"Zamlara karşı millî duruş"

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Tarım ve Orman Bakanı, bizim adımıza da konuşarak, "Buğdaya, una, ekmeğe zam geliyor' diyerek vatandaşımızı zul edenlere milletçe, millî bir duruş sergileyerek, gereken cevabı verdiğimizi" söylemiş.

Şahsen "millî" diye niteliklisini geçtim, zamlar karşısında hiçbir şekilde "durabilmiş" değilim.

Nasıl durulabildiğini de bilemiyorum.

***

Düşünelim.

Nasıl olabilir?

Yemek, barınmak, ısınmak gibi temel/hayati ihtiyaçlarımızdan kısmamızı gerektiren zamlar karşısında nasıl durursa, "millî" durmuş olur insan?

Sineye çekerse mi?

Boynunu bükerse mi?

"Ağzı var dili yok" olursa mı?

Kan kusup kızılcık şerbeti içmiş sayarsa mı?

Velhasıl..

İçine atarsa mı?

Dışından susarsa mı?

Bu mümkün mü?

***

Okul çağına gelmiş olanını, servis, kırtasiye, forma, yurt... diye uzayıp giden yığınla ek masraflısını geçtim, daha yaşını doldurmamış bir çocuğunuz olduğunu farz edin;

Her gün bir köfte büyüklüğünde kırmızı et yemesi gerekiyor... Haftanın iki günü -bir günü somon olmak üzere- balık yemesi gerekiyor... İki gün bakliyat tüketmesi gerekiyor... Haftada en az üç dört gün yumurta yemesi gerekiyor... Her gün pekmez yemesi gerekiyor... Her gün meyve yemesi gerekiyor... Her gün ceviz, yoğurt tüketmesi gerekiyor...

Fanteziye kaçmadan sadece doktorunun "şunu da yesin, bunu da içsin" dediklerini almaya kalktığınızda bile misal asgari ücretlinin hangi kemerini, ne kadar sıkarsa sıksın asla karşılayamayacağı bir meblağ çıkıyor ortaya...

Şu listeyi her gün tastamam etmek kolay mı?

Ha etmezseniz ne olur; kuru ekmeği ıslatıp verirseniz de doyar o çocuk doymasına da "beslenmiş" sayılmaz asla!

Şimdi, saraydakiler zencefilli somonlu suşileri hüpletirken, evladın haftalık bir dilim somon ihtiyacını karşılayamamış baba, kuru ekmek kemiren çocuğuna bakıp da içine ağlarsa "millî" mi olmuş olur?

Yetersizliğinden, yetememesinden, yoksulluğundan, yoksun bırakışından utanarak, ailenin karşısında ezilerek, her gün "karın tokluğuna" bile yaramayan işlerde kendini sömürterek mi durulur "millî"?

***

Kar, kış, yağmur, ayaz geliyor...

Vicdanı kurumayanın aklına "Ayaz bebek" geliyor...

Rüzgâr evinin kırık penceresinden "vuuuuuuuvvvvv" diye içeri girmeye başladığında, doğal gazın kesik olduğunu, teneke sobanın var ve fakat kömürün, odunun yok olduğu evinde nasıl "millî" dursun bir "anne"?

Çocuklarıyla karşılıklı titreyerek mi?

Yoksa...

Çocukları daha fazla üşümesin diye onlara doğrulttuğu kurutma makinasını açıp kendisini yan odanın tavanına asarak mı?

Nasıl?

***

Ya da bir baba...

Çocuğu okul ihtiyaçlarını söylediğinde "nafakamızı flüte mi yatıralım ha" diye öfkesini çocuğundan çıkararak mı yoksa kahve köşelerinde "kaç para ülen bir flüt" diye ağlayarak mı "millî"leştirir duruşunu!

***

İlaçlarını temin edemeyen bir hasta, "vatan sağolsun" deyip ölümü mü bekler mesela isyan etmeden "millî" durunca?

***

Örnekler sınırsız çoğaltılabilir...

Ben çok sıradan, çok günlük, çok temel olan birkaçını vermekle yetindim...

Bir de siz düşünün bakalım evinize ekmek götüremeyecek, evladınızı okula gönderemeyecek, hastanızı iyi edemeyecek, evinizi ısıtamayacak, evinizin kirasını ödeyemeyecek belki de bir akşam eve geldiğinizde eşyalarınızı kapının önünde bulacak olursanız nasıl "millî" durursunuz zamlara karşı?

Üzerine bir bardak "ejder meyveli smoothie içerek" mi?

Kızılay mı dağıtıyor!

***

SORU-YORUM

---

Kayılarda düğün masraflarını erkek tarafından seçilen "toy babası" karşılardı... Eski Sağlık Bakanı'nın oğlu da "Kayı Düğünü"yle evlendiğine göre, merak ettim, her biri 60 bin liradan toplam tutarı 1 milyon lirayı geçen 17 çadırın kirasının da dahil olduğu düğün masraflarını, kim, hangi "toy babası" ödedi acaba?

Bir de Kayılar, düğünlerinde sadece "dekora" böylesine bir serveti yatırırlar mıydı acaba, üstelik de obaları aç-açıktayken?

***

Lafa gelince herkes 'Cumhuriyet'çi

----

Cumhuriyet Gazetesi'nin kim tarafından, nasıl yönetilmesi, kimlerin yazması, kimlerin yazmaması üzerine kendinde söz söyleme hakkı bulan, ahkam kesen, akıl-ayar verenlerin her biri gazeteyi satın alarak okusaydı; Cumhuriyet, bugün ülkenin en çok satan gazeteleri arasında yer alırdı...

Konuya dair konuşanlar keşke önce lafla peynir gemisi yürütülemeyeceğini anlasalar!

Not: Çiğdem Toker'e üzüldüm; kimse inkâr edemez ki "iyi gazetecilik" yapan "muhabir ruhu" dinamik birkaç isimden biriydi...

GÜNÜN SÖZÜ

---

Millet fayda umarak yüzünü batıya döndü. Ve bir daha güneş yüzü göremedi. İsmet ÖZEL