İslâmcılara kapak olsun!

Arslan TEKİN

İttihatçılar Müslüman unsurları "İslâm" diyerek bir arada tutacaklarına inanıyorlardı, Hatta Enver Paşa son ana kadar "İslâm Birliği"ne bel bağlamıştı. Berlin'de çıkardığı dergiden, dernekleşmeden bahsetmeyeceğim şimdi.

Suriye'de yaşananlar... Irak'ın hâli... Suudîlerin Siyonizme eklemlenmesi... Tahran'ın apayrı bir "dava" peşinde olması... Ankara'nın şaşkınlığı...

Liderlik esip gürlemek değildir; liderlik, akıl işidir. Tarihi okuyun. Liderler esip gürlemediler; akıl yürüttüler. Tarihi bilenler, şu zamanda, "Kapasitesi en düşük lider kim?" sorusunun cevabını hemen verirler!

Dünkü konumuza dönelim.

Türkçüler olmasaydı Osmanlı parçalanmazdı!

Akıl dışı yorum. Abdülhamit "İslâmcı" siyaset takip etmişti. Çiğneyip geçtiler. Çiğneyenlerin başını İslâmcıların bayraklaştırdığı Abdurrahman Kevakibî çeker. Ayrılma fikri ezelden beri sürüyordu. Arabistan'da 18. yy.'da ortaya çıkan Vehhabîliği, bir dinî akım mı sanıyorsunuz!

"Ümmü'l-Kura" Arapçı bir hareketin de adı. Kevakibî, Reşid Rıza'nın da desteğiyle fikirlerini bu kitapta toplamıştır.

TDV İslâm Ansiklopedisi'nde "Kevâkibî" maddesini açın okuyun lütfen. Kevakibî'nin maksadı özetlenmiş:

"Kevâkibî müslümanların ve özellikle Araplar'ın geri kalmasından Osmanlılar'ı sorumlu tutar. Ona göre Osmanlılar en güçlü oldukları dönemde bile İslâm'a hizmet etmemişler, aksine Abbâsî hilâfetine son vererek ve Araplar'ın eserlerini yok ederek dine büyük zarar vermişlerdir. Kevâkibî'nin düşüncesinde Osmanlı karşıtlığı o kadar merkezî bir yere sahiptir ki İspanya'nın, Hindistan'ın ve Orta Asya'nın gayrimüslimlerin yönetimine girmesinden de Osmanlılar'ı sorumlu tutar. Kevâkibî'nin Türkler'e karşı ön yargısı Türkler'in Araplar'ı sevmediği var sayımına dayanmaktadır. Buna delil olarak da Türkler'in İslâmiyet'i kabul etmelerine rağmen Arapça'yı ve Arap kültürünü benimsememelerini gösterir. Zira ona göre Araplık ve İslâm birbirinden ayrılmaz. Yazılarında Araplığa vurgu yapmakta ve İslâmî uyanışın ancak Araplar'ca sağlanabileceğini söylemektedir. Türkler'i uyguladıkları merkeziyetçi politikadan dolayı da eleştiren Kevâkibî, adem-i merkeziyetçi yönetim anlayışının hâkim kılınmasını ve Osmanlı Devleti'nde Türkler'le Araplar'ın hak ve sorumluluklar bakımından eşit olmasını savunmaktadır.

İslâmî uyanışın sağlanabilmesi için Araplar'a çok merkezî bir yer atfeden Kevâkibî, hilâfetin Kureyş kabilesine mensup bir Arap'a verilmesini ve hilâfet merkezinin de Mekke olmasını açıkça teklif eden ilk Arap olma özelliğini taşımaktadır. Halife, müslüman toplumlardan seçilecek üyelerden oluşacak bir hey'et-i şûrâ tarafından belirlenecektir. Belli bir süre için seçilen halifenin siyasî ve idarî anlamda otoritesi Hicaz'la sınırlı kalacak, ancak hey'et-i şûrâ vasıtasıyla bütün İslâm dünyasının dinî işleriyle ilgilenebilecektir." (Şit Tufan Buzpınar).

Kevakibî'nin - kendisine göre- Abdülhamit'in, baskıcı tabiatını hedef aldığı "Tabâiu'l-İstibdâd" eserinden artık bahsetmeyeyim!

Dr. Bayram Soy'un "Arap Milliyetçiliği: Ortaya Çıkışından 1918'e kadar" başlıklı makalesi de incelenmeye değer. Yeri geldikçe temas edeceğiz.

Bu yazdıklarımız İslâmcılarımıza kapak olsun!

***

Gazetecilerin ve yazarların, ülkemize kastetmedikleri, darbeye bulaşmadıkları müddetçe hapsedilmelerine şiddetle karşı olduğumu yazageldim. Üç ismi hapisten çıkınca yemeğe davet etmiştim: Ali Bulaç, Ahmet Turan Alkan ve Mehmet Altan. Ali ve Ahmet Turan Beylerle buluştum. Ayrıca yazacağım.