HANÇERDEKİ PARMAK İZLERİ... (24)

HANÇERDEKİ PARMAK İZLERİ... (24)

SELCAN TAŞÇI, KÜRDİSTAN PROJESİ ÜZERİNDEN TÜRKLÜĞE VURULAN DARBENİN İZİNİ SÜRDÜ...

FİLMİN SONU:

TSK şehit, T.C. gazi, PKK “özerklik” ilan etti; Ve hâlâ Türk Milleti “son sözünü” söylemedi!

“Yeni Anayasa” mutabakatıyla girdiği seçimlerden 36 milletvekili çıkaran BDP ilk kutlamasını Diyarbakır’da “Ülkemiz Kürdistan, başkentimiz Diyarbakır” sloganlarıyla yaptığı günden bugüne; terörle mücadele kahramanları müebbede mahkum edilirken, T.C. kaldırıldı, Andımız kaldırıldı, ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ kaldırıldı, Atatürk kaldırıldı, milli bayramları kutlamak yasaklandı, Öcalan’a
siyaset yolu açıldı; yazmakla bitmez ki ihanet adımları...

Perdede seçmene “kaset”ler izletilirken, perde arkasında  “PKK ile Yeni Anayasa ittifakı” yla gidilen 12 Haziran 2011 seçimleri, siyasi denklemin planlandığı gibi  “iki partili”  dizaynına yetmese de; TBMM aritmetiği  “Yeni Türkiye” inşasına müsaitti.
Devlete taş ve tokat atarak (BDP’li Bengi Yıldız polis aracı taşlamış, Sabahat Tuncel de polis tokatlamıştı),  “Bize destek, Öcalan ve gerillaya destektir”  diye girdiği seçimlerde 36 milletvekili çıkarmayı başaran(!) BDP, zaferini(!) 15 Haziran 2011’de Diyarbakır’da böyle kutladı:
 “Ülkemiz Kürdistan, başkentimiz Diyarbakır...”
O günden bugüne;
11 Temmuz 2011’de “Kuzu Kırpma Festivali” meydan okumaya döndü. -O günlerdeki adıyla- BDP Hakkari Milletvekili Adil Kurt  “Bu aynı zamanda demokratik özerkliğin ilanıdır. Kato Dağı’nda özgürlük halayı çekiyoruz. Cudi, Gabar ve Kato’da bizi dinleyenler var. Onlar en kısa zamanda aramızda olacaklar. Önderimiz Sayın Öcalan da en kısa zamanda aramızda olacak...”  diyordu.
Seçim, AKP’nin oylarına zeval gelmeden sağ salim atlatıldığına göre terör örgütü “asli görevi”ne dönebilirdi;
14 Temmuz 2011’de Silvan Komanda Taburu’nun pusuya düşürülmesi üzerine başlayan çatışmada 13 şehit verdik.


Cumhuriyet tarihinde ilk; ordu komutansız!

2011 yaz şurasına sadece iki gün vardı;  “özel yetkili yargı” son dakika sürprizi yaptı; Ege Ordu Komutanı, Genelkurmay İstihbarat Başkanı, Genelkurmay Adli Müşaviri hakkında yakalama kararı çıkarıldı! Ve Çankaya’daki Abdullah Gül-Tayyip Erdoğan-Işık Koşaner zirvesi cumhuriyet tarihinde  “ilk”  olacak bir kararla noktalandı:
29 Temmuz 2011’de Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner, Kara Kuvvetleri Komutanı Erdal Ceylanoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Aksay, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit istifa etti.
Koşaner böyle veda etti:
“Yetkili makamlar nezdinde yapılan girişimlerin dikkate alınmaması, Genelkurmay Başkanı olarak personelimin hak ve hukukunu koruma sorumluluğumu yerine getirmeme engel  olduğundan, işgal ettiğim bu yüce makamda göreve devam etme imkanını ortadan kaldırmıştır.”
Böylece TSK’nın  “Özel”  dönemini de başladı.
Koşaner’in çıkışı, şehit haberleriyle gerilen kamuoyunun önüne atılacak günah keçisini de kendiliğinden belirlemişti. Eski Genelkurmay Başkanı’nın ses kayıtlarının servisi gecikmedi:
“Emir komuta birliğini sağlayamıyoruz, tim komutanlarımız çatışma anında silahını mevzide bırakıp kaçıyor, sınır karakollarımız hatalı yapılmış, halimiz kepazelik...”
 “İçimizden hainler çıktı, maalesef helal süt emmemiş arkadaşlarımız çıktı, neyimiz var neyimiz yok çaldırmışız, ne konuşuyorsak adamların elinde var, namerdin eline malzeme verdik...”  diyordu Koşaner; haksız da sayılmazdı...
30 Ağustos 2011’de ilk kez Zafer Bayramı’na Genelkurmay Başkanı yerine Cumhurbaşkanı ev sahipliği yaptı.
1 Ekim 2011’de ilk kez bir milletvekili Leyla Zana  “Büyük Türk Milleti...”  adına değil  “Büyük Türkiye Milleti...”  adına yemin etti. Kendi ifadesiyle “bilinçaltının oyunu”na gelmişti! Oturumu yöneten Cemil Çiçek, yemini tekrar ettirme gereği hissetmedi!
18 Ekim 2011’de Güroymak yakınlarındaki bombalı saldırıda 5 polis şehit oldu;  “Norşin”  manşetleri atanlar üç maymundu!
19 Ekim 2011’de “güzel şeyler” Hakkari’de “olmaya” devam etti; 24 askerimiz  şehitti.
Osmanlı’yı  “Kürt Kartı” yla bölmeye çalışan, Barzani’nin sözde devletini ilk  “tanıyan” İngiltere 2008 yılındaki ’Dizbağı Nişanı’ndan sonra Cumhurbaşkanımız’a bir “madalya”  daha takmak üzere, Kraliçe’nin davetiyle saraylarda ağırladı!
Acaba Gül bunu hak etmek için ne yapmıştı/daha kaç “güzel şey”e vesile olacaktı?


Genelkurmay Başkanı’nın düştüğü hal: “Onbaşısın”

Daha Sırrı Sakık’ın generallere “Haddinizi bileceksiniz; bize ters bakmayacaksınız”  diye bağırmasının şoku atlatılamadan; 6 Ocak 2002’de, “Türkiye Cumhuriyeti 26. Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan tutuklandı. Takdir yüce Türk Milleti’nin”di!
Yenisi mi?
Onun da durumu fazla iç açıcı değildi. 8 Ocak 2012’de BDP’li Demirtaş, Necdet Özel’e  “Ana dilde eğitimin olup olmayacağını sana mı soracağız; senin rütben orgeneral de olsa bizim nazarımızda onbaşısın”  diye seslendi.
Ve artçıları bugün hissedilen meşhur  “7 Şubat depremi”:
BDP Diyarbakır İl Başkanlığı’na yapılan baskında  “PKK’yla mutabakat metni” bulununca, KCK soruşturmasını yürüten Savcı Sadrettin Sarıkaya,  MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski MİT Müsteşarı Emre Taner ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’i, “şüpheli” olarak ifadeye çağırdı. Özel kanunla Başbakan’ın özel korumasına giren MİT’çiler kurtuldu olan savcıya oldu; görevini yaptığı için görevden alındı!
Batman’da Nevruz bahanesiyle çıkarılan olaylarla bir polis Ahmet Türk’e yumruk attı. “İntikamını” PKK aldı; aynı gün Cizre’de  1 polis, ertesi gün Cudi’de 5 Özel Harekat  polisi şehit!


Cesur lider bulundu

23 Nisan 2012’de Başbakan, Anıtkabir’deki törene katılmadı.
İçişleri Bakanlığı, Atatürk anıtlarına çelenk koymayı yasaklayan genelgesini yayınladı!
Bunca “güzelliğe” kayıtsız kalamazdı; Leyla Zana 14 Haziran 2012’de Hürriyet’e yaptığı açıklamada  “Bu işi Tayyip Erdoğan çözer. Başbakan’da bu cesaret var”  dedi. CIA koridorlarında başlatılan “cesur lider” arayışı neticelendi!
22 Haziran 2012’de, TSK’ya ait keşif uçağı düşürüldü, iki pilotumuz şehit oldu. Genelkurmay Başkanı Özel’in tepkisi, çuval olayına  “pratik yöntem” diyen Özkök’ü aratmadı:
“Savaş çıkaracak halimiz yok!”
23 Temmuz 2012’de peşmerge ve  PKK’lılar Suriye’ye geçti. Ankara güya   Barzani’ye haddini bildirecekti; birkaç ay  sonra “onur konuğu” olarak AKP Kongresi’ne davet edildi.


Ulusçulukla hesaplaşma vakti

Demokratik Toplum Kongresi’nin 14 Temmuz 2011’deki  “demokratik özerklik” ilanını takiben PKK  “kurtarılmış bölgeler” oluşturmaya başladı.
9 Ağustos 2012’de Foça’da askeri araç bombalandı; Hüseyin Çelik’e göre  “Birkaç Mehmet’i şehit ettiler diye”  TBMM toplanamazdı.
Böyle olunca  “bir de Hüseyin kaçıralım bakalım”  dedi PKK; CHP’li Hüseyin Aygün “dağa kaldırıldı”. Macera, teröristlerin  “Bu kardeşlerini unutma abi” uğurlamasıyla bitti.
20 Ağustos 2012’de PKK’lılarla kucaklaşan milletvekilleri bu kez BDP’liydi! Aynı gün Gaziantep’teki bombalı saldırıda aralarında el kadar bebeklerin de olduğu 10 kişi can  verdi!
4 Eylül 2013’de Afyon’da cephane patladı: 25 şehit!
17 Eylül 2012’de Bingöl’de mayın patladı: 8 şehit!
Tam o gün Cansu Çamlıbel, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na  “Kürt meselesini nasıl çözeceklerini” sordu. Cevap netti:
 “Ulusçulukla hesaplaşma vakti geldi!”
18 Eylül 2012’de Elazığ Muş yolunda, PKK’nın “ulusumuzu” hedef alan roketli saldırısında 10 şehit daha verdik!
Türkiye şehitlerine ağlarken Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven  “Dağda ölen teröriste ağlamıyorsanız insan değilsiniz...”  dedi.


İnançlı cani

21 Eylül 2012... Balyoz indi; 325 subay mahkum edildi. Mahkeme salonundaki en keskin çığlık  “TSK şehit edildi” ydi!
29 Ekim 2012’de Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamak isteyenler “terörist” muamelesi gördü.
6 Kasım 2012’de PKK’lı Şemdin Sakık’ın Genelkurmay Başkanı’nın yargılandığı davanın  “gizli tanığı” olduğu ortaya çıktı!
10 Kasım 2012’de Başbakan, Afrika gezisini bir gün uzattı ve Anıtkabir’deki törene katılmadı!
16 Aralık 2012’de Bülent Arınç pek duygusaldı; BDP’li Gültan Kışanak’a mı, İmralı’daki Cani Öcalan’a mı ağlasın şaşırdı:
“Henüz 17 yaşında genç kızken Diyarbakır Cezaevi’nde öylesine ahlaksızca işkenceye maruz kalmış ki, ben de aklıma gelse dağa çıkardım. (...) Üç arkadaştan bahsedeyim. Birisinin adı Durmuş, birisinin adı Yakup, birisinin adı Abdullah. (...) Üçü de namaz kılıyor, üçü de inançlı insanlar. Çok iyi arkadaşlıkları var (...) Aradan seneler geçiyor, bunlardan birisi Durmuş Yılmaz olarak Türkiye’de Merkez Bankası Başkanı oluyor. İkincisi Yakup İnce, Medine-i Münevvere’de mühendis olarak çalışıyor. Üçüncüsü de Abdullah Öcalan... (...) Abdullah Öcalan belki bir karanlığın kurbanı olarak bu yollara götürülmüş (...) ama bir çocukluğu bir gençliği var...”
Tam 206 şehit verdik o sene...


Muhteşem dönüşüm!

Ve o 206 şehidin, onlardan önce  “vatan-millet uğruna”  canlarını feda eden binlerce ana kuzusunun emaneti bakın ne hale getirildi 2013’te:
Eski Genelkurmay Başkanı “terörist”  sayıldı; müebbede mahkum edildi!
 İmralı’daki caninin adı  “İmralı” olarak değiştirildi.
“Terör”  bundan böyle “barışçıl gösteri” ydi!
“Ulusa Sesleniş”in adı “Millete Hizmet Yolunda” yapıldı ama hangi millete hizmet edileceği muallaktı!
Paris’te öldürülen 3 PKK’lının cenazelerinde Türk bayrağı indirildi, yerine PKK paçavrası çekildi; cumhuriyet tarihinin en büyük isyan girişimi iktidarın himayesinde gerçekleşti!
 “Amaç TSK’yı bitirmek” diyen Donanma Komutanı Nusret Güner istifa etti.
KCK’lıların istediği “Ana dilde savunma yasası” geçti.
Başbakan, Mardin’de “Milliyetçiliği ayaklar altına aldıklarını” ilan etti!
Milliyet gazetesinin yayınladığı İmralı zabıtlarına göre “AKP’yi 10 yıldır ayakta tutan Öcalan’dı” !  PKK  “19 aydır esir tuttuğu kamu görevlilerini BDP’ye teslim etti” ; peki  “devlet” neredeydi!
Nevruz’da, Öcalan törenle “devlet başkanı” ve hatta “dünyayı kurtaran adam”  yapıldı!
“Dağdakiyle birlikte yaşamayı isterim” ,  “Her iki taraf da şehit” , “Türk demeyelim Türkiye bayrağı diyelim” diyen “akiller” Öcalan’ın mesajını il il, ilçe ilçe dolaştırdı!
Ziraat Bankası, Sağlık Bakanlığı derken  “T.C.”  tarih oldu.
Avrupa Konseyi, PKK’lıları “aktivist”  olarak tanımladı.
Murat Karayılan, Kandil’de basın toplantısı yaptı; katılabilen gazeteciler bahtiyardı!
Başbakan 23 Nisan ve 10 Kasım’dan sonra 19 Mayıs törenlerine de katılmadı; ABD’ydi!
Ordunun bir bölümü Silivri, Hasdal, Hadımköy, Sincan, Maltepe, Şirinyer, Mamak’a, bir bölümü de kışlaya hapsedilirken, PKK  “asayiş gücü”nü oluşturdu... Kendi mahkemelerini kurdu...  “Şehitliklerini” açtı... Belediyeler, PKK kamplarına karavana servisine başladı...  “Ana dilde eğitim”in önü açıldı. Öcalan’a TBMM vizesi çıktı...
Bütün bunlar olurken Başbakan, Atatürk resimli bayraklara taktı:
“Balkonlarınıza Bayrak Yasasına uygun bayrak asın!”
 “Atatürk yasağı” resmiyet(!) kazandı.
24 gün önce sorduğumuz soruyu tekrarlayalım:
 Türkiye,  “Kürdistan”ı kendi elleriyle kurmaya  “ikna edilmiş” olabilir mi?
Kararı siz verin şimdi!

BİTTİ

Manşetler