Bunlardan ilki, ABD’nin emekli orgeneral Joseph Ralston’u PKK’yla Mücadele Koordinatörü olarak ataması (Türkiye’deki mevkidaşı(!) emekli Orgeneral Edip Başer’di), ikincisi de Kasım ayında Erdoğan’ın ABD ziyaretinden sonra oluşturulan ‘Anlık İstihbarat Paylaşımı için Üçlü Mekanizma’ydı.
Ralston’un Türkiye ile yüksek meblağlı anlaşmaları bulunan ünlü silah şirketi Lockheed Martin’de çalışması  “PKK lobisi”ni öfkelendirmişti ama asıl endişe duyması gereken Türkiye’ydi.
Edip Başer “PKK ile asla görüşmeyeceğini”  ilan eden Ralston’u tanıdığını söylüyor ve umutlu konuşuyordu ama kısa sürdü. Maskeler düştü; Başer her ne kadar Türkiye’nin operasyon yapmak için ABD’nin onayına ihtiyacı olmadığını söylese de, koordinatörlüğün asıl misyonunun  “Kuzey Irak’taki PKK varlığına yönelik koordineli mücadele” adı altında olası bir sınır ötesi harekâtı engellemek olduğu anlaşıldı.
ABD Ankara Temsilcisi Ross Wilson’un 1 Şubat 2007 tarihli raporuna göre Başer, mevkidaşı Ralston’a “PKK’lı Murat Karayılan’la, ABD’li askeri yetkililer arasında, Aralık 2006’da gerçekleşen görüşmeden haberdar olduğunu, bu görüşmede ‘15 Ocak 2007’den itibaren 4 ayrı kampta, 300 PKK’lının eğitilmesi kararı çıktığını, bir Amerikan heyetinin PJAK’a silah, üniforma ve para verdiğini” söyledi.
Uzun süre memnuniyetsizliğini kamuoyuyla da paylaşan Başer, istifa edeceğini söyledikten bir gün sonra görevden alındı. Yerine  “Genelkurmay’ın görüşü alınmadan” Rafet Akgünay atandı.
İstifasından sonra da  “açılım”  ve  “barış süreci”  adı altında atılan adımları sert dille eleştiren Başer, Barzani’nin Diyarbakır’da ağırlanmasından sonra yaptığı açıklamada  “Barzani’nin Türkiye’ye gelmesi ve kardeşlik söylemlerinde bulunması belki kulağa hoş gelebilir. Ancak Barzani ne kadar güvenilir bir adamdır? Bunu sorgulamak gerekir. Konjonktür icabı bunları yapıyor olabilirsiniz ancak nereye kadar? Bunlar ülkenin üniter bütünlüğüne zarar verecekse, duvarları yıkacaksa bundan sonra herkesin duvarları nasıl tamir edeceğini düşünmesi gerekir. Açıkçası son derece endişeleniyorum. Üniter bütünlüğümüz açısından son derece endişe duyuyorum. Ülke bütünlüğü iç ve dış güvenlik açısından daha da endişe verici bir noktaya geldiğimizi düşünüyorum”  dedi.
Başer, “vatanları için canını vermeye yemin etmiş silah arkadaşlarımızla, eli kanlı teröristleri aynı kefeye koymak asla kabul edilemez” diyerek “toplumsal barış/helalleşme projesi” diye ambalajlanan  “genel af” a karşı çıktı.
Abdullah Gül, 5 Temmuz 2006’da ABD’de  “Türk-Amerikan Stratejik Ortaklığını İleri Götürmek İçin Ortak Vizyon ve Yapılandırılmış Diyalog” adında garip bir belgeye imza attı. Buna göre iki ülke birbirine “Bölgesel ve küresel hedefleri bağlamında aynı değerler ve idealler bütününü paylaşmayı taahhüt ediyor” du.
Çarpıcı olan Afganistan’dan sonra ABD, “Kafkaslar ve Orta Asya’nın da istikrar, demokrasi ve refahına ‘ortaklaşa’ katkıda bulunmak”tan söz ediyordu. Hedef Türkiye üzerinden Hazar havzasının kontrolüydü!
Türkiye’ye NATO’dan ibaret bir güvenlik algısı dayatan, PKK’ya karşı birlikte mücadele öngören belgenin mürekkebi kurumadan Richard Holbrooke ve Alman Marshall Fonu Başkanı Ronald Asmus’un “Türkiye’nin Irak’a girmesini önlemek için NATO’nun bir askeri gücü Kürdistan’a yerleştirmesini”  tavsiye eden raporu ortaya çıktı!
Aynı günlerde, “acil müdahaleler” için İncirlik Hava Üssü’nün kapasitesinin de genişletilmesi kararı alındı.
Sabah’ın 30 Temmuz 2006 tarihli nüshasındaki iddiaya göre, AKP iktidarı bir “dağdan iniş planı” hazırlamıştı;
 “Barzani, PKK’nın dağdan indirilmesine destek vermiş, Talabani ikna edilmiş, Türkiye’deki Kürt siyasetçiler PKK’nın silahlı mücadelesine karşı olduklarını bildirmiş, Barzani ve Talabani Kuzey Irak’taki 2 bini aşkın PKK’lının silah bırakarak Türkiye’ye dönmesi için örgüte baskıya başlamış, aksi halde kamplarını kuşatmak, kentlere ulaşımlarını engellemek ve tecritle tehdit etmiş ve bu plan MGK’da kabul görmüş hatta Cumhurbaşkanı Sezer dahi ” denemekte fayda var “ demişti.”
 Ya Barzani, Talabani ve PKK, 17 Temmuz’da ABD Türkiye’ye  “Kuzey Irak’a girmeyin” talimatı(!) verdikten sonra bir anda hidayete ermişti, ya da bu işte bir bit yeniği vardı. Konunun uzmanları o bit yeniğinin,  “operasyonel bir haber”  üzerinden TSK’ya  “dur”  denilmesi olduğunu söylüyordu.
Ancak TSK durmak niyetinde değildi;
1 Ağustos 2006’da Türkiye -Genelkurmay’a dayanarak- ABD’ye  “PKK’ya karşı alınması gereken önlemler”i bildirdi. İlk madde  “Kuzey Irak’taki PKK varlığına son verilmesi” ydi, aksi halde  “Türkiye’ye karşı terör tehdidi ortadan kaldırılamaz” dı.
Genelkurmay’ın bir diğer “kırmızı çizgisi”,  “askeri önlemleri dışlayan söylemden uzak durulması” ydı.


“Düz ovada siyaset yapsınlar”

ABD Bağdat Büyükelçisi Siyaset Müsteşarı Margaret Scobey’nin 2 Ağustos 2006 tarihli notu, Irak’taki tablonun Sabah’ın haberinde vaat edilenle alakası olmadığının kanıtıydı:
 “Talabani, Türkler’in önkoşulsuz bir affa razı olmaları halinde PKK’nın silahlarını ABD yetkililerine teslim edecekleri konusundaki daha önceki aktarımlarını yineledi. PKK’nın artık ABD’ye, Orta Doğu’ya demokrasi getiren kurtarıcılar gözüyle baktığını söyledi.”
1 Ekim 2006’da ABD Bağdat Büyükelçisi Zalmay Khalilzad’ın Barzani cephesinden aktardığı durum da farklı değildi:
 “Barzani’ye göre Türk tarafında bir esneklik olması durumunda PKK kalıcı olarak silah bırakmaya hazır. PKK Türkiye’nin güney doğusunda federal bir yapı, kültürel siyasi haklar ve Türk hükümetiyle olan anlaşmazlığın barışçı bir çözüme kavuşturulmasını istiyor.”
Ve ABD’nin ince ince dokuduğu af tezgahına beklenmeyen(!) bir destek geldi. Dönemin DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar 7 Ekim 2006’da terör örgütü üyeleri için  “gelsinler düz ovada siyaset yapsınlar”  derken, AKP iktidarını  “TSK karşısında sessiz kalmakla”  suçladı!


İran’la askeri yakınlaşma

ABD Büyükelçiliği Başmüsteşarı Nancy McEldowney’nin 23 Ocak 2007 tarihli raporu çok kritik. Rapora göre TSK,  “ABD’nin PKK’ya karşı beraber hareket etmemesi durumunda İran’la işbirliği yapacağını, 24 Ocak’ta da İranlı 4 askeri yetkilinin karargâhta kabul edileceğini ve Kuzey Irak’ta tek başına operasyon düzenleyeceğini”  bildiriyordu.
Barzani, 10 Temmuz 2007’de Bush’a yazdığı mektupta panik halindeydi:
 “Kürdistan halkına yönelik husumetlerini engellemek için Türkiye’ye her türlü baskıyı yapmanızı kuvvetle tavsiye ediyorum!”
Barzani, ABD Bağdat Büyükelçisi Ryan Crocker ile görüşmesinde de  “Türkiye’nin yeniden saldırması halinde Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarındaki Türk birliklerine saldırarak karşılık verebileceğini”  söyledi.


Peşmergeden AKP’ye seçim desteği

22 Temmuz seçimlerine sadece 4 gün vardı. Barzani’ye seçimi AKP’nin kazanmasının  “Kürdistan’ın çıkarına” olacağı hatırlatıldı ve  “hassas”  davranması öğütlendi! Bu çerçevede PKK da  “Kürdistan Bölgesel Hükümetini zor durumda bırakacak planlı bir operasyon”  öncesinde Barzani’ye haber verecekti!
Kasım başında Kuzey Irak’ta Barzani ve yardımcıları  “Türkiye’nin Kuzey Irak’ı işgaline karşı savunma planları” hazırlama noktasına gelmişken, Erdoğan’ın 5 Kasım 2007’de Washington’da Bush’la  “baş başa”  görüşmesi bütün havayı -Türkiye aleyhine- değiştirdi. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı  “sınır ötesi operasyon”  sözcüklerini dağarcığından silmiş gibiydi...

YARIN: PHILLIPS-BARKEY RAPORU

Manşetler