Sıkıysa yakala!

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki "sahte doktor skandalı" üzerine Cumhuriyet hatırlatmış Frank Abagnale Jr'ı;
Genç yaşta Georgia'da sahte doktor, Pan American'da sahte pilot, Lousiana'da sahte savcılık yaparak adını tarihin ünlü dolandırıcıları arasına yazdıran Abagnale'nin hayatı Steven Spielberg tarafından filme de çekildi:
- Sıkıysa Yakala!
***
Tek Göztepe değil; Türkiye'nin hemen her köşesinde, her gün içimizden birilerinin canını emanet ettiği hastanelerin -azımsanmayacak sayıda olanı- doğal birer "sıkıysa yakala" setine dönüşmüş durumda. Ve yazık ki, filmdeki kadar "masum(!)" değil gerçekte kötü adamlar. Bu işi sadece "geçinmek" için yapmıyorlar, aralarında sapık-sapkınlar var.
Nasıl mı böyle "kesin bir dille" yazıyorum?
Sağlık Bakanlığı'nın -aramıza yılda ortalama şu kadar sahtekar, şu kadar sapık sızıyor türü- bir istatistiği yok tabii, benim konuya bu denli vakıf olmamın sebebi, başıma gelmesi!
***
Tarih: 15 Kasım 2014
Yer: Ceyhan Devlet Hastanesi
Dün minnetle andığım Kızıldereli köylüler, geçirdiğimiz trafik kazası sonrası yakın diye buraya getirdiler bizi. Sonradan hem benim, hem araçtaki diğer iki arkadaşımızın başka hastanelerdeki muayeneleri sonucu ortaya çıkan -ki onlar da ayrı skandal- ihmalleri, baştan savmalığı es geçiyorum.
Kazada yüzümde oluşan kesiği dikmek için hazırlık yapılırken önlüklü bir bey geldi yanıma:
- Ben plastik cerrahım, merak etmeyin, gereken neyse yapılacak...
Röntgenler, tomografi, tahliller; her aşamada durumumla yakından ilgilendi, hatta çoğu zaman da eşlik etti, yanımdan ayrılmadı bu beyefendi.
(Detayları yazmayayım; annemin kalbine inmesin!)
Kolumda serum bağlı yatarken bir ara elinde iğne ile geldi:
- Size ağrı kesici yapacağım.
Hemşire engelledi:
- Ne yapıyorsunuz!
Nasıl bir cerrah ki hemşire engelliyor onun yapılmasını uygun gördüğü işlemi; ama insan can derdindeyken tablodaki sakatlığı göremiyor ki!
***
Uzatmayayım; ben böyle ilgili, sevecen, esprili, kan revan içindeyken bile insanın moraline tavan yaptıran bir doktora denk geldiğim için dualar ede ede ayrılırken hastaneden; doktorcuğum koştu kapıda yakaladı bu sefer de.
Saf ben; bin kere teşekkür ettim kendisine. İstanbul'a davet ettim.
Kartını uzattı. Yazan görev tanımı:
- Sağlık memuru!
Arkamdan seslendi:
- Pazartesi arayın, size bir ilaç tavsiye edeceğim!
***
Açıkçası o an bile kötü düşünmedim, "Hastaneye getirildiğimde çok kaygılıydım, herhalde rahatlamak için uydurdu 'plastik cerrah' hikayesini" dedim;
 Art niyetli olsa, gelip de adı-sanı-sıfatı ayan beyan yazılı kartı elime tutuşturmazdı!
Gel zaman git zaman; geçmiş olsun ziyafetleri filan... Söz nereden, nasıl geldi hatırlamıyorum, ziyaretçilerden biri doktorcuğumu sordu:
- Kimdi o beyefendi, neden o kadar ilgilendi?
- "Doktorum" diye geldi ama sağlık memuru çıktı...
- Allah Allah, merak ettim şimdi, bir arayıp soralım bakalım hastaneye...
Özetle:
Aramaz olsaydık!
Bizim plastik cerrah kılıklı sağlık memuru, madde bağımlılığı tedavisi gören, bonus olarak da son dönemde "sarkıntılığı" baş gösteren, "topluma kazandırma kontenjanı" çalışanı çıktı iyi mi?
***
Kınamıyorum; madde bağımlıların dışlanmasına, toplumdan soyutlanmasına da ilk ben karşı çıkarım. Tedavilerinde sosyalleşme imkanı sağlanmasının, çevreden sevgi, saygı, güven, değer, kabul görmelerinin kritik önemde olduğunu biliyorum.
Ve fakat böyle biri hastanede, hem de acil serviste çalıştırılır mı be kardeşim?
Hemşire fark etmese "doktorum" diye yapacaktı o iğneyi bana işte;
Kim bilir ne vardı içinde?
Başta "ekmeğiyle oynamamamızı" salık verenler; nasıl verecektiniz hesabını?
Ya o "sarkıntılık" meselesine ne demeli? Bile bile böyle biri, insanların en savunmasız halde bulundukları hastanede istihdam edilir mi? Ya korunmasız bir çocuk düşse eline! Nasıl ödeyeceksiniz, ödeyebilir misiniz vebalini!
Not: Biz ilgilileri bilgilendirdik, gereğinin yapılacağından şüphem yok. Ve fakat olur da, o şahıs bu skandala ve yarattığı tehdide rağmen yine de acil serviste çalıştırılırsa, Sağlık Bakanlığı da bu yazıyı ihbar kabul edip, müdahale eder herhalde duruma.

+++++++++++++++++

Ya Deniz olmasaydı...
----------------
Televizyonda her görüşe eşit mesafede durmaya çabalayan tek haber programı "İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat" muhtemelen; ve RTÜK kalktı her gün başka gazeteleri, başka yazarları tanıtan bu programa "Cumhuriyet gazetesinin örtülü reklamını yaptığı" gerekçesiyle ceza verdi.
RTÜK'e göre Küçükkaya, Can Dündar'ın "Deniz Mektupları" yazı dizisini övmek ve izleyicilerine "okumalarını" tavsiye etmek gibi büyük bir suç işlemişti!
Merak ediyorum aynı üyeler, TRT'nin kimi gazetelere uyguladığı ambargoyu da tersinden, "haksız rekabet" açısından ele almayı düşünürler mi?
Asıl reklam, hem de örtüsüz, açık-seçik; iktidar yanlısı kanalların, sabah haberlerinde evirip çevirip sadece "grup/havuz gazeteleri"ni okuması değil mi?
Ya da;
Küçükkaya'nın "okuyun" dediği Deniz Gezmiş'in değil de Seyit Rıza'nın mektupları olsaydı; içinde şöyle bolca Atatürk düşmanlığı, Cumhuriyet karşıtlığı barındırsaydı...
Öcalan'ın "İmralı Günlüğü" olsaydı yayımlanan; alabildiğine açılımcı...
RTÜK yine cezalandırır mıydı Küçükkaya'yı?

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş