Silivri'de yok yok...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Türk insanından kaçırılcasına İstanbul’a 100 km mesafede Silivri’ye götürülen duruşma tutanakları tarihe geçiyor. Vicdan sahibi birkaç yazarın izleyebildiği insan manzaralarına son dönem Ayşe Arman da katıldı. Geç kalınmış olsa bile insani ve gazetecilik mesleği açısından kazanım olarak görüyorum. Kaldı ki Ayşe Arman’ın Müyesser Yıldız’dan sonra Mustafa Balbay’ın eşi Gülşah ile röportajı farklı kesimlerde büyük yankı uyandırdı. Aldığım bilgilere göre Tuncay Özkan’ın okuldan atılan kızı ile devam edilecekmiş.
Mahpusluk zor zanaattır. Mapusta yatmak ta her yiğidin harcı değil. Bu konuda en tecrübeli şüphesiz Doğu Perinçek. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat derken Türkiye’nin olağanüstü koşullarında mapushanelerin demirbaşı olan Doğu Perinçek 70 yaşını geçmesine rağmen üretkenliğinden hiçbir şey kaybetmediği gibi arkadaşlarını motive ederek yazarlar ordusu oluşturuyor. Duruşma aralarındaki sohbetlerine doyulmuyor. Geldiğimi öğrenince en ön sıradan arka sıraya ulaştı. “Yavuz Selim Bey yazıma cevap vereceğinizi belirtmiştiniz aylardır bekliyorum” sözleriyle selamladı. Haklıydı Rusya’daki Türkçülük akımlarına dair bilimsel nitelikteki makalesine yorum yapacağımı köşemde belirtmiştim. Gündem hızla değiştiği için bir türlü fırsat bulamadım. Silivri’ye girmeden birkaç ay önce Irak Türkmen Cephesinin resepsiyonunda Perinçekle uzun uzun sohbet etmiştik. Ben çocukluk yıllarımda gördüğüm işkencelerin izlerinden bahsederken Perinçek “bunlar geride kaldı ortak paydada buluşuyoruz” demiş ve Türk Milliyetçiliği çizgisinin kaçınılmaz boyuta geldiğini vurgulayarak “ben de Türk Milliyetçisiyim” demişti.
 “Doğu bey, ben sizi hukukçu biliyordum. Maşallah Silivri üniversitesinde tarihçi de olmuşsunuz. Turancılık üzerine yazdıklarınızı arşivliyorum. Size artık Turancı diyebilir miyiz” göndermeme aynı anda “Ruslar yazıyor, Rus Turancı olur da, Türk olmaz mı” cevabını yakıştırdı. Beşinci yılını doldurmakta olan Doğu Perinçek müthiş bileylenmiş. Oğlu Mehmet Perinçek’in Rus arşivlerinden bulup çıkardığı dergiler bütün dünyayı şaşırttı. Doğu Bey söyleyemedi ancak kendisinin değil, bilim adamı olan Mehmet’in içeride tutulmasını kabullenemediğini hissettim.
Soner Yalçın “Samizdat” adını verdiği olağanüstü kitabında Silivri’den insan manzaralarını yansıtmıştı. Üniversite niteliği taşıyan Silivri’de sadece yazarlar değil filozoflar da var. Oktay Yıldırım bunlardan biri. Soner’in hücre arkadaşı. Birkaç dakika içinde onlarca tespitini paylaştı. “Buradaki eski solcuların hepsi milliyetçi oldu haberiniz olsun” dedi. Beşinci yılındaki Muzaffer Tekin, “Yavuz Bey televizyonlara daha sık çıkmalısınız burayı sizden iyi kimse anlatamıyor” sözlerinin yanındaki kibar iltifatlarına tutukluların çoğu katılıyordu.
Levent Göktaş’ın gözünün mikrop kapması yüzünden kör olmakla karşı karşıya oluşunu hücre arkadaşı Doğu Perinçek’ten duyduk. Hastahanede olan Levent ağbi ile Soner Yalçın ve Barış’lara selam yolladım. Ekranlarda kitaplarını fırlatarak “al sana bomba” diyen Yalçın Küçük kalpağı ve kırmızı atkısıyla görüntüsünden bir şey kaybetmiş değil. Fakat hızla kilo verip rengi solmuş. 16 ay içeride yatan Müyesser duruşmaları ilk kez izliyor. Stajyer muhabir heyecanı ile sürekli not alıyor. Ard arda yönelttiği sorulara yetişemiyorum. İçeriden “Yılanın Kış Güneşi” adlı kitabı yazıp, günlük gelişmeleri iki üç makale ile kaleme alan Müyesser’e “Sen Silivri’yi benim kadar izlesen on kitap yazardın” düşünceme “Belki de onun için içeri attılar” gerçeğiyle cevap veriyor.
Silivri’nin demirbaşlarından biri de Avukat Zeynep Küçük. Sabah yokluğunu fark etmiştik, öğleye doğru koşarak geldi. Babası Veli Küçük hastahanede anjiyo olmuş. “Geçmiş olsun keşke gelmeseydin” diyenlere “Ya bir şey kaçırırsam” endişesi ile cevap veriyor. Zeynep Küçük’e küçük kızının örgütsel faaliyeti yani mavi kapak toplama eyleminde şimdilik altı yedi bin kapak biriktirdiğimi söylüyorum. “Süpersin üç dört bin daha bulup, bir akülü sandalye daha kazandıracağız” diye seviniyor.
Cumhuriyet yazarı Orhan Bursalı da son dönemde Silivri’yi mesken tutanlardan. Sürekli not alıyor, tutuklu ailelerin dertlerini dinliyor. Genç kız heyecanında bütün diyalogları not etmeye çalışan yazar Berrin Velidedeoğlu’nun Balyoz’daki tutukluların konuşmaları esnasında gözyaşlarını gizleme girişimi de unutulmazlar arasında.
Bilirkişi muammasından sonra polis görevlendirilmesi ile ilgili dosyada neler var neler. Yer dar olunca bu müthiş iddiayı başka yazıya bırakacağım. Silivri’de yok yok...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları