Siyaset triomuza küçük bir rica...

A+A-
Ahmet TAKAN

Hain darbe girişimini yaşadığımız haftanın  başıydı.  İsrail mutabakatı gündemin ilk sıralarındaydı. Oldukça hararetli tartışılıyordu. Havuz medyası içinde yandaş yazarlar bile  birbirine girmişti . Mavi Marmara  şehitlerinin satılmasının hesabı soruluyordu. Bir kısım yandaşlar hiç de alışık olmadığımız şekilde ve üslupla Erdoğan'ı eleştiriyor ve hatta sorguluyordu. Tabi ki onlara da  karşı taraftan yaylım ateşi yapılıyordu. Erdoğan, Erdoğan olalı kendi  yandaşlarından böyle eleştiriler aldığının tek örneği bile yoktu.  Yüksek sesle tartışmalar tabandaki sıkıntıyı da ayyuka çıkarıyordu. Saray'ın başkanlık anketleri bariz düşüşe geçmişti. Tam Meclis'teki tartışmalarda alevlenmişken Binali Yıldırım çıktı o hafta içinde  İsrail mutabakatının Meclis'e geleceğini ilan etti. 4 gözle Meclis'e gelen evrakı takip eder olduk. Hafta sonu geldi tık yoktu. Derken o hain darbe girişimi ile  alabora olduk. Unuttuk gittik gündemin tüm maddelerini. "FETÖ"ye odaklandık.

İsrail mutabakatının Meclis'e gelmesi çok önemliydi. Aynı zamanda anayasal zorunluluktu. Mutabakatın maddeleri, Meclis'e geldiğinde nelerin açık edilip nelerin gizlendiğini görecektik. En azından öyle sanıyorduk!.. Fakat olmadı. Mecburiyetten, araya OHAL girdi. Ülke kanun hükmünde kararnameler ile yönetilmeye başlandı. Ancak ilginç olan bir hal vardı!.. Hain darbe girişimi ile ilgili İsrail'den güçlü bir ses gelmiyordu. İlişkilerin normalleştiği ülkelerin başında gelen ve Türkiye'den Marmara şehitleri konusunda özür dilediği iddia edilen İsrail hala çok sessiz. Bana çok garip geliyor. Sizi bilmem!..

Peki mutabakat ne oldu?.. İki ülke resmi makamları altına imza attığı için yürürlükte. Torbalı kanun tasarılarının arkasında -küçücük bir madde olarak- bir gece ansızın Meclis'ten geçirilirse şaşmam. Nasıl olsa OHAL de var. İtiraz etmek eleştirmek içinde  artık mangal gibi yürek  sahibi olmak  gerekir. Saniyede FETÖ'cü olabilme riski çok yüksek. Televizyonlara çıkan itirafçılar da "zaten biz bu zatla çok sıkı fıkıydık hatta biz onu mebus yaptık" deyiverdiler mi... Alın size kapı gibi belge... Gir içeri sıkıysa sen anlat ispatlamaya çalış FETÖ'cü olmadığını. Bu olağanüstü şartlar sebebiyle bugün Yenikapı'da  Erdoğan ile el ele verecek Kemal Kılıçdaroğlu ve Doktor Devlet Bahçeli'den  vatandaş olarak küçük bir ricam olacak. Nasıl olsa 1 milyon bonus aldınız!.. Sorar mısınız R. Erdoğan'a "Ne oldu bu İsrail mutabakatına" diye.. Aman canım!.. Yapacağınız konuşma sırasında yüksek sesle mikrofondan değil. Kulağına fısıldayın yeter. Bu sayede belki, hayatınızda  görmediğiniz kalabalık önünde  mutlaka ve de mutlaka makul, mantıklı, çok inandırıcı bir cevap almamız mümkün olur!.. Sizler de  kafa sallayarak elinizdeki 1 milyon bonusu iki katına çıkarırsınız. Fırsat bu fırsat!.. Tabanın İsrail gazı da meydanda çıkarılmış olur. Bir daha hiçbir densizin aklına da doğal gaz vs.. gibi projelerle "malı kim götürüyor acaba" diye abuk sabuk sorular gelmez.

***

İç ve dış düşmanların el ele tezgahladığı hain darbe girişiminin ardından milletin kontrolsüz bir cinnet ortamına sürükletildiğini ve bunun çok tehlikeli bir gidişat olduğunu her defasında ifade etmeye çalışıyorum. Buna benzer bir filmi Ergenekon ve takip eden süreçte de yaşamıştık. Usulet ve suhuletle  hareket eden akıl yine devrede değil. O karanlık, adice işletilen  sürecin acılarını hep birlikte çektik. Ağır bedellerini ödedik ve ödemeye de devam ediyoruz. "Yanılmışız", "kumpasmış"   gibi mazeretlerin  toplum ve devlet hayatında açtığı yaraların kapanmasının ne kadar zor olduğuna yaşayarak şahitlik ettik. At izi it izine karışık hala tam gaz devam ediyoruz. Madrabazlar meydanlarda cirit atıyor. Halkın temiz duyguları hem cinnet ekranlarından hem de meydanlarda alabildiğine istismar ediliyor.  Dün, tu kaka edilenler, haklarında insafsızca haysiyet cellatlığı yapılanlar, o zamanlar en ufak  ve en tabii olan savunma haklarından mahrum bırakılanlar bugün o yüzsüzler tarafından ekrana çıkarılıyor. Bilinçli bir şekilde yine istismara maruz bırakılıyorlar. Diğer yanda, FETÖ itirafçıları. Bir zamanlar bir elleri yağda bir elleri balda iken masum insanların kanına giren  malum şahıslar, hidayete ermişçesine önü ardı düşünülmeden  ekranlara çıkarılıyor. Ellerinde  küreklerce dolusu pislik, doğru yanlış herkese sallıyorlar. Yine ucu bucağı düşünülmeden yürütülen bir linç kampanyası. Açık söyleyelim, önceki gün (Cuma) saat sabah 03:00'e kadar süren bir haber kanalındaki  program. Aklım çatladı konuşulanlar karşısında. Anlatılanların yarısı bile doğruysa büyük felaket, yarısı bile yanlışsa daha büyük felaket.  Eğer bu adamlar konuşacaksa; bu devletin yargı organları ve kolluk kuvvetleri var. Burası da bir  hukuk devleti ise, ilgili mercilere toplumu daha fazla  cinnete sürüklemeden gerekeni yapma görevi düşmez mi?..

Bir de, zamanında çevirdikleri herzeler yüzünden paniğe kapılan ve kendi  ardını kurtarmak için meydanlara fırlayan provokatörlere ne demeli... Zaten gerginlik içinde bekleyen meydanlara benzin taşıyorlar. Son örneği; İ. Melih Gökçek. Çıkmış 14 Ağustos'ta FETÖ'cülerin planları ile ilgili meydanlarda iddialar anlatıyor. Doğrudur yanlıştır bilemem. Fakat benim asıl üstünde durmak istediğim nokta; bu iddiaları taşıyan iktidarın en büyük belediyelerinden birinin başkanı. Eğer elde somut belgeler varsa, devlet vatandaşına hissettirmeden şerefsizler hakkında gerekenleri tereddüt etmeden yapmalıdır. Devlet olmanın gereği de budur. Meydanlarda ve de televizyonları başında  sabahlara kadar bekletilen insanlara her gün yeni kin ve garez yüklemenin kime ne faydası olur?.. Bir gün ansızın, meydanların arasına karışmış bir ajan provokatörün çakmağı yakması ile  meydana gelebilecek büyük olayların faturasını hiç düşünebilen var mı?.. Allah muhafaza buyursun!.. Çok akıllı olmalıyız. Saf olmamalıyız!.. İtirafçıların anlattıklarını çok iyi tahlil edip, iyi bir akıl süzgecinden geçirmeliyiz. Meydanlarda, tv'lerde cirit atan ABD/İngiliz/İsrail uşaklarının geçmişini asla  hafızalarımızdan çıkarmamalıyız. Onlar, o sayede edindikleri büyük servetlerden bu millete sadece makarna dağıttılar, şimdi meydanlara meyve suyu servis ediyorlar. Bu milleti değil sadece kendi istikballerini ve servetlerini düşünüyorlar. Adları siyasetçi nasıl olsa!..Yarın yine dönüp "aldatılmışız" dediklerinde her şeyimizi vatanımızla birlikte kaybetmiş olmayalım!..

Yazarın Diğer Yazıları