İdlib: Akdeniz'in kapısı

Ahmet GÜRSOY

Genelde Suriye ve özelde İdlib çatışmalarının sonucu, Akdeniz'de güç kazanma sürecine bağlı olarak ilerliyor. Bunun böyle olduğunu daha işin en başında belirtmiştik.

Akdeniz petrollerine kim sahip olacak meselesi, İdlib'ten daha fazla önem taşıyor.

Bir taraftan içinde Mısır'ın da bulunduğu, İsrail ve Rum yönetimi, öte yandan tek başına haklarını savunmaya çalışan Türkiye ve elbette çıkarı için orada bulunan Rusya..

Akdeniz'e ulaşmada en kritik nokta şu anda İdlib.

Sadece rejim güçlerinin ülkede hâkimiyet kurması için kritik önemi işaret etmiyor. Aynı zamanda coğrafi hâkimiyet ve beraberinde Akdeniz'e ulaşacak yolların kontrolüne de zemin hazırlıyor.

Türkiye meseleye, göç dalgası üzerinden yaklaşarak, insani boyutu öne çıkarıyor ama bundan çok daha önemli olan iki husus var.

Bunlardan birisi, Afrin'deki askeri varlığının zora düşerek ve kazanımlarını kayıp etme endişesi. Diğeri de, yine Türkiye'nin öteden beri engellemeye çalıştığı Akdeniz koridorunun açılacağı ve buradan ABD'nin asıl hedefine ulaşacağı korkusu.

Başka?

Bir başkası da Suriye içinde mevcut Esad iktidarına karşı muhalif ama terörist olmayan grupların savunmasız kalacağı ve böylece Esad rejiminin elinin güçlenerek muhaliflerin pazarlık payını yok sayacak güce ulaşması. Türkiye'deki iktidar, halen daha şartların kendini Esad ile görüşmeye zorlamasına rağmen, ısrarla "Esed ile görüşmeyi düşünmüyoruz" fikrisabitinde durmasının temel sebebi bu olsa gerek.

Yine ısrarla "kendi yurttaşını katleden, acımasız, zalim.." vb. sıfatlarla Esad'a karşı politik tavır konulmasının gerisinde yatan zihin haritası da yine Esad muhalifi terörist olmayan "Müslüman" toplumun siyasi varlığıdır.

Bu durumda Türkiye'deki siyasi iktidar, Suriye'deki kritik durumun sona ermesinden sonra yapılacak pazarlıklara bağlantılı bir politika yürütüyor gibi.

Ancak, son İran toplantısı da gösterdi ki Astana sürecinin temel paradigması devam etse de Türkiye açısından asıl önemli nokta olan İdlib'in bombalanmasına son verilerek ateşkes sağlanması kabul görmedi.

Yine bombalar atıldıkça halkın Türkiye'ye bakışı ortaya çıktı. Halk, Türkiye'yi kurtarıcı ve güvenilir bir ülke olarak görüyor.

Kendi ülkesinin yönetimine güvenmiyor.

İran'a da aynı güveni duymuyor.

Rusya'ya da..

Sadece Türkiye'ye duyuyor..

Neden?

Çünkü Türkiye'nin askeri operasyonları, sivil ile teröristi ayırmakta ve başarısını bunun üzerine kurmaktadır. Madalyonun bir başka tarafı da Türk askerinin gittiği yere doktoru, hastanesi, gıda ve sağılık yardımlarıyla varması. Yıllarca devlet eli ve şefkati görmemiş toplumsal yığınların bu manzara karşısında Türkiye'yi istemesinden daha anlaşılır ne olabilir?

Bütün bunlar Türkiye'nin iyi imajı. Ancak asıl olan emperyal güçlerin Akdeniz'e varma hedefleridir.

Asıl olan bunu engellemektir.

Bunu engelleyemediğinizde İsrail ve ABD amaçlarına ulaşacaktır.

Türkiye, Kıbrıs adasından kaynaklanan Akdeniz'deki haklarını savunmada zorlanacaktır. Ve Allah korusun KKTC'yi savunamaz hale gelecektir. 

Bunu hiç birimiz istemeyiz.

Bu sebeple, Esad ile görüşmemek millî menfaatlerimizin önüne geçmemelidir. Eğer sorun yoksa görüşmeyen görüşmesin. Ama ülkenin çıkarı tehlikeye giriyorsa ne olacak?