"Şike" hiç de şık olmadı

Altemur KILIÇ

“Şike” aslında Fransızca “chiquè”. Anlamı: “Bir spor karşılaşmasının sonucunu değiştirmek için maddi veya manevi bir çıkar karşılığı varılan anlaşma”; yani yarışı, müsabakayı para, kat veya araç karşılığı karşı tarafa vermek; kazanmak. “Şampiyon” olmak... Kısacası bir çıkar karşılığı, uzlaşarak bir iş yapma, aldatma.
“Bu işte şike var” denir! Neresinden bakarsanız genel ahlaka ve sportmenliğe yakışmayan ahlaksız bir iş. Dünyada ve Türkiye’de ilk defa olmuyor; hatta Kırkpınar güreşlerinde bile yaşandı.
“Temiz krampon” olayları, tartışmaları ve tutuklamaları konusunda peşin hüküm verecek değilim. Umudum Türk sporu adına bu lekenin temizlenmesi ve şüphelilerin aklanmalarıdır...
Her konuda ileri görüşlülüğüyle vecizeler bırakan Atatürk, “Ben sporcunun ahlâklı olanını severim” demiş... Ağabeyim “Baba” Gündüz futbola başlayınca babam aile konularını dertleştiği şefine üzüntüsünü ifade etmiş. Atatürk “Bırak Kılıç; sporcu olacaksa en dürüstü olsun” demiş.
Ağabeyimin futbol zamanında “şike”nin adı bile telaffuz edilmezdi.
Hatırladığım tek spor skandalı Denizbank Genel Müdürü Yusuf Ziya Öniş’in Galatasaray Kulübü’nden ayrılıp “Ateş-Güneş” adlı kulübü kurması ve para mukabili GS futbolcularını transfer etmesiydi. GS ile Ateş-Güneş’in ilk maçında seyirciler sahaya ayva atarak tepkilerini göstermişlerdi. “Ayvayı yemek” tabiri o maçtan mı gelmektedir; yoksa böyle bir deyim zaten mevcut olduğu için mi sahaya ayva atılmıştır; bilemiyorum.

Dünyadan skandallar
Dünya spor tarihinde her zaman muhteşem mücadeleler, kırılan rekorlar ve kazanılan zaferler değil, bazen de yaşanan skandallar, hayal kırıklıkları ve acı olaylar vardır... Doping, ırkçılık, politika, seks ve şike gibi birçok olayın karıştığı spor tarihinde birbirinden ilgi çekici skandallar var.
1) Kübalı atlet Rosie Ruiz, 1980 yılında katıldığı Boston Maratonu’nu kazandı. Her şey normal giderken, bazı kişilerin, Rosie Ruiz’in maraton koşusunun bitiş çizgisine 1 mil kala yarışa başladığını ortaya atmasıyla skandal patlak verdi. Ruiz, koşunun bitimine sadece 1 mil kala maratona dahil olmuş ve altın madalyayı kazanmıştı. Boston Maratonu’ndan 6 ay önce de New York Maratonu’nu ilk sırada tamamlayan Ruiz, gazetecilerin, “Maratonda rakiplerinize nasıl 25 dakika fark attınız” sorusuna, “Bu sabah çok büyük bir enerjiyle uyandım” diye yanıt vermişti. Ruiz’in New York Maratonu’nda da metroyu kullandığı ve son durakta inerek maratona katıldığı ortaya çıkmıştı.
2) 2002 Kış Olimpiyat Oyunları’nı düzenleyen ABD’nin Salt Lake City şehri yetkililerinin, IOC jüri üyelerine, 1995 yılında olimpiyat oyunlarını şehirlerine vermeleri karşılığında rüşvet verdiği ortaya çıktı. Bunun üzerine Uluslararası Olimpiyat Komitesi, bu skandalın ardından IOC’ye üye 10 kişiyi görevden alırken, düzenleme hakkıyla ilgili çok ciddi yeni kurallar getirdi.
3) 1976 yılında yapılan olimpiyatlara, ırkçılık yapan Güney Afrika ile rugby maçı oynayan Yeni Zelanda’yı protesto için 28 Afrika ülkesi katılmadı. 1980 yılında düzenlenen olimpiyatlara ise daha sonra dağılan Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal ettiği gerekçesiyle ABD’nin başı çektiği 60 ülke girmedi. Bundan 4 yıl sonra Los Angeles’ta düzenlenen olimpiyatları ise tüm komünist bloku ülkeler protesto etti. 3 olimpiyat, üst üste yaşanan politik karmaşa nedeniyle tam bir skandala dönüştü.
4) Formula 1 otomobil yarışlarında uzun tartışmalara neden olan casusluk skandalı şimdiden spor tarihinin en ilginç skandalları arasındaki yerini aldı. Ferrari’nin teknik elemanının, takımına ait gizlilik içeren bilgileri McLaren takımında görev yapan personele verdiği ortaya çıktı. İtalyan polisi tarafından yapılan baskında McLaren’de görevli kişinin evinde içinde motor dizaynı ve aerodinamik unsurları da içeren birçok gizli bilgi ve belgeye ulaşıldı.
5) 2007’de ise Fransa Bisiklet Turu’nda, yarış ve kazanan isimlerden çok doping skandalları tartışıldı. Fransa Bisiklet Turu’nda yarışı lider götüren Michael Rasmussen ve yarışın favorileri olarak gösterilen Alexandre Vinokourov’un da aralarında bulunduğu 3 yarışçı ile 2 takım doping nedeniyle Fransa’yı erken terk etmek zorunda kaldı. 
6) Futbol tarihinin en ilginç simalarından biri olan Arjantin’in efsanevi yıldızı Diego Maradona, 1986 yılında yapılan Dünya Kupası çeyrek final maçında İngiltere’ye attığı golle adını tarihe yazdırdı. İngiltere’yi çeyrek finalden eden golü elle atan Maradona, maçtan sonra yaptığı açıklamada, “Tanrının eli” demişti.
7) 2004 yılında İngiltere Milli Futbol Takımı’nın teknik direktörlüğünü yapan Sven-Goran Eriksson, Faria Alam adında bir kadınla gizlice ilişkiye girdiği gerekçesiyle büyük eleştiri aldı. Eriksson ile ilişkisini ayrıntılı bir şekilde grafiklerle anlatan Alam, aynı zamanda İngiltere Futbol Federasyonu (The FA) üst yöneticisi Mark Palios ile de aşk yaşadığını itiraf etti. Palios, görevinden istifa etmek zorunda kalırken, Eriksson da milli takımın başında daha fazla duramadı.
8) Boks tarihinin en sıradışı olaylarından biri Mike Tyson ile Evander Holyfield arasında geçti. 1997 yılında unvan maçı için ringe çıkan boksörlerden Mike Tyson, maçta rakibinden yediği darbelerden etkilense gerek, Evarder’in kulağını ısırdı. Evander’in kulağını geven ve hatta bir parça koparan Mike Tyson’un ringlere veda edişi böylece kanlı bitmiş oldu. Bir dönem efsane olan Mike Tyson, kendisine inananları bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı.
9) İtalya’da 2006 yılında yaşanan şike skandalı da listeye giren olaylar arasında. Juventus’un şampiyonluğuyla sonuçlanan sezonun ardından, ortaya atılan iddialarla soruşturmalar başlatılmış, soruşturmaların ardından Juventus, AC Milan, Fiorentina, Reggina ve Lazio suçlu bulunmuştu. Şike skandalının ardından Juventus’un son 2 sezonki şampiyonluğu elinden alınarak ikinci lige düşürüldü. AC Milan, Fiorentina, Reggina ve Lazio takımlarına ise puan silme cezası verildi.

Ateş-Güneş-GS olayı
1930’lu yıllarda Galatasaray’a çok zarar veren bir bölünme görülür.
1929 yılında çıkan birtakım iç anlaşmazlıklar, 1933 yılında bir bölünmeyle sonuçlanır. Eşref Şefik (Atabey) ’Olimpiyat’ adlı dergide yazdığı kulüp aleyhtarı yazılardan ötürü üyelikten ihraç edilir.
Eşref Şefik’in kulüpten atılması tepki yaratır. Uzun yıllar kulüp başkanlığı yapan Yusuf Ziya Öniş’in istifasıyla ortalık karışır. Bu tatsız gelişmelerin nedeni de amatörlük-profesyonellik tartışmasıdır. Yusuf Ziya Öniş ve arkadaşları futbolun ancak profesyonellikle kalkınabileceğini savunurlar.
Buna karşılık Suat Hayri Ürgüplü de amatörlüğün ve futbol takımının liseye dayanma özelliğinin korunmasını ister.
Ayrılan 25 üye Yusuf Ziya Bey’in etrafında toplaşıp yeni bir kulüp kurmaya karar verir. Bu kulübe öncelikle Sarı-Kırmızı adını vermek isterler, ancak Sultani’den gelen tepkilerle kulübün adı Ateş-Güneş olur.
Bir süre sonra Güneş diye anılan takım ligde fırtına gibi eser. Atatürk’ün yakınlarından Cevad Abbas Bey’in başkan seçilmesinin ardından bu takım çok güçlenir.
Galatasaray’ın engelleme çabalarına karşın bu takım ligde oynama hakkını elde eder. Bununla da kalmayıp Galatasaray’dan bazı futbolcuları transfer ederek huzursuzluk yaratır. Bundan sonra Güneş, Galatasaray için gün geçtikçe tatsızlaşan bir mevzu halini alır.
Siyasi gücü arkasına alan Güneş’e sağlanan destek açıktır. 4 Temmuz 1937’de oynanan ve olaylar çıkan maç sonucunda dönemin Başbakanı İsmet İnönü, Galatasaraylıları tehdit eden, hatta kulübün kapatılabileceğini ihtar eden bir bildiri yayınlar.
Bu atmosferde 1938 yılında Güneş, Milli Küme’de şampiyon olur. Beşiktaş ikinci, Galatasaray da üçüncüdür. Aynı yıl, Futbol Ajanı Zeki Rıza Sporel’in istifası ve yerine başkasının bulunamaması yüzünden geciken İstanbul Ligi ancak kasım ayında başlar ve tek devreli olarak yapılabilir. Burada da Güneş averajla şampiyon olur. Bu şampiyonlukta geçerli olan averaj hesabı da ilginçtir.
34 gol atıp 8 gol yiyen Güneş atılanın yenene bölünmesi gibi garip bir uygulamayla 4.25 averaja ulaşır. 40 gol atıp 10 gol yiyen Fenerbahçe ise 4 averajla ikinci olur. 44 gol atıp 10 gol yiyen Beşiktaş ise 3.66 ile üçüncülükte kalır. Oysa bilinen tüm averaj hesaplarına göre bu ligde Beşiktaş birinci, Fenerbahçe ikinci, Güneş ise üçüncü olmalıdır. Güneş’in arkasındaki siyasi güç, şampiyonu bile değiştirebilecek boyuttadır.
Ancak bütün bu zorlamanın sporda uzun süre etkili olabilmesine imkan yoktur. Güneş bu denli parlak bir biçimde yükselirken, birdenbire batıverir. 1939 yılında kulüp kendini fesheder. Oysa ki daha birkaç ay öncesinin şampiyon takımına sahiptir. Nefis bir kulüp lokali vardır, futbolun yanında atletizm, kürek ve güreşte de güçlü ekipler oluşturarak kulüpleşme yolunda hızlı adımlarla ilerlemektedir. Ayrıca yıl içinde Atatürk’ün bu kulübü ziyaret etmiş olması da önemli ve anlamlı bir gelişmedir.
Ama yüzeydeki bu parıltının aksine Güneş, köksüz bir kulüptür. Dayandığı güçlü bir camia yahut kulüp yoktur. Bu yüzden de kapısına kilit vurulur. Bu işin Atatürk’ün ölümünün hemen ardından olması ise işin siyasal boyutunu açıkça gözler önüne koyar.

 

Galatasaray-Güneş arasında oynanan maçlar;
01.12.1935: 6-2
20.12.1936: 1-1
21.03.1937: 2-2
04.07.1937: 1-1
19.12.1937: 0-6
20.03.1938: 0-7
05.06.1938: 2-4

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş