Şimdi şerefsiz kim?

A+A-
Altemur KILIÇ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bölücübaşı Apo ile “Devlet katında” -hatta Adalet Bakanı ile- pazarlıklar yapıldığını söyleyenlere, yazanlara “şerefsiz, alçak” demişti... Ben de köşemde, pazarlıkların yapıldığını yazmıştım... Şimdi, Erdoğan’ın hakaretine maruz kalanlardan biri olarak, “Cevap hakkım doğdu”; soruyorum: “Şerefsiz, alçak” olan kim?
Çünkü Başbakan, önceki gün, Strasburg’da, dünya kamuoyunun önünde itiraf etti: “Hükümet, devlet kanallarıyla bu görüşmeleri gerçekleştirir. Devletin başı da iktidardır. Devleti iktidar yönetir.”
Erdoğan, Başbakan sıfatıyla Apo ile pazarlık yapıldığını, önce inkâr etmişti... Ve fakat sıkışınca “Hükümet yapmıyor, devletin bazı kurumları yapıyor” buyurmuştu... “Post modern takiye” şimdi daha açıklığa kavuştu!
Şimdi, Erdoğan “Devlet” ve “hasb-el demokrasi” , devleti o yönetiyor; “hikmetinden” sual olunmaz! Erdoğan, “Kürt açılımı gereği” ve kendi devlet anlayışına, daha doğrusu “politikasına” göre, eşkıya ile pazarlık yapar!.. El ne karışır; milletin bir şey söylemeye ne hakkı var?! Ancak bu olay, bu itiraf da “politikacıyı devlet adamından ayırdı”... “Politikacı” şartlar ve kendi çıkarları için, mümkün olanı yapandır. “Devlet Adamı” ise “mümkün olamayanı”, vatanın çıkarları için ve her şeye rağmen yapan, başaran kişidir. Bu “inceliği” bir tarafa bırakalım. İşin kalın, kaba çizgisine bakalım: Apo ile “pazarlık” neden yapılıyor? Apo’nun, bölücülerin, PKK’nın değişmez hedefleri, Türkiye’yi bölmek ve topraklarımız üzerinde “Büyük Kürdistan” ı kurmak olduğuna göre, neyin pazarlığı yapılıyor?.. Apo-PKK, “Bu amaçtan vazgeçtik,’Büyük Kürdistan’ı’istemiyoruz. Bu hudutlar içinde sadık Türk vatandaşları olarak devlete baş kaldırmadan yaşayacağımıza söz veriyoruz” diyorlar mı? Kesinlikle demezler, çünkü son tahlilde Apo ve şerikleri, daha tutarlı, hatta dürüsttürler. Öyleyse bu adamlarla neyin pazarlığı yapılıyor, yapılacak? “Barış” pazarlığı ise “eşkıya” ile “sözde barış” olur... Ve ne pahasına, TC Devleti Apo ile masaya oturur mu? Bu “pazarlık”, olsa olsa “Kürdistan’la” geride Türkiye’den ne kalacaksa, arada “yeni sınırın” çizilmesi, “pazarlığı” olabilir!
Fakat daha önce seçimler var. “Politikacı” Erdoğan, tıpkı “açılımında” olduğu gibi, “barışsever” görünmek ve  “bir miktar” Güneydoğu oyu kazanmak ister. Zaten, Apo’nun ve adamlarının “dead line” - “son ölü hattının” kesin tarihi, seçimlere kadar... PKK’nın göstermelik eylemlerine rağmen, mevzii birkaç olay dışında ateş kesmiş olmasından, “İmralı pazarlıklarında” zımni bir “bırakışma” anlaşması yapıldığı anlaşılıyor. TC Devletinin “onuru” söz konusuymuş; AKP seçimlerde kazansın, gerisi Allah kerim! “Analar ağlamasın” diyen muhalefeti, şehit cenazeleri üzerinden siyaset yapmakla suçlayan Erdoğan, “Devlet anamızın” ağlamasına bigâne ve siyaseti de “Apo ile pazarlık” ...


TSK’ya karşı...
Ve aynı Erdoğan, Apo ile pazarlık yaparken TSK’nın, PKK’ya karşı mücadele vermiş onurlu askerlerinin tutukluluk hallerinin devamına karşı zarif, fakat belgeli tepkilerini “doğru” bulmuyor. Oysa Erdoğan, eğer devletse, ordusunun askerlerine, önce onun sahip çıkması gerekirdi... Dünya kamuoyu da bunu anlayış ve takdirle karşılardı.
Dünyanın, hukuk âleminin anlayamadıkları bir olay da, “Ergenekon- Balyoz” davalarındaki açık hukuk ihlalleri, adaletin adeta sonsuza kadar uzaması... Ancak Devletin Başbakanı “bunlar yargının tasarrufudur” diye işin içinden sıyrılıyor. Bu konudaki sorulara Strasburg’da, Zekeriya Öz’ün Ergenekon davalarından alınmasının “Ergenekon sürecini değiştiremeyeceği” cevabını vermiş. Yani “Fahri Savcıya” göre “Öz hukuku” devam edecek! Ne var ki Zekeriya Öz’ün kendisi bu tasarrufun siyasi olduğunu söylemiş. Eğer doğruysa “AKP, seçim öncesi korkmuş olabilir. Ordu da zaten benden rahatsızdı... Hükümet, oy kaybını göze alamadı” diyormuş.


Yasak kitap
Dünya şu sırada Türkiye’de 26 gazetecinin tutuklu olmasını anlayamıyor ve buna Erdoğan’ın cevabı önce, “Ben yapmadım yargı yaptı” sonra da “İmamın Ordusu” kitabının, daha basılmadan toplanması rezaleti konusunda ise sorumluluğu üzerinden atarak, “Bu kitapları toplatan ben değilim. Bombayı kullanmak suçtur ama bombanın hazırlanmasındaki malzemeleri kullanmak da suçtur. Kusura bakmayın yürütmeye bağımlı bir yargı yok. Bağımsız bir yargı var” diyor.
“Bağımsız yargıyı” geçin bir kalem ama Erdoğan’ı dinleyen yabancı gazeteciler açıkça sormasalar da her halde düşünmüşlerdir; “Henüz basılmış bile olmayan bir kitaptan nasıl bir bomba çıkabilir, yargı hangi kanıta göre tutukladı, söz ettikleri hazırlık neydi” diye.
“Bazı insanları, bir zaman için, kandırabilirsiniz ama herkesi her zaman, kandıramazsınız” ...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları