Sisteme uymak ya da uyumsuzluk!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Zengin ve bol kaynaklara sahip olmak, toplumların kalkınması için gerekli ancak yeterli değildir. Zira bugün dünyada “en etkin” ve “en güçlü” olan memleketler; kaynakları zengin olan ülkeler değil, toplumsal aklını en iyi organize eden ülkelerdir. Başarının yolu aykırı, standart dışı görüşleri ve yaklaşımları olan insanları -imha etmek değilamaçlar doğrultusunda kullanmaktan geçmektedir.

Standart düşünen, merak etmeyen, statükoyu benimsemiş kişilerin sisteme ya da kuruluşa yeni bir şey ilave etmesi söz konusu değildir. Onlar sistemin öznesi değil nesnesidir (daha doğrusu muhafızıdırlar). Görevleri tekrarlamak ve onaylamaktır.
“Evet efendim”, “doğrudur efendim”, “baş üstüne efendim” diyen bir kişi ile “hayır efendim”, “yanlış düşünüyorsunuz efendim” ya da “doğrusu şöyledir efendim” diyebilen bir kişinin sisteme katkısı aynı değildir. Biri mevcudu muhafaza eder, diğeri mevcuda ilave yapar.

Ortada uyumlu ve uyumsuz olmak üzere iki tür tavrı olan insan vardır. Uyumcular yumuşak başlıdırlar ve nasıl yönetildiklerini dahi merak etmezler. Halk tabiriyle hem eyere hem de semere gelirler. Bu tür insanlara halk arasında ‘koşuma elverişli’ denmektedir. Onlara düşen, gözlerini, kulaklarını ve akıllarını bir kenara bırakmaktır. Uyumcular kendilerini yönetenlerin hem “en iyisini bildiklerini”
hem de “bir bildiklerinin var olduğunu” düşünür.

Uyumcular böyle bir yönetim altında gözlerini kapayıp kendilerine verilen vazifeyi yaparlar. Suya sabuna dokunmayan, etliye sütlüye karışmayan, kokmayan bulaşmayan “evet efendim” geleneğine sahiptirler. Yönetimler genellikle çalışanlarının uyumlu olmalarını arzularlar. Halbuki yaratıcılık, değişim, gelişme, sisteme ve statükoya uyum sağlamanın değil, meydan okumanın sonucunda meydana gelir.

Yaratıcılık ve yenilik herkesin baktığı ancak hiç kimsenin görmediğini görmenin sonucudur. Doğu tipi yönetimin en önemli çıkmazlarından birisi yukarıda ifade ettiğimiz uyumsuz ama “yaratıcı insan tipi” nin gelişmesine imkân vermemesiyle ilgilidir. Orada “hayır değil evet”, “patronun yanlışı benim
doğrumdan daha doğrudur” biçiminde bir anlayış hâkimdir.

Bu mantıkta doğal olarak da itiraz isyan ile dalkavukluk itaat ile fikirlerin özgürce ifadesi ihanet ile eş değer görülür. Bu yüzden kişilerin elinden itiraz ve hayır deme özgürlüğü alınır. “Hayır” deme özgürlükleri ellerinden alınmış olan insanlar ise “et ve kemik” yığını haline gelmiş varlıklara dönüşür. Uyumcuların “evet efendimci” tavırları günümüz kurumları için en büyük tehlike olduğu iddia edilmeye başlanmıştır. Gerçekten içeride monotonluk yaşanırken, dışarıdaki değişimi yakalamak mümkün olmaz. İçeride her kafadan aynı ses çıkarken, değişik bir sesin koroyu bozmasına imkân tanımayan bir topluluğun, dışarıdan gelen seslere tahammül etmesi de mümkün olmamaktadır.

Sistemleri uyuşturan, bozan ve boğan aşırı uyumculuk, tek seslilik, suskunluk ve monotonluktur. Ancak bu yapıyı kural dışı ve cesur girişimler bozabilir. Bu girişim sahipleri herkesin “kör” olduğu yerde “şaşı” dahi olmayı kabul etmeyecek kadar yürekli olmalıdır. Yöneticinin her sözünü büyük bir vecd içinde yasa olarak kabul eden kişilerin olduğu bir yerde, “evet efendim” ya da “emredersiniz” lakırdılarından başka bir ses duyulmaz. Böyle bir yerde bir zaman sonra herkes emreden gibi düşünmeye başlar.

Böyle bir toplulukta birisi, büyük bir cesaretle ortaya çıkıp, gerçekleri yönetimin hoşuna gitmeyecek biçimde de olsa ortaya koyarsa her şey değişir. Başarılı olsun ya da olmasın, beğenilsin veya beğenilmesin işte böyle biri, değişim ve yaratıcılık tohumları ekmiş olur. Böyle bir yumuşak başlılar kurulunda -ki genellikle bütün yönetim kurulları böylediryöneticinin fikirlerinin karşıtını savunmak anormallikten başka bir şey değildir

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları