Sevgi köprüleri yapmak...

Ahmet SEVGİ

Ortasından nehir geçen, babalarından kalma geniş ve verimli bir araziyi ekip biçerek hayatlarını sürdüren iki kardeş vardır. Zamanla aralarında anlaşmazlık çıkar. İşin daha da ilerlememesi için araziyi bölüşürler. Nehrin bir tarafı birinin, öbür tarafı diğerinin olur. Ama kardeşlerden biri hızını alamaz, biraderini uzaktan bile görmek istemez. Ve nehir boyunca duvar ördürmeye karar verir. Bir usta bulur, gerekli malzemeyi alır, kısa sürede duvarı bitirmesini tembih ederek oradan ayrılır. Bir müddet sonra çiftliğe döndüğünde bir de bakar ki usta, nehir boyunca duvar örmek yerine nehir üzerine bir köprü yapmış ve kardeşiyle birlikte köprünün üstünde kendisini beklemekte... Usta onları barıştırır, kucaklaşırlar. Sonra kardeşler ustaya, yaptığı bu iyilikten dolayı bir miktar arazi vererek kendileriyle birlikte yaşamasını teklif ederler. Lakin usta, yapılacak daha çok köprü var, diyerek teşekkür edip ayrılır.
Gerçekten de yapılacak nice köprüler var. Sosyal yapımız altüst olmuş durumda. Uyuşturucu kullanımı ilkokullara kadar indi. Eşler arasında ayrılma oranı % 40’lara tırmandı. Kadın cinayetleri aldı başını gidiyor. Hele şu Özgecan olayı bardağı taşıran son damla oldu. Böyle gelmiş böyle gider deyip işin içinden sıyrılamayız. Bu kötü gidişata dur demenin zamanı geldi hatta geçiyor. Bir yerden başlamak zorundayız.
Bana sorarsanız öncelikle toplumda şiddet dilini ve nefret söylemini ortadan kaldırmalıyız. Akşam sabah televizyonlarda insanları birbirine düşüren siyasi konuşmalardan usandık. Cumhurun başı dünyaya meydan okuyor. Başbakanımız ülkeyi sallıyor. Parti liderlerimiz de onlarla yarışıyor. TBMM savaş alanına döndü. Açık oturumlardaki horoz dövüşleri malum... Bütün bunlar şuur altlarında birike birike peyderpey patlamaya başladı.
Balık baştan kokar, derler. Ülkeyi yönetenlerin her gün birbirlerine ağza alınmayacak laflar ettiği, topluma rehber olması gereken aydınların her akşam televizyon ekranlarında muhataplarının âdeta gırtlağına sarıldığı bir ülkede gayet tabii kin ve husumet artar. Kin ve nefret arttıkça da acımasızlık, merhametsizlik ve zalimlik topluma yayılır. Yaşadıklarımız bu olumsuz gidişatın yansımalarından başka bir şey değildir. Unutmayalım ki bu terazi bu kadar sıkleti çekmez...
Oysa bizim kültürümüzün temelinde sevgi, saygı ve hoşgörü vardı. Karıncayı bile incitmemek (çok yumuşak, iyi huylu, merhametli ve nazik olmak) tabiri başka hangi kültürde vardır? “İncinsen de incitme”, hatta ve hatta “Âşık der incidenden//İncinme incidenden// Kemâlde noksan imiş//İncinen incidenden” gibi söyleyişler Türkçe’den başka herhangi bir dilde var mıdır?
Koca Yunus’un:
“Ben gelmedim dâvî için//Benim işim sevi için//Dostun evi gönüllerdir//Gönüller yapmaya geldim” dizelerini yahut “Diken olma gül ol, taş olma toprak ol” sözlerini nasıl unuttuk?
Keşke Hz. Mevlânâ’nın şu sözünü, altından kazılmış rengârenk fluoresan harflerle gökyüzüne nakşedebilseydik: “Sevgi ve acıma insanlık vasfıdır; şiddet ve şehvetse hayvanlık vasfı...”  
Bana kalırsa kadın-erkek diye bir şey yoktur. İnsan vardır, can vardır. Canın erkeği dişisi mi olur? Yetmiş iki millete aynı gözle bakan bir milletin kadın-erkek ayrımı yapması düşünülemez. Hepimiz Allah’ın kullarıyız. Fakirmiş zenginmiş, Müslümanmış gayrimüslimmiş fark etmez. Kucaklaşalım, el ele verip sevgi köprüleri yapalım. Koca Yunus ne güzel söylemiş:
“Gelin tanış olalım işi kolay kılalım//Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz!”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş