Şimdi yetti mi bari

Selcan TAŞÇI

Özde AKP’yi, özelde anayasa değişikliğini göğsünü siper ederek savunanlardan biri
daha, neredeyse özür dilercesine, bin dereden su getirerek HSYK seçimlerini eleştiriyor

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın hüzünlü bir öyküsü var.
Turgut Özal Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Haşim Kılıç’ı Anayasa Mahkemesine üye yapmak istiyor. Kılıç hukukçu değil, nasıl olacak?
Sayıştay Yasasında bir madde değiştiriliyor, o değişikliğin yarattığı boşluktan yararlanan Özal, Kılıç’ı Anayasa Mahkemesine üye yapıyor.
Olabilir.
Bunda Kılıç’ın vebali yok.
Ancak sonrası demir yayları titretiyor.
Haşim Kılıç’ın Anayasa Mahkemesine üye yapılmasına yol açan yasal değişiklik daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından iptal ediliyor.
İptale rağmen, Haşim Kılıç oralı olmuyor, üyeliğe devam ediyor.
Sonra da, herkese ders vermeye kalkıyor.
Başkan olduktan sonra ise, her fırsatta döktürüyor.
Bir ara Genelkurmay Başkanlarının çok konuştuğunu eleştirenler, Haşim Kılıç’a gelince, sus pus.
Dünyanın neresinde Anayasa Mahkemesi başkanları ikide bir kendini ortalığa atıp nutuk patlatıyor?
Üstelik, attığı her nutukta taraf olduğunu cümle aleme ilan ediyor.
Bir de yargıyı eleştirmez mi, sabır taşı çatlıyor.
Şimdi yetti mi
Radikal’de yazan, eski Maocu ekipten,  biri dün HSYK seçimleri nedeniyle kendini tutamıyor.
“Yargının demokratikleşmesi amacına ulaşmadı” diyerek, akıllara durgunluk veren bir keşifte bulunuyor.
Özde AKP’yi, özelde anayasa değişikliğini göğsünü siper ederek savunanlardan biri daha, HSYK seçimlerinde hayal kırıklığı yaşıyor. Oysa, HSYK seçimleri bu iktidar için bir araç. Amaç, toplumun etkili kurumlarını ele geçirmek.
Radikal’deki yazar sözüm ona, vicdan muhasebesi yapıyor, başkalarından örnek vererek, neredeyse özür dilercesine, bin dereden su getirerek, HSYK seçimlerini eleştiriyor.
“Yetmez ama evet” . HSYK’ya bak, şimdi yetti mi?
* Yalçın Doğan / Hürriyet


++++++

Hakim ve savcıları görünce dağdaki çobana kim kızabilir
Türkiye ile ilgili umutlarım giderek tükeniyor. Çünkü, beton binalarımız artıyor ama demokratik bilincimiz her gün bir depremle yerlere seriliyor.
Bu ülkenin en seçkin kesimlerinden birisini oluşturan yargıçlarımızın ve savcılarımızın durumuna bakar mısınız?
Ellerine bir siyatçi tarafından liste veriliyor. ’Bunları seçeceksiniz!’ deniliyor.
Ülkemizin en eğitimli kesiminden birisini oluşturan yargının tepesindeki bu insanların çoğu; siyasetin istediği biçimde oy kullanıyor.
Gazetelerde çarşaf çarşaf o liste
yayımlandı.
Adalet Bakanı bir liste hazırlamış. HSYK’ya bunlar seçilsin, diye...
Seçim oldu; aynen o liste seçildi.
Vallahi de billahi de utandım.
Hani dağdaki çobana kızıyorduk...
Siz en doğal, en önemli hakkınız olan seçme hakkınızı bir başkasının eline teslim ederseniz, çoban olmasanız ne fark eder ki...
O yüzden utandım, o yüzden umudum kırıldı.
Çünkü, hakim olmak, savcı olmak kolay iş değil. Akıllı olacaksın, eğitimli olacaksın, ileriyi geriyi göreceksin...
Buna karşın gidip, ’Şu şu isimleri seçeceksin!’diyerek eline verilen listeye evet diyeceksin...
O yüzden utandım...
İsterse hakkımda 6 bin dava birden açsın o hakim ve savcılar...
Ayıp ettiler ayıp.
Ben olsam; seçilen bu isimlere oy verecek olsam bile, sırf, siyasetçi böyle istedi diye aksine davranırdım.
İrademi, siyasetçiye teslim etmezdim.
Ne acıdır ki hukuk, ilk kez bu kadar açık biçimde bir siyasi partiye biat
etmiştir.
Geçen gün, demokrasi geleceğini sanarak evet diyen vatandaşlara kızıyordum.
Hakim ve savcıların bile Adalet Bakanı’na siyasi iradesini teslim ettiğini görünce, sıradan vatandaşa haksızlık ettiğimi düşünmeye başladım.
Sayın yargıçlar, sayın savcılar! Gerekçeniz ne olursa olsun; demokrasiye ayıp ettiniz. Ve sizler hakkındaki olumlu düşüncemi de 8 şiddetindeki bir deprem gibi yıktınız...
* Rıza Zelyut / Güneş

++++++

TRT’yi yayıncılık bilen biri yönetseydi çalışanlar işsiz kalırdı
TRT eğer yayıncılığın “Y” sini bilen bir Genel Müdür tarafından yönetilseydi, pazar günü Avrasya Maratonu’nun naklen yayınında görevli herkes, ama herkes, onlara bu görevleri verenler dahil, pazartesi sabahı işsiz kalmışlardı.
Bu kadar utanç verici bir yayıncılık yapanların işlerine güle oynaya devam etmelerine dünyanın hiçbir uygar ülkesinde izin verilmez.
Ne var ki, daha işe başladığı gün, bu işlerden ne kadar habersiz olduğunu gösteren Genel Müdür, bu utancı yaratanlara muhtemelen para ödülü ve plaket verecek “Hıncal Uluç, TRT’nin dağıttığı avantalardan yararlanamadığı için bizi durmadan eleştiriyor zaten”  ithamlarını yineleyecektir.
(...)
Dünyanın en güzel kentinde (İtirazı olan var mı), dünyanın en güzel Boğaz’ını aşarak (İtirazı olan var mı), dünyada bir benzeri olmayan Kıtalararası parkurda koşulan (İtirazı olan var mı) bir maraton yarışını, gerek teknik, gerek sportif açıdan bu kadar çirkin, bu kadar yavan, bu kadar zevksiz ve bu kadar tahammül edilmez yayınlamanın hesabının verilmesi gerek.. Hele, bu yayın bir kamu kurumunca yapılıyor, yani o yayını yapanların tüm maaş ve ücretleri ve o yayının tüm masrafları bu ülke vergi vereni tarafından ödeniyorsa..
(...)
Bu nasıl bir umursamazlık ve utanmazlıktır, bu nasıl bir  “Benim paramla” hovardalıktır, biri açıklamalı?.
Yahu, hiçbir şey bilmiyorsan, 5 kilometrede bir sabit kamera koyarsın, o kamera önünden geçenleri gösterir. Birinci geçerken ekrana kronometre bindirirsin, seyirci ikincinin kaç saniye geride olduğunu görür. İlkokul çocuğu düşünür ve yapar bunu be!..
Bunlar ömürlerinde bir maraton naklen yayını izlemediler mi..
(...)
Avrasya Maratonu naklen yayını, bir rezillik, bir utanç, bir yüz karasıdır. Tekrar ediyorum.. Bu utanç için soruşturma açılmalı, ağır cezalar verilmelidir ki, her sene ayni fiyasko tekrar edilmesin.
* Hıncal Uluç / Sabah

++++++

Kibirdir en çok yakışan statükonun çocuklarına
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, “Statükonun Kibirli Çocukları” diye bir söz etmiş.
Beğendim, güzel bir söz...
Fakat eksik...
Eksik, çünkü Haşim Kılıç,  “statükonun çocukları” derken sadece “eski statükonun çocuklarına”  işaret ediyor.
Halbuki bu memlekette bir süredir “yeni statükonun çocukları” devrede...
Ve onlar da en az eskiler kadar kibirli. Keşke Haşim Kılıç, “eski statükonun kibirli çocukları” na çuvaldızı batırırken, “yeni statükonun kibirli çocukları”na da en azından bir iğnecik batırmayı deneseydi. Çok daha hakkaniyetli bir tutum sergilemiş olurdu.
* Ahmet Hakan / Hürriyet

++++++

Üç kuvvetin birleştiği rejimlerde yaşanan cehennemi, başkalarının tecrübelerine bakarak defetmek dururken kendi hayatımızda denemek, yönetenlerimiz için ne büyük vebal, bizler için ne büyük bahtsızlık
* Güngör Mengi / Vatan


++++++


Meslektaşları 11. ölüm yıldönümünde Kışlalı’yı unutmadı
Yakın geçmişte, saygınlığı tartışmalı bir televizyon kanalında, sözde “Kışlalı’nın anısına”  hazırlanan bir programda, aile fertlerinin yayınlanmak sözüyle kayıt edilmiş ifadeleri görmezden gelinerek, “faili meçhul” saptırması bir kez daha ön plana çıkarıldı, ardından da olay “Ergenekon” karmaşasına bağlanarak, “Kendileri öldürdüler, kendileri gömdüler” ifadesiyle noktalama yapıldı.
..35 yıl yurtdışında yaşamış, 30 yıl Türk basınına çalışmış bir gazeteci olarak, Türkiye’nin dış düşmanlarının nerelerde neler yaptıklarını; tekerlere çomak sokmak için nasıl bir dayanışma içinde olduklarını iyi görenlerdenim.
Ne diyordu Kışlalı:
 “Bir din devleti kurmak isteyenlerin önündeki en büyük engel Kemalizm. Türkiye’yi etnik kökenlere göre parçalamak isteyenlerin önündeki en büyük engel Kemalizm. Ve ”yeni mandacı“ numaracı cumhuriyetçilerin önündeki en büyük engel gene Kemalizm...”
Prof. Kışlalı, çok güçlü, etkili ve tutarlı bir Kemalist aydın olduğu için öldürüldü.
* Yalçın Bayer / Hürriyet

 


Atatürk ve devrimlerinin çağa uymadığını iddia edenlere karşı bilimle, akılla, zekâyla bunun tersini kanıtladığı için.
Kemalizm’in çağdaş yorumunu yaptığı, onu çekici ve güncel kıldığı için...
ABD’li akıl hocaları; Graham Fuller, Henze, Huntington gibiler yatıp kalkıp  “Atatürk’ü terk edin” derken, Kışlalı, Atatürk ilkelerinin hâlâ en etkili yol gösterici olduğunu anlattığı için...
Ölümü diğer Atatürkçülere gözdağı olacağı için... Öldürüldü...
* Melih Aşık / Milliyet

++++++

Bir de hesap soracakmış; peh...
Kenan Evren, dün bir gazeteye verdiği özel demeçte, Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişte kendisine düzdüğü övgüleri açıklamış...
Bu haberi okuyunca aklıma bir buçuk ay önceki referandum geldi: Hani iktidar o referandumdan önce,  “12 Eylül 1980’in hesabı”nı, hem de hemen soracağını söylüyordu? Hani Başbakan, darbeciler tarafından işkencede öldürülen ya da idam edilen sağcı-solcu gençlerden söz ediyordu?
İşte halk, iktidara istediği yetkiyi verdi...  Göstermelik olarak açılan birkaç kişisel dava dışında, iktidar neden bunca zamandır harekete geçmedi?
Yoksa 12 Eylül edebiyatına artık gerek mi kalmadı?
* Mustafa Mutlu / Vatan

++++++

MİNİ YORUM
Başyazar...
Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun 31. Başkanlar Konseyi Toplantısı’nın yapıldığı Kayseri’de, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e “Bayram gazetesinin başyazarlığı” teklif edilmiş. Daha önce malum, gazetecilerin almak için aylarca bekledikleri “basın kartı” hediye edilmişti(!) kendisine... Merak ettiğim, Gül yazarsa, gazeteciliğin “muhalefet” gereğini nasıl yerine getirecek; muhalefete mi muhalefet edecek mesela!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş