Siyaset, bürokrasiyi de yozlaştırdı

Esfender KORKMAZ

2000 yılından beri, sıfırdan ciddi yatırım yapan, risk alan ve istihdam yaratan bir yabancı sermaye yatırımı birkaçı geçmiyor.
Bunun bir nedeni sıcak paranın risk yaratmasıdır. Sıcak para ve spekülatif sermaye hareketlerinin olduğu ülkelere, yeni yatırım yapacak yabancı sermaye gitmiyor.
Hyundai otomobil fabrikası yapmak istedi. Bürokrasiye takıldı. Fabrika Çek Cumhuriyetine gitti.
Yine aynı şirketin hızlı tren fabrikası projesi, 13 ay sonra ancak DPT’den çıktı. Şimdi Yüksek Planlama Kurulu (YPK) kararı da çıkarsa, Hızlı Tren Fabrikası Sakarya’da kurulacak. 15 ay içerisinde üretime geçecek fabrika en az 500 kişiye iş kapısı olacak.
Sıcak para, spekülatif sermaye şeklindeki yabancı sermaye için bürokrasi sıfırdır. Buna karşılık sıfırdan yatırım yapacak yabancı sermayenin bürokrasiye takılması, bu sermayeler arasında hükümet tercihinin sıcak paradan yana olduğunu gösteriyor. Ayrıca bürokrasinin de siyasallaşması sorunu tırmandırıyor.


Bürokrasi aslında rüşvetin engelidir
Sanayileşmiş ülkelerde bürokrasi bir devlet organizasyonudur. Siyasi partilerin veya siyasi iktidarın değil, devletin bir organizasyonudur. Bürokratlar da vasıflı insanlardır. Devletin devamlılığı esas olduğu için, bürokrat sınıfı da devamlıdır. Gelen siyasi partiye göre değişmez.
Bürokratlar siyasi kararları uygularlar.Ancak bu kararları uygularken, Anayasa ve kamunun çıkarlarını dikkate alırlar. Bu nedenledir ki gelişmiş ülkelerde bürokrasi, siyasi yozlaşma, rüşvet, adam kayırma ve popülist politikalar önünde bir engeldir. Bizde ise tersine, bürokrasi ve siyaset iç içedir. Gerek tek parti döneminde ve gerekse demokrasiye geçtikten sonra, bürokratlar seçimlerde liste başı olmuştur. İhtilal dönemlerinde, askerler hem bürokrasiyi hem de siyaseti yürütmüşlerdir. Siyaset ve bürokrasinin içiçe geçmiş olması nedeniyle iktidara gelen her parti, kendi bürokratlarını getirmiştir. Bu nedenledir ki bürokrasi oturmuş bir kurum değildir. Bürokratların siyasi parti mensuplarından oluşması sonuç olarak parti menfaatlerini ön plana çıkarmış ve devlet imkanlarının parti çıkarları için kullanılması yaygınlaşmıştır.
Şimdiye kadar bürokraside ve devletin idari yapısında radikal bir değişiklik yapılmadı. Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralınan yapı değişmedi.Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı bürokrasisini devraldı.Osmanlı İmparatorluğu’nda mevcut olan resmi dairelerde görevli personel Cumhuriyet idaresine aynen devroldu.


Ekarte etme formülleri
Cumhuriyetin ilk yıllarında başka çözüm de yoktu. Böylece Osmanlı bürokrasisinde varolan ve sistemin çöküş nedenlerinden biri olan keyfilik, rüşvet ve benzer yolsuzluklar da bürokrasiyle birlikte aynen geçmiş oldu.
Cumhuriyet döneminde zaman zaman yapılan personel reformları, bakanlıklardaki yeni organizasyonlar marjinal ayarlamalar şeklinde oldu. Pratikte bürokrasiyi azaltmak için örneğin Turgut Özal döneminde fonların bütçe dışına çıkarılması ve yatırım teşviklerinde getirilen kolaylıklar, palyatif tedbirler niteliğinde kaldı.Ayrıca bürokraside siyasi etkinin daha fazla olması sonucunu doğurdu.
Kaldı ki, Cumhuriyet döneminde yapılan bazı değişiklikler de gelişmiş ülke modelleri üzerine kuruldu. Özellikle mevzuatla ilgili olarak alınan önlemler ve yapılan değişiklikler, siyasi ve sosyal yapıya uymadığı için uygulamada daha büyük sorunlar yarattı. Zaten gelişmiş ülkelerden ithal edilen mevzuat, yine o ülkelerdeki sosyal yapıya uymadığı için uygulamada daha büyük sorunlar yaratmış idi. Kaldı ki gelenek ve görenekler ve kültür unsurlarıyla paralel gelişmiştir. Oysaki ithal ettiğimiz yöntemler ve mevzuat, bizim sosyal ve siyasi yapımıza, gelenek ve göreneklerimize ve devlet organizasyonuna adapte olamamıştır. Bürokrasi ve siyaseti birbirinden
ayırmadığımız sürece, yozlaşma da
bitmeyecektir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş