Siyaset, Ergenekon ve köşe yazarları...

Ahmet SEVGİ

Beni tanıyanlar hatırlayacaklardır; bendeniz köşe yazarlarının siyasete gereğinden çok yer vermelerinden eskiden beri şikâyetçiyim. Şu satırları 13 sene önce yazmışım:
“Montesquieu; meşhur Fransız ” denemeci “ Montaigne için ” Yazarların çoğunda, yazan adamı görüyorum, Montaigne’de ise düşünen adamı “ diyor. Doğrusunu söylemek gerekirse ben köşe yazarlarımızı okurken -istisnalar kaideyi bozmaz- ” yazan adamları “ da göremiyorum. Gördüğüm sadece Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Necmettin Erbakan vs... Bir yazarı okurken; düşünen, yeni fikirler üreten, yeni ufuklar açan bir şahsın karşısında olduğumuzu hissetmemek, düşünce dünyamız için gerçekten bir eksikliktir.”  (Son Havadis, 13 Mayıs 1996)
13 yıl sonra köşe yazarlarımıza eleştirel bir gözle tekrar baktığımda  “yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş”  olduğumuz hissi uyandı bende... Köşe yazarlarının hep siyasi konuları ele almalarından elbette şikâyetçiydik. Ama  “köşe” lerin -arkası yarın dizileri misali- baştan sona Ergenekon konusuna tahsis edilmiş olduğunu görünce eski günleri arar olduk. Hele bir de yandaş medyanın nevzuhur yazarlarının Ergenekon yazıları yok mu? Onları okurken şikâyetten öte, tiksindiğimi ve insanlığımdan utandığımı ifade etmeliyim.
Nâbî’nin: “İnsanlardan o kadar nefret ediyorum ki aynadaki görüntüm ” insan “ olduğu için aynaya bakamaz oldum”  mealindeki şu beyti böyle bir havada söylenmiş olmalı:
“Ol kadar nefreti var gönlümün insandan kim//Aksim âdem deyu mir’âta nigâh eyleyemem.”
Muhafazakâr olarak bilinen malum çevrelerin kalemlerinden kin ve nefret damladığını görmek hangi vicdan sahibini ürkütmez ki?..
Bizim kültürümüzde düşene vurulmaz. Zayıfa, güçsüze ve savunmasız insanlara -hangi suç isnat edilirse edilsin- el kaldırmak veya onlara karşı güç gösterisinde bulunmak mertlikle bağdaşmaz. “Vur abalıya”  yahut  “altta kalanın canı çıksın” anlayışı ne zamandan beri demokratik ilkelerden sayılır oldu?
Geçen gün HABER TÜRK’te şahit oldum. Zafer Arapgirli o mahut gazetecilerin önderlerinden birine  “Ergenekon” la ilgili düşüncelerini soruyor. Gazeteci  “Darbeci generaller” diyerek büyük bir iştahla atıp tutmaya başlıyor. Z. Arapgirli  “Darbe yapmayı planladıkları iddia edilen generaller”  demek istiyorsunuz her halde, şeklinde ikaz etmek zorunda kalınca meşhur gazeteci “şey, hayır, evet, tabii...”  diye başlıyor kem küm etmeye...
Hani İslam’da esas olan hüsn-i zandı...  “Hak”  deyince akan sular dururdu.  “Allah’ın huzuruna kul hakkıyla gelme de ne ile gelirsen gel”  inancı nerede kaldı?
Kur’ân; “zan” dan kaçının demiyor mu? Hüsn-i zan imandan değil midir?  “Ve lâ-tecessesû”  emri nasıl kulak ardı edilebiliyor? Dinimizde gıybet haram değil midir? Hz. Peygamberin gıybeti nasıl tarif ettiğini bilmemeniz mümkün mü?
Doğrusunu söylemek gerekirse malum kalemşorlara fazla söyleyeceğimiz bir şey yok. Onlar bu tip yazılarla belli yerlere geliyorlar. Makam mevki elde ediyorlar. Zengin oluyorlar. Eşlerini milletvekili seçtiriyorlar vs... Benim esas üzüldüğüm nokta, o cemaatlerin yahut gazetelerin geçmişte uyandırdığı müspet intibalardan dolayı büyük bir kitlenin, gazeteleri ne yazarsa, yazarları ne söylerse, her hangi bir eleştiri süzgecinden geçirmeden inanır hale gelmiş olmasıdır. Menfaatleri için fikirlerini satan zevat, doğru yoldan saptırdıkları o masum insanların veballerini nasıl çekecekler bakalım...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş