Silivri'deki çocuk çığlıkları...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Dipsiz bir kuyu olan Silivri’deki davaların içine atılanları bırakınız kırk akıllıyı dünyanın en güçlü vinçleriyle çıkartmak neredeyse imkânsız. Türk ordusunda tasfiye için başlatılan operasyonun YAŞ taki emeklilik kararlarıyla sona ereceğini zannedenler yine yanılacak. Evrensel hukukun “ispatlanana kadar herkes masumdur” ilkesi hukukun teğet geçmediği yerler için geçerli değil. Ümraniye, Balyoz ve diğer davalarda yargılananların hemen hepsinin masum olduğuna tanrıya inandığım gibi inanıyorum. 1,5 yaşındaki kızını kucağına alan Aykut Metin Şükre bunlardan biri. Aykut’u ve ailesini Üsküdar’dan tanıyorum. Pırıl pırıl insanlardır. Aykut’un suçu mahalleden tanıdığı Alparslan Arslan’a silah satmak. Zaten çocuk inkâr etmiyor. Avukatlık yapan birine yardımcı olmak amacıyla piyasada parayı bastırınca temin edilen silahı her şeyden habersiz Arslan’a vermiş. Alparslan Arslan’ın silahlı bir eylem yapacağını nereden bilsin. Şimdi deli numarası yaparak vaziyeti kurtarmaya çalışan Alparslan Arslan’ın uluslararası ilişkileri diğer bağlantılarını araştırıp Danıştay cinayetinin gerçeklerini ortaya çıkarmak yerine Ümraniye kuyusuna atarak işin kolayına kaçıldı. Aykut her şeyi ta başından samimiyetle anlattı. Silah bulundurmak ve ticaretini yapmaktan önce iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. Biraz yatıp çıktı ve evlendi. Derken yeniden tutuklandı. Örgüte bilerek yardım ve yataklık etmek suçundan. Oysa Şükre verdiği ifadelerde Arslan’ın bazı avukatlarla kendisini şeyh zanneden meczuplarla ilişkisini ortaya çıkarmıştı. Ne hikmetse gerçek bağlantısı olanlar serbest bırakılırken Aykut yeniden tutuklandı. Aldığı iki yıl cezaya rağmen tam 29 aydır hapiste. 5 ay alacaklı yani. Kucağına aldığı kızı babasını tanımıyor. Bir babanın bundan daha büyük bir acı yaşamasına, bebeğin ağlamasına tanık olunca dayanamadım. “Ah! dedim adalet ah!”  Hemen yanı başındaki Müyesser Yıldız, CHP milletvekili Melda Onur’un kendisine hediye ettiği yavru kediyi kastettiğini zannederek “sorma Yavuz Selim çok ürkek halen altına yapıyor” diyerek adalet adını verdiği kedisini anlattı. Tertemiz yüzüyle Aykut’u işaret ederek bu güzel yüzlü çocuğun yavrusuna sarılması mahvetti beni sözleriyle trajik tablonun gözünden kaçmadığını da vurgulamış oldu.
16 ayını haksızca demir parmaklıklar ardında geçirdikten sonra çıkıp ilk önce Silivri ve Hasdal’ı ziyaret giden Müyesser bu defa duruşmaları da izliyor. Sabah Balyoz duruşmasını izledik. Öğle arası küçük salondaki Ümraniye’ye uğradık birlikte. Mustafa Balbay kilo vermekle birlikte morali çok iyi. Tuncay’ın saçlarında siyah kalmamış. Beni en çok etkileyen Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın durumu oldu. Rahmetli babamın da doktoru olduğu için yıllar öncesinden tanırım. On binlerce hastaya şifa veren bu adam gibi adamın yüzü bembeyaz. Allah göstermesin Silivri’de ölse bunun hesabını kim verecek. Üstelik halkın iradesiyle milletvekili seçilmiş birisi. Haberal’dan neyin intikamı alınıyor anlayabilmiş değilim.
Bu davada yargılanmakta olan tutuklulardan Doğu Perinçek, Oktay Yıldırım, Muzaffer Tekin, Yalçın Küçük ve diğerleriyle sohbetlerimi önümüzdeki günler yazacağım. Balyoz’a dönelim yine. Emekliliğe sevk edilen generallerle göz göze geldim. Hiç biri vakarından bir şey kaybetmemiş. Tümamiral Cem Gürdeniz ki geleceğin Deniz Kuvvetleri Komutanı olacağı kesindi. Tebessüm ile  “Cumhuriyet donanmasına veda ederken” başlıklı yazısını uzattı. Her bir satırı kurşun gibi. Umarım önümüzdeki günler noktasına virgülüne dokunmadan paylaşırız. Türkiye gerçeğini olağanüstü bir üslupla kaleme almış.
Yörük Ali Paşa ile kucaklaşamasak da birbirimize sıkıca sarıldığımızı hissettik. Bir gün önce Ozan Arif’in Yörük Ali Paşa ile babasının mektuplaşma hikâyesini anlattım. Diğerleri ile beraber gülmekten kırıldılar. Erciyes’in Ozan Arif’in ve İsmail Türüt’ün selamlarını illettim. “Pür Generalliğe terfi ettim artık özgürüm” diyen Ali Aydın emekli olmayı zaten bekliyordu. Torosları özlediğini, çıkınca köy köy, oba oba Torosları gezeceğini söyledi. İlk günden bu yana duruşu ile Türkiye’nin tanıdığı Kurmay Albay Mustafa Önsel başlı başına roman konusu. İlk defa ceketini çıkarmış olarak gördüğüm efsane Engin Alan Paşa’nın çıkmak, tahliye olmak gibi bir beklentisi yok. “İntikamları bitmedi. Balyozdan bıraksalar, 28 Şubat’tan tutukladılar üstelik 28 Şubat’ta Kuzey Irak operasyonunda dağlardaydım. Bizim içeride bulunmamız memlekete hayır getiriyorsa yatarız be evlat” diyerek özetledi. MHP İstanbul Milletvekili olan Engin Alan’ın duruşuna içeride yatanlar da dışarıdan izleyenler de hayran.
Ömrüm boyunca unutmayacağım çığlık kulaklarımda halen yankılanıyor. Jandarma Yarbay Abdurrahman Başbuğ’un Almanya’dan gelen yeğeni dikenli teller önünde ne de çok dövündü. Dayısının kucağına oturamayışının acısını öylesine haykırdı ki kelimeler yetmez. Müyesser ile bakışlarımızı kaçırdık bir süre. Dayanamadım. Sarılıp susturmak için harcadığım çabayı anlatamam. Almanya Türk Federasyonu’nda görevli babası yurda girerken önce Silivri’ye uğramış. Görüşten sonra memleketi Aksaray’a geçip bayramı ülkesinde yapacak olan bir Türk Milliyetçisi. “Bırakın ağlasın, ağlasın ki bu zulmü ömrünün sonuna kadar unutmasın” sözleriyle durumu özetledi. Başından beri söylüyor ve yazıyorum, içeridekiler neyse de dışarıdaki yakınlarının durumu daha kötü. Hele çocukların gözyaşları. Allah hepsine şahit. Allah’a havale ediyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları