TSK’ya “emperyalist” darbe: Balyoz Davası

İftira kurbanı emekli Tümamiral Çetin, ‘Bu dava sahte planla, bir sürü ismin tasfiyesi için kurgulandı’ dedi

Donanma Kurmay Başkanı’yken tutuklanıp 18 yıl hapse çarptırılan E. Tümamiral Semih Çetin’e
göre Türk Ordusu’na Silivri’de ABD’yi Karadeniz’e sokmamanın, Rumlar’a Doğu Akdeniz’de petrol
aratmamanın ve savunma sanayisinde “yağlı müşteri” olmaktan çıkmanın bedeli ödetildi! Semih Çetin’in en tanımlayıcı özelliği netliği. “Allah’a bir can borcumuz, verecek de bir canımız var” diyor; Balyoz’u mu konuşacağız, tamam: 

- Balyoz bir darbe davası değil, Silahlı Kuvvetler’e vurulmuş emperyalist bir darbedir!Sonuçta ne seminer, ne darbe günlükleri yargılanmadı. Algının aksine seminerin suç olmadığı, savcının iddianamesinde yazılı. “Bu dava sahte bir planla, bir sürü ismin tasfiyesi için” kurgulandı Çetin’e göre.

“Emperyalist”  vurgusu önemli. Çetin’in ifadesiyle Türk Deniz Kuvvetleri;

“ 1. Başta ABD, sahildar olmayan ülkelerin Karadeniz’e çıkmasını engellemiş, 2. Rumlar’ın Doğu Akdeniz’de petrol aramasını engellemiş, 3.  Savunma sanayisini bağımsız, hatta para kazandırarak ülke ekonomisine katkı sağlayacak hale getirmiş; yani çok ileri gitmişti.”

Denizciler çok ileri gitti(!)

Siz şimdi “ne alaka, çok güzel hareketler bunlar” diyorsunuz değil mi?

Değil işte.

Çetin nedenini şöyle anlattı:

“Bir numaralı hata, savunma sanayisinde yağlı müşteri olmaktan çıkmaktı. Kendi gemisini yaptı. Dizaynı da bize ait. Yerlileştirme oranı yüzde 73. Daha önce bu pay 7-8’di. MİLGEM kapsamında, bir geminin kalbi/beyni savaş harekât merkezini modernleştirip, GENESİS sistemini geliştirdi. ABD’den aldığımız o eski fırkateynleri tamamen bu sisteme monte etti. Başka ülkelerden ’Bize de yapar mısınız’diye teklifler gelmeye başladı. Her verdikleri gemiyi aldığımız, her sorunda başvurmak zorunda kaldığımız, bundan para kazanan ülkeler bunu kabul etmediler.”

- Tamamen “duygusal” mı yani?

- Yok.

Stratfor’un kurucusu George Friedman’ın “ABD’nin 100 yıllık büyük stratejisine yönelik 5 jeopolitik amacın 3’ünün doğrudan deniz gücüyle ilgili” olduğunu vurguladığı analizden bir bölüm okuyor:

- ABD’nin amacı... 1. Her türlü işgal olasılığını engellemek için denizlerde tam kontrol... 2. Fiziki güvenliğini sağlama almak için dünya okyanuslarında ve uluslararası ticaret sisteminde kontrolü güvenceye almak... 3. Başka bir ülkenin ABD deniz gücüne karşı koymasını engellemek... Bu artık uç nokta. Hiçbir ülke, dünyanın hiçbir denizinde ABD’den güçlü olmayacak. Bunun en kolay yolu diğer milletlerin deniz filosu inşa etmelerini engellemek. Friedman diyor: Yani hiç kimse deniz filosu inşasına kalkışmamalı ve bunu yapacak kaynaklara sahip olmamalıdır!

ABD’ye penaltı yaptık

- 9 kusurlu hareketten birini yaptınız yani!..

- Direkt penaltı. ABD’nin iki stratejisi var. İlki havuç: ’Al kayıklarını burada yüzdür’der gibi, filo kurmaya ihtiyaç duymadan denizlere girmenizi sağlamak. Diğeri sopa: Potansiyel düşmanları kara savaşlarıyla sınırlamak. Böylece askeri harcamalarını birlik ve tanklara yönlendirmek. Bize yaptıkları bu. Türkiye’nin üç tarafı deniz. Deniz Kuvvetleri’nin savunma bütçesindeki payı yüzde 16. Tam tersi olmalı. Orta Asya’da değiliz; burada denizcileşmek zorundasınız. Sadece askeri değil ticaret filoları, balıkçılık, dip kaynaklarının kullanılması gibi sivil alanlarda da. Yoksa böyle onun bunun bir tokat atıp kenara attığı ülke oluruz.

- Balyoz etkisi de tokattan az değil...

- Balyoz’dan önce Akdeniz’in en güçlü donanmalarından biri olmuştuk. Denizaltı yapan 5 ülke var; biriydik. ARMERKOM iftiharımızdı; TORPİDO, RADAR gibi önemli sitemleri geliştirmede büyük aşama kaydetmiştik. Bir iki sene içinde, borçlarından silahlı kuvvetlerine yatırım yapamaz hale gelen Yunanistan’ı fersah fersah geçebilirdik, bu darbeden sonra sayısal teknolojik üstünlük fırsatını kaybettik. Adam çıkar  “Ege bir Yunan denizidir”  der tabii! Bize ait ama  “tartışmalı”  sayılan 152 ada/adacık var Ege’de. Etrafına 6 mili çizin, 12 mili çizin, münhasır ekonomi bölgesini çizin, kıta sahanlığını çizin, büyük alan işgal ediyor. Bu sorun öyle duruyor.

Sen misin tezgahı bozan

Rumlar, Akdeniz’de 13 sahada petrol arama ruhsatı için ihaleye çıkmaya kalktıklarında; Genelkurmay Yunanistan Kıbrıs Dairesi Başkanı’ydı Çetin. Bir  “hata”  daha... Tutmuşlar taş koymuşlar Rum tezgahına:

- Mısır ve Lübnan’la ikili sınırlandırma anlaşması yapmışlar. Suriye’den bir heyet geldi bizim Dışişleri’ne. Aynı teklifini onlara yapmışlar. Düşman Esad diyoruz ya, bizi “dikkatli olun” diye Suriye uyardı. Biz de “Doğu Akdeniz yarı kapalı bir denizdir. Burada, ikili anlaşma olmaz” dedik.  Aynı dönemde AB sitelerinde bizi Antalya Körfezine hapseden, D. Akdeniz’i Yunanistan’la Kıbrıs Rum Kesimi’ne pay eden bir harita yayımlandı. Minnetle anıyorum, Ertuğrul Apakan diye bir müsteşarımız vardı. İkazlarımızı dikkate aldı ve Doğu Akdeniz Çalışma Grubu’nu kurdu. Profesörlerimize konferanslar verdirdik. Gizli değil, açık, caydırıcılık için... Dinlemediler. Bu sefer gönderdik gemileri. İhaleyi iptal etmek zorunda kaldılar. Burası bir anda “tartışmalı sular” oldu.

- Ya şimdi?

- Aramayı geç, platform kurup petrol çıkarma aşamasına geldiler!

- İlker Başbuğ’un “Karadeniz çıkarması” çok tartışıldı; sembolik bir anlamı var mıydı?

- 11 Eylül saldırılarından sonra NATO kapsamında gelen giden bütün gemileri izleyen ABD ’hiçbir bilgi gelmiyor’bahanesiyle Karadeniz’e çıkmak istedi. Montrö engel. Montrö’yü kim koruyacak? Bizim Boğazlarımız. Bunun üzerine Black SeaHarmony diye bir harekat başlatıp, -ilk komodoru da bendim- ticari trafiği izledik, bilgileri de NATO’ya verdik, “artık sesinizi kesin” diye ve kestiler.

“Haçlı ordusu”nda ne işimiz var

“Bunlar Patagonya’da bile olmaz”  diyerek, WikiLeaks’ten, şimdi cezaevine atılan polislerin Amerikan Büyükelçiliği’ne verdiği brifinge, “okyanusa (Türkiye’de okyanus varmış gibi) atılacak mühimmatlar” gibi Balyoz planının “Türk yapımı” olmadığını ve Amerikan parmağını işaret eden bir sürü ayrıntıyı hatırlattı Çetin sohbet boyunca:

 “Orhan Aykut var, biliyorsunuz. TV’ye çıkıyor adam; ’Ankara’da Tavacı Recep’in olduğu binanın beşinci katına gittik. Balyoz belgeleri vardı. Amerikalılar vardı. O belgelerin üzerinde çalıştık’diyor. ’Ben yaptım’diyor. Spiker de diyor ki; ’Siz de suçlu olmuyor musunuz?’’Evet’diyor, ’ben adam gibi adamım, söylüyorum’. Ertesi gün, devlet bu adamı çağırmaz mı; ’Gel bakayım buraya, ne diyorsun sen’diye? Bunu nasıl izah edebiliriz ki...”

Eksen kayması

Sormadan olmaz:

-Amaç Amerikan menfaatlerinin korunmasıydı madem, başarıldı mı? TSK, ABD etkisinde mi şimdi?

- Bunu anlamak için uygulanan politikalara bakarım. Balyoz’dan sonra Libya’ya bir koalisyon gücü oluşturdular. Sarkozy, Putin “Bu bir Haçlı ordusudur” dedi. Hepsi birer gemi verdi, Türkiye 6! Ben asla böyle bir şeye izin vermezdim.

- Neden?

- Çıkarlarımız söz konusu olduğunda, dost-düşman ülkenin hangi rejimle yönetildiği beni zerre kadar ilgilendirmez. Suriye diktatörlükle mi yönetiliyormuş; Suriye halkının düşüneceği şey. Kimse KKTC lafını ağzına almazken, Suriye’nin Magosa’ya düzenli feribot seferleri koyduğunu biliyor musunuz? Rumlar ayağı kalktı. Ben buna bakarım.

Harp planını çalanlar camileri de bombalar

Balyoz Davası’nda 16 yıl hapis cezasına çarptırıldıktan sonra Anayasa Mahkemesi’nin önce hak ihlali kararıyla serbest kalan daha sonra da beraat eden emekli Tuğamiral Ali Sadi Ünsal dün Gölcük’te gerçekleştirilen “Sessiz Çığlık” eyleminde yaptığı konuşmada, “Harp planlarını çalıp yabancı ülke ajanlarına servis edenler, camileri de bombalar, savaş uçaklarımıza, helikopterlerimize, tanklarımıza  sabotajlar da düzenlerler” dedi.

Kimse yargı önüne çıkarılmadı
Askere “kumpas” planlayanların, icra edenlerin, işbirliği yapanların ve sessiz kalan sorumluların tespit edilerek yargı önüne çıkarılmasını isteyen emekli Tuğamiral Ünsal şunları söyledi: “Bu konuda kamuoyuna da yansıyacak şekilde henüz somut bir adım atılmadı. Kumpas davalara yönelik olarak
bir tek kişi dahi yargı önüne çıkarılmadı. Kumpaslar aslında devlete ve millete kuruldu. Hedef Türkiye’dir. Sesimizi duyurabildiğimiz kadar millete sesleniyoruz. Sorumlu makamların
sahiplerini uyarıyoruz. Donanma Komutanlığı’na sahte belgeleri, arazilere mühimmat gömenler, TSK’nın operasyonlarının başarısız olması için her türlü işbirliğini de yaparlar, komutanlarına suikastlar ve mevzideki, nöbet mevkiindeki
askerlerimize pusu da kurarlar.”

Manşetler