Şeyhlerin şeker kırması ve öksürük piri

A+A-
Cazim GÜRBÜZ

Kitaplaşmasını arzuladığım bir gülmece-öykü dosyam var. Oradan bir kısa öykü önce:  “Şeker Makası”  Doğu illerimizde bilinir yalnızca.  “Kıtlama Şeker” i yalnız oraların şeker fabrikaları imal eder çünkü. Serttir bu şeker, kolay erimez. Erimemeli zaten. Ağızda çok durmalı ki, çok çay içilebile onunla. Sekiz parçaya bölerler küp şeklindeki bu şekeri ve her bir parça ile üç çay içerler neredeyse. Kahvehanelerde küçücük keserlerle, evlerde de şeker makaslarıyla kırarlar bu şekerleri. Yirmi yıl kadar oluyor; o köylerin birinde, bir kış gecesinde, sohbet edilmekteydi köy odasında. Çay hazırdı da, kırılı şeker bitmişti. Makasla şeker kırıyor, sohbet ediyorlardı bir yandan da. Şeyhler üzerineydi sohbet. Orada bulunanlar, iki ayrı Şeyh’ten inabeli idiler. İki grup da kendi şeyhinin üstün olduğu iddiasındaydı. Üstünlük yarışını şekere taşıdı biri:
-Bir gün sizin Şeyh, bizim Şeyh’e demiş ki, gel şeker kırak. Şeker yok ama önlerinde. Bizim mübarek, elini atmış hemen arkaya, çekmiş. Avucu şeker dolu... Kırmış hepsini. Sizinki de aynısını etmiş. Bir o, bir o... Sabah ezanı okunuyormuş ki, sizin Şeyh demiş ki  “Yeter ben yoruldum” .
Herkes bu keramete parmak ısırıyordu, köyün delisi gürlemeseydi:
-Ola kavatlar! Devlet niye fabrika yapir? Biz niye pancar ekir, onca zehmeti çekirik? Diyin şıhlarıza, çıkarsınlar kıçlarından şekerleri, kırsın, size versinler, için durun...
O zaman böyleydi işte. Peki ya şimdi?..
Ve Öksürük Piri
Ömer Faik Numanzade, 1872-1937 yılları arasında yaşamış Ahıskalı bir Türk aydını. Ailesi molla olsun diye İstanbul’a yollamış Ömer’i. Darüşşafaka Lisesinde okumuş 1888-1892 yıllarında, bazı siyasal hareketlere de katılmış İstanbul’da. Öz yurduna dönmüş sonra. Tiflis’e, ardından Şeki, Şamahı ve Gence’ye gitmiş. Öğretmenlik yapmış buralarda. İdeali gazetecilikmiş. 1905 yılında, Celil Mehmet Kuluzade ile birlikte matbaa kurup Molla Nasrettin adlı dergiyi çıkarmaya başlamışlar. Molla Nasrettin 1931 yılına dek tam 740 sayı çıkmış ve bir ekol olmuş Azerbaycan’da. Cehaleti, bağnazlığı ve gericiliği yermiş, alaya almışlar Molla Nasrettinciler, milli kimliğin ve bilincin oluşmasına katkıda bulunmuşlar. Numanzade’nin anıları bizde de yayımlandı (Akademi Kitabevi). 1937 yılında KGB’nin halk düşmanı ilan edip kurşuna dizdiği bu değerli aydın, anılarında; şeyhlerin para, mal ve kadına olan düşkünlüklerine de çokça yer veriyor. Okunmasını tavsiye ederim. Ben bu anılardan yalnızca birini, Öksürük Piri’ni nakledeyim: Numanzade, Şamahı’ya bağlı Zeyyid köyüne gidiyormuş öğretmen arkadaşıyla birlikte. Üstüne çaput bağlı bir ağaç varmış bir mezarlığın kenarında. Öksürük Piri yatarmış o ağacın altında. Arkadaşının sigarasını yakarken, şeytan dürtmüş Numanzade’yi, kibriti yaklaştırıp tutuşturuvermiş çaputları. Koşarak uzaklaşmışlar hemen oradan. Ertesi gün öğrenebilmişler Pir’in akıbetini. Yanmamış, köylüler yetişip söndürmüşler. Rivayet muhtelifmiş halk arasında; kimisi kıskandı Şiiler yaktı derken, kimisi de, Pir günahkârların adaklarını kabul etmedi diyormuş.
Ah pirler... Hele de çaputlar... Neler çeki-
yoruz bunlardan...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları