Siyaset ve devlet adamlığı

Agah Oktay GÜNER

Türkiye’de bugün siyasi hayatımızla ilgili şikâyetlerin dünden gelen sebeplerini düşünmek, gerçeğe yaklaşmak açısından elzemdir.
Bizim siyasi hayatımızın bel kemiği 27 Mayıs Darbesi ile kırılmıştır. Seçimle gelmiş, seçim yolunu kapatmamış DP iktidarına bir cunta darbe yapmış, silahlı kuvvetler de bu cuntanın emrine girmiştir. Darbeciler, DP’nin yetişmiş, değerli kadrolarını Yassıada’da zulmün her çeşidiyle ezmişlerdir. Yurdun her köşesindeki DP’liler de dayak fasıllarından geçirilmiş, pek çoğu da sakat kalmak veya hayatlarını kaybetmek gibi bahtsız bir uygulamanın kurbanı olmuştur.
Bir yabancı diplomat;  “Sizin memleketinizin siyasi bereketini aklım almıyor. Bunca müdahaleye rağmen hâlâ siyasi kadro çıkarabiliyorsunuz”  demişti. Türkiye’nin siyasi kadroları hoyratça biçildi ve yeni kadrolar geldi.
27 Mayıs Darbesi sade birinci sınıf kadroları kırmakla kalmadı. Aynı zamanda siyasetin tabii gelişme yolunda devamını önledi. Siyasi hayatımızda gelenek, görenek, tecrübe birikimine kavuşmak hayal oldu. Milletimizin yetişmiş insan bereketiyle partiler kuruldu, hükümetler teşkil edildi. Ancak siyasette çok önemli olan usta-çırak ilişkisine geçilemedi. Askeri darbeler 1980 darbesi de dâhil, partileri kapatmayı, parti yöneticilerine yasak getirmeyi bir marifet zannetti. Bir alayı bir subaya teslim etmek için, ona alay komutanı demek için 25 yıl onun yetişmesini ve demlenmesini bekleyen komuta kademeleri, milletvekili olan kişinin bakan olabileceği hükmünü uyguladılar ve devlet yönetiminin askeri bir birliği idare etmekten kolay olacağını sandılar. Bütün bu olanlara rağmen saygıyla, sevgiyle anılmaya layık başbakanlarımız ve bakanlarımız oldu. Ancak üzülerek ifade edeyim, Türkiye Adnan Menderes çapında bir Başbakanı, Fatin Rüştü Zorlu çapında bir Dışişleri Bakanını gelecek elli yılda yetiştirebilir mi çok şüpheliyim. Menderes, Türkiye’de ekonomik gelişmenin rakamlarını patlatan adamdır. Darbeciler, üniversite mezunu memurların 600 TL aldığı Türkiye’de Amerikalı profesörlere günde 1.250 TL ödeyerek Menderes’in uyguladığı bütün ekonomik projeleri incelettiler. Sonunda onlar cuntaya bir rapor sundu. Bu raporun ifadesi şu hükümle bitiyordu;  “A. Menderes’in uyguladığı bütün ekonomik projeler kendi aralarında mükemmel planlıdır.”
Yassıada’da yalanlara ve iftiralara dayanan bir mahkeme hükmüne ulaşmak için hukuk ayaklar altına alınmıştır. Merhum Bayar’ın İsmet İnönü’yü öldürmek için bazı partizanları görevlendirdiği iddiasıyla açılan Topkapı davasında avukatlar:  “Beyefendi, size vefatından biraz önce Atatürk, bu İsmet’i temizleyin dedi ve onun öldürüldüğüne inanarak vasiyetinde ’İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır’hükmüne yer verdi. Lütfen bunu mahkemede ifade edin. ’Ben Atatürk’ün emrine rağmen İnönü’nün hayatını korumuş adamım. Nasıl olur da Onu sokaktaki adamlarla öldürtmeye teşebbüs edebilirim?’ deyiniz.”  Bayar’ın cevabı  “Devlet sırları şahsi savunmada kullanılamaz”  oldu.
Aynı davada yılların yalan fırtınalarıyla yıpratılmak istenen Menderes’e, ağır bir itham yönetilmiştir.  “Muhalefet partilerine özellikle CHP’ye mensup olanları öldürmeleri için kendi taraftarlarına silah dağıttı.”  İşin aslı Başbakan Menderes, Cezayir’de Fransız zulmüne başkaldırmış Cezayir milliyetçilerine silah yardımı yapmıştı. Menderes’in avukatlara cevabı  “Devlet hayatımızla ilgili sır kalması icab eden hiç bir konuyu başımı kurtarmak için kullanmam” olmuştu.
Ne yazık ki bu müstesna devlet adamlarının karşılaştığı muhalefet korkunçtu.  “Hayatta en büyük saadet namuslu ve münevver hasımlar karşısında olmaktır”  diyen feylesof ne kadar doğru söylemiştir. Siyasette hasımlarınız aydın kimliğine ulaşamamış, yarı cahiller ve namus kavramından mahrum arsızlar ise sizin saadete ulaşmanız mümkün değildir. Ne yazık ki bu memlekette muhalefet, hep iktidarın her dediğine  “hayır”  demek sanatı olarak anlaşılmıştır. Hâlbuki muhalefet kara çalma sanatı değildir. Yeni fikirler üretmek, yeni çareler söylemek, yeni ufuklar göstermek muhalefetin işi olmalıdır. 27 Mayıs’ın yollarını döşeyen o günkü muhalefet olmuştur... Dışişleri Bakanı Zorlu, dünya borsalarında buğday fiyatları kımıldayıp azıcık yükselince, buğday verip petrol aldığımız İran’a gitmiş, o günün heyetinde bulunan rahmetli dostum E. Büyükelçi Oğuz Gökmen’in bana anlattığına göre, yüzde 10 indirim sağlayarak Türkiye’ye büyük bir hizmet yapmıştır. Ne yazık ki bunun mükâfatı ’Zorlu yüzde 10 rüşvet aldı’ iftirası olmuştur.
27 Mayıs Darbesi’ni; 1971 12 Mart Muhtırası, 12 Eylül 1980 Darbesi takip etmiştir. Merhum Türkeş’in ifadesiyle; “En iyi darbe yönetimi, en kötü demokrasi idaresinden daha zararlıdır.”  Siyasi hayatımız için bu kapıların kapanmış olmasını temenni ediyorum. CHP’nin kadro değişikliğini sağlam araştırmalarla beslenmiş bir düşünce ve fikir zeminine taşımasını bekliyoruz. MHP’nin birlik ve beraberlik bayrağını açmış olması, ülkemizin ve siyasetimizin geleceği açısından çok büyük önem taşıyor. Ülkemizin içinde bulunduğu sosyal şartlar ve bölgemizin sorunları ancak çok güçlü kadrolarla aşılabilir.
Siyaset adamları demlenir, tecrübe kazanır ve devlet adamı olur. Siyaset adamı bugünü, devlet adamı gelecek elli veya yüzyılı düşünür. Başta siyasi partiler olmak üzere, devlet ve millet hayatında yetişmiş kadroların kıymetini bilmeliyiz. Unutmayalım ki; “bir devletin değeri onu meydana getiren kişilerin değerine eşittir."

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş