Silahsız Terör: Demokratikleşme

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Başbakan Erdoğan 30 Eylül’de 22 maddelik  “Demokratikleşme”  paketini açıkladı. Paket, PKK istekleri ile “AKP 2023 Siyasi Vizyonu” na göre oluşturulmuştur. Önce, Ege Cansen’in 2 Ekim tarihli Hürriyet’te yayımlanan “Ulus-devlet bitti”  başlıklı yazısından bahsetmek isteriz. Cansen;  “Demokratikleşme paketinin açılmasıyla birlikte de bir ” ulus-devlet “ olan Türkiye Cumhuriyeti resmen olmasa da fiilen yani ” de facto “ sona ermiştir. ...’Cumhuriyet’i’ çok sevmiştim. Kısmet buraya kadarmış”  hükmünü vermiş. Bir de hiç katılamadığımız şöyle bir ifadesi daha var:  “Bu paket, tek milletli Türk devletini, Osmanlı Devleti gibi ” çok milletli “ hale dönüştürmek için atılan ne ilk ne de son adımdır.”
Osmanlı Devleti 1300’de kuruluşundan 1923’de dağılmasına kadar, tek milletin egemenliğine aitti. Türk Devleti idi.  “Millet sistemi” (çok ümmetli),  içeride geçerliydi ve dini nitelikteydi, egemenlikle ilgisi yoktu. 1839’a kadar, yöneten ve yönetilen, diğer ifadesiyle egemen ve tabi olan şeklindeki ikili bir yapısı vardı. Türk ve Müslüman olmayanlar da yönetilen sınıfındaydı. Bunun için bütün dünya bize,  “Osmanlı-Türk Devleti” diyordu. Devlet, 1876’da Kanunu Esasi ile çağın anlayışına uygun olarak yeniden inşa etti. Buna göre Devlet ülkesiyle bölünemez bir bütündür; dili Türkçedir. Türkçe bilmeyen memur ve milletvekili olamaz, devletin tabiiyetinde olan herkes Türk’tür ve eşittir. Egemenliğin bu inşası, 1924, 1945, 1961 ve 1982 anayasalarında da aynen korunmuştur. Kısaca Osmanlı, ortağı olmayan, tek milletli milli-üniter bir devletti. Sadede gelirsek paketin amacı, 576 artı 137 yıl devam eden Türk devletine dönmek değildir. Tam tersine, tek olan milleti parçalara ayırıp, sırada bekleyen Barzani dahil egemenliğimize ortak yapmaktır. Şimdi de pakete geçelim ve iki örnek verelim..
1) Siyasi partilere üyeliğin engelleri kaldırılacak: Seçim Kanununa göre  “oy verme hakkına sahip herkes,”  siyasi partilere üye olabilecekmiş. Bunun için; Siyasi Partiler Kanunu’nun 11/b maddesindeki engeller kaldırılacakmış. Bunlar;  “Kamu hizmetlerinden yasaklılar, Zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlardan biriyle mahkûm olanlar gibi suçlardan; Herhangi bir suçtan dolayı ağır hapis veya taksirli suçlar hariç üç yıl veya daha fazla hapis cezasına çarptırılanlar; TCK’nın ikinci Kitabının birinci babında yazılı suçlardan veya bu suçların işlenmesini alenî olarak tahrik etme suçundan mahkûm olanlar; TCK’nun 312’nci maddesinin ikinci fıkrasında yazılı halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etme suçlarından mahkûm olanlar, Terör eyleminden mahkum olanlar, siyasi partilere üye olamazlar ve üye kaydedilemezler şeklindeki kısıtlamalar kaldırılıyor. Böylece vatan haini, devlet düşmanı bölücüler ve teröristler dahil, yukarıdaki suçlardan mahkum olanlar, kamu kuruluşu sayılan partilere üye olabilecekler. Demokratik rejimin temel kurumları olan partiler suç örgütü haline gelecek. Herhalde bundan sonraki ilk paketle de, bu suçluların milletvekili, bakan, başbakan ve Cumhurbaşkanı olmalarının önü açılacaktır. Erdoğan’ın batı ülkelerini geçtik dediği Demokratikleşmeyi gördünüz mü?
2) İlkokullardaki öğrenci andı kaldırılacak: 80 yıldır söylenen ve milli/manevi bir gelenek halini alan ” Türk’üm, doğruyum, çalışkanım.. “ diye başlayan andın neyinden rahatsız olunuyor? Bir milletin çocuklarına en masum şekilde ait olduğu milletin adını öğretmesinin, ahlaklı bir şahsiyet kazandırmasının sakıncası ne olabilir? Öğrenci andı pek çok ülkede de var. Buna rağmen bazı iktidar sözcüleri, bakanları, bölücüler ve terör örgütü ” Türk “ sözünden, ” ırkçılık “ diyerek, rahatsız oluyormuş. PKK, ” Biz Türk değiliz ki “ diyormuş. Bu suçlamalar Türk Milletine suikasttır. Neden mi? İzah edelim:
Bir kere etnik demek ırk, köken demektir. Her bölücü ırkçıdır. Ayrıca, insanlar kendini ne sayarsa saysın bu ülkenin egemenliğine ve yasalarına saygılı olmak zorundadır. Dünya sistemi de böyledir. Nihayet, Andımız ” ırkçı “ yapıldığı iddiasıyla Danıştay’da bile dava açıldı. Danıştay, 8. Dairesi 18 Şubat 2011’de şu kararı verdi: Türk ve Türk Milleti belli bir ırkın değil, kökeni ne olursa olsun herkesi kapsayan ve kuşatan bir milletin adıdır. Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir ilkesi ile Anayasanın 66. Maddesindeki Türk Devletine vatandaş olan herkese Türk denir, hükmüne dayanarak iddiayı reddetmiştir. (Sözcü, Saygı Öztürk, 3 Ekim 2013)  Görüldüğü gibi; Türk Milleti ile tarihi, kültürü, geleneği, yüksek yargı kararı ve dünya sistemi inkar edilmektedir.
Erdoğan paket konuşmasında; ” Evrensel hak ve özgürlükler, altına imza attığımız uluslararası anlaşma ve şartlar bizim referansımızdır “ diyor. Ama, 2002’den beri bunun tam tersi yapılmaktadır. Bu pakette yer alan, ” farklı dillerde propaganda, yayın ve eğitim, alfabe harflerinin ve yer adlarının değiştirilmesi ve etnik amaçlı bütün düzenlemeler AİHS, AİHM, AK, AB ve BM kural ve kararlarına tamamen aykırıdır. Zira hiçbir hükümet, kendi milletini ve devletini ırk ve mezhep esasına göre ayrıştırmaz, egemenliği dağıtmaya kalkışmaz. 
 “Andımız” evlere, dernek, vakıf, işyeri sokak ve meydanlara çerçevelenerek asılmalıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları